ERBAA’DA BEDİR DEDEMİZ VARDI

14 Aralık 2018 0 yorum Genel 196 Görüntüleme

ERBAA’DA BEDİR DEDEMİZ VARDI
Merkez çarşı caminin hemen arkasında küçücük bir dükkânı vardı. Kendine göre elinden geldiğince terzilik yapar, bazen de makinasına büyük gelebilecek işleri bile yapmaya çalışırdı ki insanları boş çevirmek âdeti değildi. Sabah evinden çıktığında duasına başlar, camiye kadar yolunda gördüğü tüm ufak taşları dahi alır kenara koyardı. İşyerine girmeden camiye girer cemaat gelmeden caminin temizliğini yapar, bazen de davudi sesiyle sabah ezanını okur bir köşede tespihini çekmeye başlardı. Hatta canlı bir şahidin anlattığını aktarmakta fayda var der ki, “ ben sabah namazını kılmak için camiye girdim fakat üst kattan öyle bir ses geliyor ki üst katın halıları nerdeyse dövülüyor ‘pervane’ adı verilen büyük halı süpürgesi de hiç durmadan çalışıyordu. Üst kata çıkıp içeri girmek üzereyken sesin kesildiğini duydum. İçeri girdiğimde ise sadece Bedir Dedeyi tespih çekerken gördüm, başka kimse yoktu. Bu olay kafama takıldı ve ondan sonra ki sabahlarda ben ondan önce camiye gelmek için çok sabahlar camiye koştum ama bir türlü ondan önce de camiye giremedim. Eğer bir dostum beni uyarmasa belki de onun kalbini kıracaktım ama Allah beni bu yanlıştan bir dostum sayesinde kurtardı.” diyerek anlattığı Bedir Dedenin bizlerde bıraktığı derin etkiyi de sizlere aktarmak isteriz. Bedir Dede sabah namazından sonra cemaatle helalleşir ve bir üst sokaktaki işyerine giderdi.
İçeri gireni boş çevirmez dükkânını besmelesiz açmaz, komşularına selamsız geçmezdi. Beline biriken kamburu bazen sıkıntı yaratsa da onun yüzünden tebessüm eksik olmazdı. Peki, onun özellikleri sadece bunlar mıydı? Değildi tabi ki! Onu komşularından ayıran ve vefat etmesinden yıllar geçmiş olsa bile bugün hatırlanmamamıza sebep olan mükemmel bir özelliği daha vardı.
O, işyerine giren tüm çocuklara ama istisnasız tüm çocuklara, makinasının yanı başında duran çekmeceyi çeker, çıkardığı şekerleri ikram ederdi. Hani fasulye büyüklüğünde rengârenk şekerleri çocuklara uzatırken onları sever, öperdi. Erbaa’da hangi mahallede kaç çocuk varsa onun şekerlerinden yemeyen kalmaz, onun dükkânını bilmeyen afacan olmazdı. İşi ne kadar yoğun olursa olsun, o gelen her çocuğu gülen yüzüyle karşılardı. O renkli şekerler de senede iki hafta renk değiştirirdi. Ramazan ve Kurban bayramlarında o renkli şekerler gider, yerlerine daha canlı renkleriyle, cam şekerler gelirdi. Ne de olsa özel ve güzel günlerdi o günler.
Yıllar geçti, çarşı caminin önünden geçerken hatırladım, rahmetli Bedir Dedeyi. Fakat onu hatırlatan sadece çarşı cami olmadı. Son dönemlerde ülkemizin içine itilmeye çalışıldığı ve milletimizin yapı taşlarından olan güven duygusunun yok edilmek üzere olmasıydı onu hatırlatan. Ya da etrafımıza ördüğümüz ve kendimizi korunmuş hissettiğimiz beton duvarlardı onu hatırlatan. Hani hiç kimsenin bizi rahatsız etmediği çocuklarımızın eline aldığı tabletleriyle oynayıp bizi bile görmediği ve güya korunduğumuzu beton duvarlardan bahsediyorum. O duvarların içine kimseyi almıyoruz fakat çocuklarımızı hangi dünyaya hangi dünyalara sevk ediyoruz hiç düşünüyor muyuz? Ve yahut onların dönemlerinde yaşayan esnaflarımız bir birlerine kasalarını dahi emanet edip giden esnaflarımız bugün neredeler? Bedir Dede öldü, peki onlar da mı öldü?
Bugün baktığımızda ve o günlere gittiğimizde görüyoruz ki, biz onların ölümüyle sadece ve sadece birer bedeni değil bir kültürü gömmüşüz! Bizler hayatta olduğumuzu zannediyoruz ama maalesef ölen biz olmuşuz! Ölümsüzlüğü yaşayan da hak eden de onlar olmuşlar! Bu nasıl olur demeyin işte bakın bizler çocuktuk onların verdiği şekerleri bugün hatırladık. Onların şekerleriyle büyüdük onlar para, nam, şan, şöhret, makam değil, o şekerlerle birer hazine biriktirmişler de bizler bugün o hazineye dahi sahip çıkamamışız!
Bizler ne durumdayız hiç bu soruyu kendimize sorduk mu?
Bugün kendimize toplum olarak sormamız gereken sorular yok mu?
İşte o günlerde Bedir Dede de özeldi, güzeldi. Etrafımıza bir bakalım, çarşıda olsun veya evimizde olsun kimin kime güveni kaldı? Bu güven duygusu yıkılırken bizler ne yaptık? Tekrar inşa etmek için ne yapıyoruz? Bir Bedir Dede gibi anılmak ve yıllar geçse de bizim adımızın birilerinin yazması için hangi çalışmanın içindeyiz? Bedir Dede o gün hiç tanımadığı çocuklara şeker verip bugün kendinden söz ettiriyorsa bugün biz tanıdıklarımıza nasıl davranıyoruz?
Genel durumumuz nasıl?
Bundan yirmi ya da otuz yıl önce ne onun verdiği şekerler, nede şeker alan çocuklardan şüphe edilmez. Onun yanına uğramadan geçen çocuklara da iyi gözle bakılmazdı. Bize ne yaptılar da şimdi böyle bir hareket olsa hem şeker verenden hem de alandan şüphe eder olduk. Ülke genelinde duyduğumuz haberler, yaşadıklarımız ya da ilçemizde olanlar birer kâbus gibi üzerimize çöktü. O iyi adamlar nereye gitti. Çocuklara karşılık beklemeden şeker dağıtan o fukaranın yerine gelenlerin şeker parası mı kalmadı. Bu kadar hızlı nasıl değiştik? Bu değişim mi? Gelişim mi? Bozulma mı?
Bugünlerde bırakın bir esnafın çocuklara şeker vermesini herhangi bir öğretmenin çocuklarımıza ilgilenmesine bile yabancı gözle bakar olduk. Maalesef bu noktaya ağır değil, hızlı adımlarla geldik. Etrafımızı saran çirkinliklerden, küfürden, yozlaşmadan hep şikâyet eder olduk. Ama bunu bitirmek için de hiçbir şey yapmaz olduk.
Yarından tezi yok ne yapmamız lazım?
Biliyoruz ki, bizi bozmaya, yozlaştırmaya çalışan ne kadar olumsuzluk varsa, milletimizin de bunları aşacak sağlam bir mayası var. Bugün içimize düştüğümüz veya düşürüldüğümüz durumdan yine elbirliğiyle çıkmalıyız. Çıkmak zorundayız. Ne kaybolan çocuklar bir başka milletin çocuğu nede cinsel istismara kalan çocuklar bir başka ülkedeler. Olsa da fark etmez bizim en büyük özelliğimiz Yunus’un tabiriyle: ‘Yaratılanı yaratandan ötürü sevmek değil mi?’
Artık Bedir Dedenin mirasına sahip çıkmanın zamanı geldi de geçiyor. Onları sadece hatırlamak değil onlar gibi olmaya da çalışmalıyız. Yaptığımız işleri önce Allah rızası için yapmalı, sonrasında bu millet için her şeyin en güzelini yapmaya çalışmalıyız. İşimiz veya görevimiz ne olursa olsun bu millete hizmet etmenin Allah’a ve tüm insanlığa hizmet etmek olduğunun farkında olmalıyız. Bunun için devletimizle el ele vererek üzerimize örtülmek istenen kara bulutları kaldırmak ülkemizi ve bölgemizi huzura eriştirmek için gece gündüz demeden çalışmak zorundayız.
Yazımızı toparlarken bu kötü olayların bize hatırlattığı güzel insanların ruhu şad olsun. Milletinin çocuklarına verdiği şekerlerden dolayı güzel anılan güzel insanlar bizlere örnek olsun. Allah iyi insanları içimizden ve başımızdan eksik etmesin.
Allah milletimizi kötülüklerden korusun…
Mekânınız Cennet olsun: BEDİR DEDE ve Bedir Dede gibi olanlar, olmaya çalışanların…
Fatih KAPLAN 3.12.2018

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 yorum