Karanfil ile Leylâ’nın Uzun Hikâyesi

5 Mart 2018 0 yorum Genel 542 Görüntüleme

Karanfil

Karanfil, zemheride açmış idi. , Leylâ mest olmuş idi koyulaşan cezbesinde… Kanıyla yazılan kaderin cilvesi sandı. Tutmadı yüreğinden, usulca yaklaştı. “Başka diyarların taç yaprağı” dedi, bilmem bu güzellik Allah’tan mı, senden mi?  Al kanını sundu. Karanfile içirdi. Sonra aldı Leylâ ;

“Karanlık çalar,

Kara çalar gözlerine
Gece döner, gece apak kar düşer
Kar yağar karanfile
Kan karanfil, ala çalar.
Kan dolar göğsüme
Kan karanfili, kar geceyi karanfille
Hayali düşer,
Karalı gözlerine
Ay parçalanır
Gök karalanır
Gölgen değer,
Gölgen düşer nefsime
Zemheride açan karanfil”

Karanfilin dermanı kesilmiş idi. Yaprakları allanmış, utanmış idi. Kana bulanmış, dinmemiş idi. Hakikat açmış, görünmüş idi. Doğruldu Karanfil;

“Hece utandı
Karanfil, karardı zindanında
Bir yıkık şehir
Bir kırık kalem
Birkaç sönük kelama hasret

Bir lokma hazır
Bir tutam zehir
Göz değil sihirdir
Büyülü bir gecede yalnızlığım…
Hasret kıdemli
Ki gözler nemli
Bakışlar kanlı bir kor oldu avucuma…

Görünmez kıl görünme
Gölge olmasın adım
Zehirdir tadım sofrana
Katık değil düğümdür
Dolanan boğazıma
Sağ yanım aydınlığa hasret
Sol yanım taş kesilmiş
Kim çözer bu düğümü
Allah bes
Belki son nefes…”

Takati kesilmiş iki âşık huşu ile güne baktılar. Güneşi gördüler. Karanfilin yüzlerine gözyaşını sürdü Leylâ. Büyüttüğü sevgisinden kopardı. Bütünleşip, bir oldular. Seslendiler Bâki’ye. Ve öylece toprak oldu bu uzun hikâye…

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 yorum