Çeşmemle Başbaşa

25 Ağustos 2017 0 yorum Ömer Bedrettin Uşaklı 1240 Görüntüleme

ÇEŞMEMLE BAŞBAŞA

Işıklardan korkarak ölen çocuğum gibi

Geceleri bekliyor akmak için bu çeşme;

“Baba, söndür ışığı!” diyen yavrucağım gibi,

Ruhuma sesleniyor derin derin bu çeşme. ..

 

Parlayan yıldızları görmeden akan çeşmem!

O mavi gözler gibi görmeden bakan çeşmem.

 

Menenjitli bir çocuk odası sanki başım,

Kemik penceresinde gecelerden örtüler. . .

Buralardan uçuyor ümidim birer birer,

Bu meçhul karanlıktan dökülüyor gözyaşım,

 

O altun saçlı yavru ölü mü, sağ mı bilmem,

Onun sesine benzer bir ses ver bana çeşmem

 

Küçücük kovasını suyunla doldurmadan,

Sonbahar, yaprakları rüzgâra savurmadan.

Su verdiğin bahçede bir baharcık durmadan,

 

Nasıl gitti babasız bilmediği bir yere…

Nasıl gitti o yavru karıştı ölülere

 

O yayla rüzgârında büyümüş güzel çiçek,

İsparta güllerinden kokulu o tomurcuk,

Kim derdi ki ansızın sararıp dökülecek?..

Kim derdi ki koşarken düşecek bu yavrucak?…

 

Çeşmem onun mezarı suyunun başında mı?

O küçük ayakların izleri taşında mı?

 

Çeşmem, sen de susmuştun “Anne beni uyut!”

Diyerek tanımadan etrafa baktığı gün…

Yağmurun gözyaşımla beraber aktığı gün,

Meyveler, hatıralar, sesler götürdü tabut…

 

Altun saçlı o güzel ölüyü, sakın çeşmem,

Bu ses veren suyunla sen mi yıkadın çeşmem?

 

Saçları akşamlardan bir demet son ışıktı,

Uzun kirpikli gözler, o donmuş menekşeler,

“Uyumam; diy mi baba” diyor gibi açıktı;

Donup kalmıştı sanki yüzünde son neşeler

 

Ona öldü demeye varmazken dilim çeşmem

Şimdi ağıt mı yazdı okşayan elim çeşmem?…

 

O küçücük tabutu yağmurlarla ıslandı

Sararmış yapraklara gizlendi kelebekler;

Mini mini elleri beklerken solup yandı,

Bahçemdeki çiçekler, ruhumdaki çiçekler…

 

Ondan ayrı açacak güllere yazık çeşmem;

Su verdiğin çiçekler kurusun artık çeşmem;

 

Fidanın ve bülbülün fecirde ilk sesiydi.

Yarım kelimelerle söylediği şarkılar…

Ruhumun en sevdiği tatlı musikisiydi

Ahengini seçerek söylediği şarkılar…

 

İşte yine o şarkı, biraz dur güzel çeşmem;

Sonra karanlıklarda kaybolur güzel çeşmem;

 

Bir damlacık şebnemi buza döndürmek için.

Dağları donduracak tipiler verdi Tanrım.

İki mavi yıldızı yakıp söndürmek için

Verdiği şimşekleri görse titrerdi Tanrım!

 

Karardı mı ölmeden mavi gözlerdeki fer,

Ölmeden tutuldu mu o tatlı yarım diller…

 

Yıldırım değmiş gibi o ince, yeşil yaprak

Sapsarı uçup gitti yeşil zeytinliklerden..

Dünyanın havasında güneşten, nurdan uzak,

Bir kanat ürperişi, bir sızı bırakarak,

Sapsarı uçup gitti yeşil zeytinliklerden…

 

Erken solup sararmak yazık değil mi çeşmem,

Şu zeytin yaprakları hâlâ yeşil mi çeşmem?..

                                              Edremit 1936

Ömer Bedrettin Uşaklı- Sarıkız Mermerleri

 

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 yorum