Belki Annem

9 Ağustos 2017 0 yorum Genel 246 Görüntüleme

anne

 

Öyle susamışım ki, toprakları içmek var aklımda.  Çamurdan bir arafta yeniden yoğrulmak istercesine yorgunum. Kızgınım. Çiçek açan dalları anlamıyorum. Ay geçiyor. Ve zamanla, her geceki boğuşmalarımın birinden ellerim mürekkepli ayrılıyorum.  Kanlı gözlerimi güneşin ilk ışıklarında yıkıyorum. Işıklar sönüyor, ışıklar yanıyor, Çaylar demliyor, çayları soğutuyorum serseri pencere köşelerinde. Gıcırdayan kapıyı yağlamadım. Gelirsen, ki ben bunu duyarak kapıya koşmak istiyorum.
Sonra bir daire çizdim kendime. Vuslatı bekleyen mahkûm voltası değil de böyle bir garip dönüyor, dolanıyorum. Tarifsiz. Kaybetmekle bulmak isteğim yine çelişiyor. Kısa kısa soluyor, uzun ve derin âh’lar ile geceyi gün,günü dün ediyorum. Bir yerlerde kendimi bırakmak mümkün olsa… İnsanları hatırlıyor, insanları unutuyorum. Bir nesneyi bulmak ne kadar kolay şimdi ama ne kadar zor. Dairenin etrafında dönüyor, çizgileri aşındırıyor, yine çiziyor yine dönüyorum. Dön… Ve her anlamda dön- fiiline yalvarıyor gibiyim. Kulağımın aşina olduğu zil sesi karanlık odamın içini dolduruyor. Bilmiyorum, bu kapı kaç kere çaldı fakat ben kaç kere açmadım. İşte tam o anda pencereden başımı çıkarıp:

-Ey ahali ben evde yokum.

demek istiyorum. Ki ahali ahvalimi bilse çalar mı kapı mı? Yoksa  meczup der  geçer mi?  Bir çare sunar mı eller? Yahut ellerinden tutar da seni bana getirir mi? Sessizliğe veriyorum kendimi. Dergah-ı İzzet’te nefesleniyor, nefsimle cebelleşiyor,  yeniden yanıyorum. Umduğum çıkış yolu senin dönmendir. Ve üstelik götürdüğünü getirmelisin.  Bilmiyorsun, demir kapım her çalındığında hücrelerden ve cezbelerden çıkıp doğrultuyorum gözlerimi güne. Eriyen gözlerimi gözyaşlarıyla suluyorum ve demir kapım yeniden yokluğuna kapanıyor. Günleri ve hatta ayları geçirdin. Dönmediğin her gün ben küçülüyorum, aynı senelerde –belki 2006- karşılaşmak ümidiyle. Gel, O’nu söyle bana.

Yalvarışlarım arş-ı âlâya ulaşıyor ki gıcırdıyor kapım. Bir çift ayak, bir çift göz giriyor karanlığıma. Ellerim boşluğa uzanıyor, özlemle sarılıyorum. Soluksuz anlatmasını beklediğim kelamlardan bir teki dahi çıkmıyor ağzından. Bir haller var, sezmekten öte yaşıyorum. Büyümüş görüyorum gözlerini. Çocuk bakışları olgunluğa bürünmüş fakat aynı ve her zamanki saflıkta gözlerime bakıyor. Tedirginim. İki dudağının arasında hücreler ve cezbeler görüyorum yeniden… Karanlığımı çağırıyorum ellerimle.

-Söyle, sana ne oldu?  Çocukluğum, gözlerinin ağını kim sararttı?

Pencereye bakışından anlıyorum gideceğini. Kafamı çevirip aynı yöne bakmak istiyorum. Keşke anlık yok oluşları beni ürkütmese. Konuşmasını bekliyorum, saatler geçiyor ve gözleri hala pencerede, benimse gözlerinde… Sessizliğin içinde yalnız benim kalbim atıyor. Sonra her sözcüğünde geriliyor atışları. Nihayet durur gibi oluyor, durmuyor ama atmıyor da. Sessiz atışların ağrısını duyuyorum. Annem geliyor, dizlerine yatıyorum. Ellerim saçlarıma yine uzanmıyor. Âh anne…Çocukluğum,gidiyor bana sormadan,dur diyemiyorum. Yağmurlar yağıyor çiçeklerime, çiçeklerim dökülüyor,toplayamıyorum. Yine yağmurlar yağıyor ama hiçbiri gözlerinin mavisine denk değil. Düşünüyorum… Rüzgar doluyor penceremden sonra ciğerlerime. Aklımın bir köşesinde silinip gidiyor hayaller. Hayallerim anne,hayallerim zalim. Kah çocukluğa özeniyor kah olgunluğun ördüğü duvarlara çalıyor beni. Neşet Zahidem diyor,ben ağlıyorum. Teller gibi sızlıyor bağrım. Anneciğim türkülerin elinden tut,sonra benim,bana dünleri geri getir. Yalvarıyorum…

 

 

 

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 yorum