Tek Kişilik Veda

21 Temmuz 2017 0 yorum Genel 157 Görüntüleme

IMG_20170721_152710

Yine sıcak ve kurak bir Konya sabahında açmıştık gözlerimizi..

Aslına bakacak olursak gayet mutluyduk; bir yılı daha geride bırakmış, ailelerimize olan özlemimizde sona yaklaşıyorduk.

O meşhur kız yurdunun birkaç adım ötesinde, birbirimize gönülden sarılmış bekliyorduk. Her şey yolundaydı, az ötede çokta yaşlı olmamasına rağmen geçim sıkıntısından yüzündeki çizgilerin gitgide arttığı, esmer, nur yüzlü bir dayı yine memleketin en taze meyvelerinden satıyordu. Satıyor dediğime bakmayın tüccar falan değildi o dayı, belki eğitimli de değildi amma öğrencinin halinden anlardı, ekmeğini öğrenciden kazanır, tadına baktırmadan satmazdı meyvelerini, neyse..

Usulca yanaştık yanına; biraz çilek, biraz da erik aldık. Ne kadar da farklı tatlar öyle değil mi? Tıpkı biz gibi..

Tam meyvelerin tadına bakacaktık ki otobüsümüz geldi, yiyemedik, nasip değilmiş. Koyulduk yola, sefer başlamıştı..

Bu otobüs her iki başkente de gidiyordu, lakin onun başkenti biraz daha yakındı, daha yolun yarısı olmadan inecekti, nereden baksan birlikte son üç buçuk saat..

Gözümü ondan ayırmıyor, zaman dursun diye dualar ediyordum, benim gideceğim başkentte gözüm yoktu zaten. O da biliyordu, oydu benim başkentim. Fatih gibi heybetlice gönlüme girmiş ve beni fethetmişti, işin kötü yanı da şu ki bir akıl hocası da yoktu benimkinin. Belki de o yüzden böyle olmuştu?

Zaman adeta coşkun seller gibi akıp gidiyordu. Otobüs yavaşlamıştı, yol boyu doya doya izlediğim yarimden çekmek zorunda kalmıştım gözlerimi, korkuyordum, yoksa başkente gelmiş miydik? Buraya kadar mıydı? Evet, gelmiştik..

Bir an öylece dona kalmıştım. Yolcuların gözlerinin içine içine bakan o gudubet muavinin kat sesiyle kendime geldim: “Ankara’da ineceklere geçmiş olsun, yola devam edecekler araçtan ayrılmasın.”

Şaka gibiydi. Bu güzel duyguya ve özel duyguya bir muavin son veremezdi!

Apar topar indik araçtan, o al yanağından boncuk boncuk süzülen ter damlalarına son kez baktım, ardından hızlıca istasyonun içine girdik. Hafif sağa doğru ilerleyerek, ilk merdivenden aşağıya doğru yavaş yavaş süzüldük. Servis araçları onu bekliyordu, Mamak’a giden araç tam karşımızda duruyordu, sona gelmiştik..

Aklıma bir an Yavuz Bülent Bakiler’in Cebeci İstasyonu şiiri geldi, Aşti ile Cebeci’nin bir alakası yoktu, bilirdim, üstelik inceden bir yağmur da yağmıyordu ama olsun burası da bir istasyondu, bana onu çağrıştırıyordu.

Nutkum tutulmuştu, yutkunamıyordum, gönlümden bedenine bir Allah’a ısmarladık sözcüğü dökülebilmişti sadece. İşte o an benim için başkentliğini yitirmişti Ankara.

Artık Ankara; yarım kalan bir sevdanın yavru vatanıydı.

Ey koskoca görünen Ankara; gayrı bir Atatürk, bir de Başbuğ’dan ibaretsin, sana fazla bile..

 

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

Metin Öcalan

21 Eylül 1995 İstanbul-Tuzla doğumluyum. Çankırı'lıyım. Selçuk Üniversitesi Gazetecilik bölümü mezunuyum.

İlginizi Çekebilir

0 yorum