SERÇE KUŞUNUN ŞARKISI

26 Mart 2017 0 yorum Öykü 615 Görüntüleme

 

Serçe kuşu çöpü yerden aldı. Sonra ürkekçe etrafına bakındı. Sanki her an uçmaya hazır bir hali vardı. Az ilerisindeki çöp daha uygun göründü  gözüne, başını hafif sağa çevirip baktı. Bir sıçradı; bir daha sıçradı. İki ayağının üzerinde sekti, çöpe baktı, inceledi; sıkıca kavradı ağzıyla. Aceleyle uçuverdi.

Yuvasını yapıyordu serçe kuşu. Şehrin kıyısında bulunan eski parkta en küçük fıstık çamlarının birindeydi yuvası. Zirveye çok da yakın olmayan, tehlikeli hayvanların ulaşamayacağı uzaklıkta, üççatalın birleştiği bir dal ucuna konduruvermişti yuvasını. Rüzgâr bazen biraz kuvvetli esip dal sallandıkça serçe kuşu da zıp zıp zıplar, henüz tam olmamış yuvasını rüzgârın alıp götürmesinden korkardı. Bu yuva yaptığı ilk yuvaydı. Ve ilk kez yavrularının olacağını umut ediyordu serçe kuşu.

Çöpleri özenle yerden seçiyor, kendisine Yaradan’ca verilen sevk-i ilahi ile uçuyor, kalkıyor, bakıyor, inceliyor ve çöpleri yuvasında uygun yerlere yerleştiriyordu. Neredeyse bitmişti yuvası, birkaç yumurtası olacaktı, sonra sarı gagalı yumuşacık tüylü minimini yavruları.

Kalbi küt küt atıyordu minik serçe kuşunun.

***

Kalbi küt küt atıyordu şaşı gözlü tekir kedinin. Bu arabalar ne kadar da hızlı geçiyordu böyle. Bir gün dikkati dağılıverse birinin altında kalması kaçınılmazdı. Nefes nefese baktı geçen ekmek arabasının arkasından. Böyle bir arabanın kuyruğuna çarpması sonucu zaten kuyruğu kırık ve bir tarafa doğru yamuk kalmıştı. Kendini kaçırmış ama kuyruğunu arabanın tekerleğinden kaçıramamıştı o an. Nasıl da canı yanmıştı. Gözünden yaş gelmiş, acısından birkaç gün kesik kesik miyavlayıp durmuştu. Aklına ne açlığı ne de o zamanki soğuk hava gelmişti. Bir apartmanın merdivenin altına saklanıp kalmıştı birkaç gün. Sonra oradan da kovulmuştu. Apartmanın kapıcısının süpürgesinden önce kafasına, açık olan apartman kapısına doğru koşarken de beline bir darbe almıştı. Güç bela sokağa çıkınca kendini güven içinde hissetmişti.  Yengeç gibi yan yan giderek arkasına bakmıştı bir süre. Korkudan diken diken olan tüyleri yavaş yavaş normale dönüvermişti.

Yalandı. Yalanınca ne kadar aç olduğunu fark etti. Sokakta pek kimse yoktu. Akşam alacakaranlığı yeni yeni çökmeye başlamıştı. En yakın çöp bidonuna doğru hareketlendi. Kendisini kovalayabilecek bir insan, bir başka kedi veya köpeğin olup olmadığını gözledikten sonra sıçrayıverdi içine şaşı gözlü tekir kedi.

***

Serçe kuşu ayaklarını kaldırdı. İşte orada duruyorlardı. Dört taneydiler. Kirli beyaz renkteydiler ve üzerlerinde siyah noktalar vardı. Keyifle ötmeye başladı serçe kuşu. Tüm kuşlar ötüyordu kendisi gibi, sabah güneşi kızıl ufukta doğarken. En güzel sesli bülbül kuşundan tutun da sabun hırsızı karakargalara kadar her kuş mutluluğunu ifade ediyordu ötüşerek. Bulundukları parkta bulunan tüm ağaçlardan koro halinde bir şarkı yükseliyordu yeni uyanan şehre doğru. Yumurtalarını sıcak tutmak için neredeyse hiç kalkmıyordu yerinden. Günde bir defa biraz açlığını bastırmak için yuvadan ayrılıyor sonra yeniden yuvasına dönüyor ve artık tüm gününü burada geçiriyordu.

Açlığını bastırmak için devamlı gittiği yerler vardı eskiden. Yakındaki caminin avlusunda bazen güvercinlerle beraber yemlenir, bazen iyi yürekli insanların kapılara pencerelere, balkonlara bıraktığı ekmek kırıntılarından nasiplenirdi. Çok uzak olsa da bazen şehir meydanına giderdi. Orada kuşlara yem atan insanlar bulunurdu. Orası da güvercinlerin işgali altında bulunuyordu ama mutlaka yiyecek bir şeyler az çok olurdu. Bazen daha uzaklara şehrin dışına uçtuğu zamanlarda meyve bahçelerinden incir, kayısı, kavun, karpuz gagaladığı da olurdu. Ama meyve bahçelerinde eli sapanlı kuş avlayan çocuklar görürdü. Onun için gitmek istemezdi meyve bahçelerine. Bir çocuğun attığı sapan taşı kafasını sıyırıp geçtiği günden beri korkuyordu şehrin dışına çıkmaktan. Son günlerde ise gözü hep karşıdaki apartmanın birinci katındaydı. O evde oturanlar balkon penceresine her gün ekmek ufakları bırakıyorlardı. Onun için açlık artık ciddi bir sorun olmaktan çıkmıştı.

***

Açlık en büyük sorunuydu şaşı gözlü tekir kedinin. Pis kokan çöp bidonlarında dün akşam bir şeyler ararken, birisi bir kova dolusu içinde henüz sönmemiş közler bulunan soba külü dökmüştü üstüne. Önce ne olduğunu anlayamamış, közler orasını burasını yakmaya başlayınca kendini çöp bidonundan dışarı adeta bir ok gibi fırlatmıştı. Çöpü üzerine döken yaşlı kadını da epeyce korkutmuştu. Fırlayınca üzerindeki külleri savurarak bir sağa bir sola koşmuş sonra en yakında gördüğü park etmiş bir arabanın altına saklanıvermişti. Küt küt atan kalbi, aç karnı, küle bulanmış tüyleri ile ne kadar zavallıydı. Bu şehirde ne kadar mutlu kediler vardı. Ciğercilerin, kasapların, balıkçıların yanında yakınında kendisine yer bulmuş semiz kediler görürdü. Ev kedileri vardı sonra; karınları tok, tüyleri temiz, yemek seçen, makarnayı, ekmeği beğenmeyen, şımarık, keyiften o yana bu yana dönüp beyaz tüylerini keyifle yalayıp gerinen, esneyen, keyiften kuyruk uçlarını bir sağa sola sallayıp yumaklarla oyunlar oynayan, soba yanında sıcak yastıkları olan ev kedileri. Ne ev kedisi olabilmiş ne ciğerciye kendisini sevdirebilmişti.

Havada uçuşan kuşlara baktı şaşı gözlü tekir kedi. Şu kuşlar uçmasalar avlamak ne kadar kolay olurdu onları, ya da kediler uçabilselerdi. Onlara bakıp bakıp yalanmazdı ya da karnının gurultusunu dinlemezdi şimdiki gibi. Açlık neler düşündürtüyordu böyle.

***

Serçe kuşu balkonun korkuluklarına tüneyip penceredeki güzel çocuğa baktı, çocuk da kuşa baktı. Çocuğu ilk kez görüyordu serçe kuşu, çocuk da ilk defa bir kuş görüyordu belki de. Çocuk kuşu sevmişti, elini çocukça bir tavırla uzattı. Kuşu işaret mi ediyordu yoksa “Gel elime kon, seni sevmek okşamak istiyorum” demek miydi bu işaretin anlamı? Ama dostça olduğu belliydi. Kuş keyifle öttü olduğu yerden. Bir bülbül kadar olmasa da sesi güzel sayılırdı. Sonra annesi fark etti serçe kuşunu. Çocuğu parmağı ile kuşu gösteriyordu. Anne de katıldı oyuna “Bak, ne güzel kuş” dedi. Çocuk da “Anne, kuş” dedi, yarım tatlı konuşmasıyla. Çocuğunun sevdiği bu tüylü, sevimli oyuncağı sevmişti anne. Zaten her gün balkona, pencere kenarına bıraktığı ekmek ufaklarıyla kuşları sevdiğini belli etmişti.

Ne güzel bebekti bu böyle, siyah kocaman gözleri, al beyaz teni, uzun siyah saçları, yeni yeni anlaşılmaya başlayan sözcüklerinin sevimliliği ile kuşa yakında yumurtadan çıkacak yavrularını hatırlattı. Bir süre hayallere daldı gitti serçe kuşu. Sonra yuvasındaki yumurtaları aklına geldi. Balkondaki ekmek kırıntılarından hemen acele ile atıştırıverdi. Gitmeden tekrar balkon korkuluğuna kondu, güzel çocuğa baktı, güle güle dercesine cik cik öttü. Serçe kuşu çocuğu çok sevmişti.

***

Yemeğini sevmişti şaşı gözlü tekir kedi. Keyifle ağzının kıyılarında bulunan yumurta artıklarını yaladı. Kaç gündür takip ettiği serçe kuşunun her gün karşı evin balkonuna gidip bir süreliğine yuvasını terk ettiğini fark ettiğinden beri bir fırsat kolluyordu. İşte bugün o fırsatı yakalamış ve karnını doyurabilmişti işte. Zor olmuştu aslında, acele ve çevik hareketlerle ağaca tırmanmış, sürünerek ince bir dalın ucunda bulunan yuvaya ulaşmıştı. İnce dallardan kıvrılarak ilerlerken birkaç kez başı dönmüş düşecek gibi olmuştu. Ama yuvaya ulaşmayı başarmıştı, sonrası kolaydı. İçinde hafif bir pişmanlık yok değildi, ama başka ne yapabilirdi. Açlıktan kemikleri sayılıyordu neredeyse. Bazen bugünkü gibi karnını doyurduğunda zayıf gövdesi ve şişman karnıyla çok komik görünürdü. Yuvasını talan ettiği serçe kuşunun yerinde olmak istemezdi. Usulca dallardan indiği anda kuşla göz göze geldi.

***

Kuş yuvasının bulunduğu fıstık çamından inen kediyle göz göze geldiği anda içinden bir şeylerin koptuğunu fark etti. Yoksa bu kedi…  Kolu kanadı kırıldı sanki kuşunun. Acele ile kanat çırpıp yuvasına doğru hızla uçmaya çalıştı. Ama aklına gelen ihtimal tüm takatini kesmişti. Acemi, uçmayı yeni öğrenen kuşlar gibiydi sanki. Son bir çaba ile kendisini boş yuvaya attığında karşılaştı acı gerçekle. Sadece kabukları kalmıştı yumurtalarının. Kedi içindeki canları bir lokmada yutuvermişti. Ne hissedeceğini ne yapacağını şaşırdı. İçinde dayanılmaz bir acı ve pişmanlık hissetti. Kendisini hızla yuvasından dışarı attı. Katil kediyi bulmak gagalamak, tırmalamak ona acı çektirmek isteği ile fırladı yığılıp kaldığı yerinden.  Aradı, bakındı, kanatlarını delice çırptı, sağa uçtu sola uçtu, yoktu, yoktu yavrularının katili. Serçe kuşu uçtu uçtu acısıyla birlikte. Unutmak her şeyi unutmak istercesine rüzgâra doğru, güneşe doğru her yöne uçtu durdu. Ve kendini şehrin dışında terk edilmiş bir evin çatısına attığında kuş yüreği yerinden çıkacakmış gibi atıyordu ve kuşdiliyle acı bir ağıt söylüyordu.

***

Soğuk geçen kış ayı yıllar sonra ilk kez kar bıraktı serçe kuşunun şehrine. Bembeyaz bir örtüye bürünen şehir uzaktan duman püskürten büyük bir bacaya benziyordu. Herkes üşüyordu. Kurt, kuş ne varsa üşüyordu.  Şaşı gözlü tekir kedi yarı aç yarı tok sokaklarda sürtüyor, serçe kuşu acısıyla yaşamayı öğreniyordu. Bebek büyüyor, bazen penceresine gelen ve kendisine bakıp bakıp giden serçe kuşunu izliyordu.

***

Kedi, balkonda ekmek kırıntılarının olduğunu,, bu kar kış kıyamette yenebilecek bir şeyin ne kadar değerli olduğunu ve balkona atılan eski dolabın altında geceleyeceğini fark ettiğinden beri bu birinci kat balkonundan pek de ayrılmıyordu.

“Anne bak pisi”

Anne mutfakta bebeğine bir şeyler hazırlamakta olduğundan çocuğunun sesini duymadı. Bebek kediye baktı, kedi bebeğe baktı. Kedi usulca pencereye yaklaştı. Bu insan yavrusuna kendisini sevdirirse belki o da bir ev kedisi olabilirdi. Kuş yuvasından baktı olanlara. Çocuk kediyi seviyor muydu yoksa? Kedi, belini yukarı doğrultup kuyruğunu yukarı kaldırarak sevimli görünmeye çalıştı. Mır mır sesler çıkardı. Çocuğa sürtündü, çocuk tıpkı kuşa yaptığı gibi elini uzattı. Ama kuşa yaptığı gibi gülümsemedi sadece baktı. Kedinin kirli tüylerine dokundu. Kedi çocuğun sıcaklığını üzerinde hissedince daha bir sokuldu çocuğa. Kuş bakakaldı uzaktan…

***

Kedi birden kasıldığını hissetti. Soluğu kesildi. Tırnaklarını bir yerlere tutturmak istiyor ama pencere duvarından aşağı sallandığı şu anda pençeleri boşluğu dövüyordu. Kendini kurtarmak için geri çekilmeye çalıştı ama boşunaydı. Boynunu kavrayan mengeneden kendini bir türlü kurtaramıyor, miyavlamak istiyor ama sesini çıkaramıyordu. Bu bebeğe ne oluvermişti birden böyle. Az önce kendisini seven, tüylerine dokunan bu insan yavrusu neden şimdi boğazına yapışmıştı anlayamıyordu. Çocuk sıktı sıktı kediyi, kedinin gözleri karardı. Ve sonra elleri gevşedi çocuğun. Annesi gelmiş ve bir çığlık atıvermişti. Kedi duymadı annenin çığlığını o esnada külçe gibi balkona serili vermişti. Ama gözlerini açar açmaz kafasına inen süpürgeyi gördü, sonra beline bir tane daha. Kedi kaçmak için balkonu aşmaya çalıştı ama birincisinde başaramadı, ikincisini başarıp kendini sokağa atana kadar süpürgenin tadına birkaç kez daha bakmıştı. Kuş keyifle öttü yuvasından o anda, anne bebeğine sarıldı, bebek ağladı. Kedi önce park etmiş bir arabanın altına attı kendini, sonra sağına soluna bakmadan fırladı yola, az kalsın ekmek arabasının altında kalacaktı. Nefes nefese yolun karşısına geçtiğinde kırık kuyruğunu sallaya sallaya giderken insanlara güvenemeyeceğini bir kez daha öğrenmiş oluyordu. Artık bu şehri terk edecekti. Bu kadar da yeterdi.

Serçe kuşu yuvasında keyifle öttü. Şefkatle yuvasına baktı. Ayaklarının altında bu kez beş tane yumurtası vardı.

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 yorum