SÖZÜN AĞIRLIĞI

28 Şubat 2017 0 yorum Denemeler-Makaleler 769 Görüntüleme

pexels-photo-332834Büyüdükçe uçarı çocuk havalarının yerini alan adamsı yaklaşımlar, bizi ağırlaştırıyor. Toprak artık bütün ağırlığıyla gövdemize yerleştikçe, tenimizi kalınlaştırdıkça ve saçlarımıza düşen aklar her geçen gün biraz daha fazla çoğaldıkça; aynalar, benzerlerimizi daha belirgin sunuyor bize.

Duyuyorum ki ağaç olan yanlarım var; yeşerip sararan, portakal çiçeği gibi sert ve narin. Bulut olan yanlarım var; Gâvur Dağı üzerinde ağarıp Çukurova’da kararan… Kuşkusuz bu benzerlikler kendimi tabiatla bütünleştirmek için değil, kendi tabiatımı anlamak için. Çünkü benzerliklerim, bir aynılık değil; o yüzden sözlerimden Uzak Asya mistisizmi çıkarılmamalı. Nihayetinde inancıma göre tabiat bizim içindir; biz tabiat için değiliz.

Tabiat bizim içindir derken, bu kavram üzerine geliştirdiğimiz algıyı, manayı ve yaklaşımı düşünelim. Dağları efkârlandıran, denizleri öfkelendiren, dalgaları kudurtan, yelleri haberci kılan, bülbülü âşık eyleyen, aslanı kral yapan… bizleriz. Bütün bunlar, insani bakıştır. Şimdi söyleyeceklerim de bunlardan farksızdır. Hüznümü sarı yaprak görerek, nice sarı yaprak görülen hüzünlerin arasına katmaktır niyetim. Bir çiçeğin tomurcuklanmasına, bir kuşun kanat vurmasına; katıksız bir coşkuyla yüreklice bir alkış tutmaktır yeniden. Çayların çağıldamasını, serin serin rüzgârların dolaşmasını hayranlığımızın ortak yanları olarak görmektir maksadım.

Tabiatın hepimizi cezbeden sesi var, bunu duymak gerekir. Çoğu kez farkına varmadan bu sese katılmışızdır, anonim bir ses ortaya çıkararak ya da kavli lisanın yanı sıra bir de hali lisan vücuda getirerek. Özellikle de bu hali lisan birlikteliğini iyi sağlamışız, yerimizi fazla bir gürültü çıkarmadan, âdemoğluna yakışır bir sessizlikle almışız. Korumak ve kollamak adına iddiam, bu yer iyi belirlenmelidir. İşin paradoksu sesle sakinliği sağlamak, bir bakıma içimizden geçenlerin ortaklığını görerek birbirimiz adına aynı şeyleri istemektir bu. Büyük söz söylemeden büyüklüğü görmektir bu. Başta da belirttiğim gibi ağırlığımızı bilerek buna eşdeğer sözler söylemek gerek.

Sözün ağırlığına gelmek için konu ağırdan alındı belki. Belki de sizden birinin, size benzeyen sesini, sessizce sizin sesinize eklenmek için dolandırıldı söz. Nihayetinde bu çaba boşa çıkabilir, size ulaşmadan yarı yolda kalabilirdi. Hatta “bu türkü buraya kadar” denebilirdi. Heves olduğu, bir ateş gibi parlayıp hemen söndüğü söylenebilirdi. Ya da “sözümüz içimizin ateşlerine benzer; ne zaman yanacağı, ne zaman külleneceği hiç belli olmaz” diyerek zihnimizin bir köşesine sindirilebilirdi. Hiçbiri olmadı, yazıya çevrildi; gümrah bir yangın olmasa da ılık ılık aksın diye gönüllere.

Sözün ağırlığını “kelam-ı kibar” istemiş ve akabinde söz ustaları tembihlemiş, öğütlemiş bunu. Söz için yapılan altınla gümüş kıyasını değer açısından ele almışızdır hep, bir de ağırlığı katsaydık keşke buna. “Kün”, yani “ol”, sözü altında kalan âlemler mi sadece? Biz de bu sözün ağırlığı altında değil miyiz? “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol” sözünün ağırlığı yaşlandırmış demezler mi gözlerimizin nurunu? Ya onun sözlerinin ağırlığı ile yaşlananlar… Kuşkusuz onlar da bu ağırlığı hissedince ağırlaştırmışlardır sözlerini. Sözün ağırlığının bu yönlü, çok önemli bir yanı var elbette.

Söz, sözü açar” meselince sözümün, sizin sözünüzü açması gayretiyle söylendim bütün bunları. Sesim akort edilen bir bağlamaya yapılan eşlik kadar kısık, gayem de sözlerin düzen tutması kadar nahiftir. “Sözlerin düzen tutması” bile görkemli bir söyleniş görülebilir. Lakin bu bir iddia değil, temennidir.

Sözün ağırlığından kasıt, teslimiyetin temsili değildir. Bu da fazla iddialı bir yaklaşım olur. Teslimiyet, gönle aittir ve sözü olmaz bunun. Sadece gözlerle gönül arasında kalır o. Sözle berkitilmeye çalışılan teslimiyetler de endişe ve kuşkuyu yenme gayreti saklıdır çünkü. Bu yüzden sükût, yer yer örtü olur dudaklarımıza; çünkü sözün ağırlığı yorar fazla sarf edilince.  Sessizlik, “sükût ikrardandır” meselini kavileştirir nihayet. Sözün ağırlığı babında söylenecek o kadar çok şey var ki sözü fazla ağırlaştırmamak için sükûta sarılmalıdır artık. Tabiattan farklı tabiatımızın, sözün ağırlığında yeşerdiği görülmüşse; baharı tarife hacet var mı?

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 yorum