ONU ANLATIYORUM – 3 (Son Teknoloji Arıtma Tesislerinin Ürünü Sular, Bir Köy Çeşmesinin Suyu Kadar Berrak Değildir)

27 Şubat 2017 0 yorum Öykü 600 Görüntüleme

 

Isı yalıtım malzemeleri ile mantolanmış evinin yatak odası kısmında bulunan yarı şehirli yatağında bir damla uykuya dünyaları bağışlayacağı bir başka gece ile başbaşaydı yine… Ah geceler, dedi; Ne istersiniz benden? Gündüz her şey yolunda iken, iş – güç meşgalesiyle hemen akşam oluyorken bu sabahlar neden bir türlü olmuyordu? Ağız tadıyla bir gece olsun uyuyamayacak mıyım, diye düşündü. Sonra çocukluğu geldi aklına. Köyde sabah evden çıkıp ya acıkınca ya da yün çıbığı ile karşısına dikilen anasının onu kolundan çekiştire çekiştire eve getirmesiyle son bulacak bir mesai süresinde damlar arasında sürttüğü günleri hatırladı. Üstüne ne renk asbab giydirilirse giydirilsin köyün öz rengi olan boz renge belenmiş asbablarla eve geldiği günleri… İşte bu günlerin gecesinde bile değil daha ilk akşamında üstündeki tozlu asbablarla ya bir minderin üzerinde ya da sedirin bir köşesinde uyuyakaldığı günleri hatırladı. Anasının bir yandan söylenmekle beraber üstündeki tozlu pantulu balaklarından çekiştirerek çıkardığı ve gömleğinin ilikleri genişlemesin diye üstteki iki düğmeyi açtıktan sonra kafasından aşırarak çıkarttığı o günlere olan özlemi bir kat daha arttı bu gece. Ala uykulu soyulup keten picamalarına da kavuştu mu bir kucakta taşınıp başka bir kucak olan döşeğin serin kucağına bırakılırdı o zamanlar. Kışın ister istemez büzüşür döşeğin ortasında ufacık bir yer işgal ederdi. Yazınsa sağ ayağını muhakkak öne atıp yorgandan kurtarırdı. O uyku ne tatlı uykuydu işte. Çocukluğun tadı mı uykuya siniyordu yoksa gerçekten o çağda, o mekânda; kendi köyünde, anasının dizi dibinde uyku gerçekten daha mı tatlıydı?

Boğazının kuruduğunu hissetti bir anda. Madem uyku yok bari boğazımız kuru kalmasın şu dünyada, diye düşündü. Yanı başında duran Paşabahçe marka sekiz köşeli, kırmızı kapaklı surahiden yine Paşabahçe markalı Alanya model olan klasik – her evde kesin bulunan (aynı zamanda bir ölçü birimi olarak kullanılan) – su bardağına, büyükçe bir dudağa göre pay bırakacak kadar su doldurdu. O arada surahiye baktı. Çok modern bir surahi değildi ama eskiden surahi neydi onu da kimse bilmezdi ki. 5 kilioluk (aslında litre) ozon bidonları iyice çitilendikten sonra su bidonu olarak kullanılırdı. Biri boşalınca dolu olan bir diğeri gelirdi oturulan yere…

Az önce bardağa doldurduğu sudan bir yudum aldı. Suyun tadı da bir acayip geldi. Belki de ağzının tadı yoktu, tam karar veremedi. Ama tadı olmayan bir şeyler vardı. İşte bu bir gerçekti… Bebeliğine gitti belleği yine ister istemez. Sokakta sürterken hemen yolunun üzerindeki büfeden alıp kolayca içebileceği 500’lük pet şişeli sular yoktu o zamanlar. Bir kere büfe yoktu köyde, onu geçtim “yolunun üzeri” diye bir tamlama kurulabilmesi için var olması gereken yollar da yoktu köyünde. Damların arası vardı işte. Geçe geçe yol etmişti orayı davar, sığır; insan…

Bebeliğinde yoldan – olmayan yoldan – kalkan tozu yiye yiye, bi de bunun üstüne güneşte kavrula kavrula köyün bebeleri ile boğazları bi yanardı ki… Allah’tan köyde çeşme çoktu. Çeşme yaptıranın amel defteri kapanmayacağından olsa gerek müsait olan her yere çeşmeler kurulmuştu. Çatılı çeşmeler vardı ki içinde karılar asbab yurlardı. Bunların önünde karılar su kaynatacağım diye boyuna kazan kurarlardı ki kazanın altındaki ateşin içine ayakkabı mı olur, lastik mi olur, laylon mu olur yoksa çalı çırpı mı olur sağda solda ne olursa deperlerdi. Ne yapsınlar ki ağacın olmadığı memlekette yakacak odun nereden bulunurdu? İşte bu kazan kurma meselesinden dolayı çatılı çeşmelerin etrafı küllük gibi kapkara olurdu. Çeşmelerin önlerinde koca koca su hatılları olurdu ki istersen gir içine çim. Buralardan da davar – mal, kedi – köpek su içerdi.

Demir borunun içinden gelen su akarken öyle değişik şekiller ortaya çıkarırdı ki otur karşısına seyret. Bir de bu demir boruların devamlı su değen yerleri parlak olurdu ama borunun su değmeyen üst kısmı paslı olurdu. Suyu az çeşmelerin borularına çabıt depilirdi, kap kacak dolacağı zaman bu bezi çekerdin sıkışan su tanzikle kabı kacağı hemen doldururdu. Hele bi de çeşme başının kuralları vardı. Çeşme başı, insanların sosyalleştiği bir kurumdu sanki. Her kurumun olduğu gibi buranın da kuralları vardı. Mesela sıraya riayet edilmedi mi karılar saç – baş, yemeni birbirlerine girerlerdi ki sonrası Allah muhafaza kan davası… Sonra çeşme başı, haber acansı görevi de görürdü. En yeni haberler, muhabirliği gönüllü olarak üstlenmiş, üzerinde sarı basın kartı olmasa da köy dahilinde gerekli itibarı kazanmış ablalar tarafından çeşme başı ahalisine duyurulur; oradan da evlerin oturma odalarına ulaşır, eyvahlara, vah-vahlara, ohhlara, şükürlere, lanetlere karıştırdı.

Bir de çeşmenin hayırlı bir yönü vardı ki… Yavuklu gözleme yeriydi işte çeşmeler. Evdeki kap kacak ağzına kadar suyla dolu olduğu halde gelinlik kız suya gidiyorsa anası anlardı ki bir konuştuğu vardı.

İşte o, tüm bunların yaşandığı çeşmelerden içerdi suyunu bebeykene. Sanki sadece susuzluğa değil; hayata da kanardı ufacık avuçlarıyla sızdıra sızdıra ağzına götürdüğü sularla. Oturur pozisyonda kala kaldığı yatağında düşünmüştü tüm bunları. Surahiyi aldı eline mutfağa gitti. Beklemiş suyu boşalttı. Surahiyi musluğun altına dayayıp musluğu açtı. Açmasıyla süt gibi bembeyaz renkte bir sıvı surahiyi doldurdu. Suyu klorlamıştı belediye yine. Bu sağlık için şarttı elbette. Zaten beş dakika bekledin mi su asli rengine dönüyordu. Ancak bu durum onun canını epey sıkmıştı. Üstelik boğazındaki kuruluk da sanki bebeliğindeki gibi bir hal almıştı. Hani boğazına toz yapışır ya işte öyle. Surahiyi tezgaha bıraktı. Bu kadar düşünce onu yormuş olmalı ki neredeyse uykusu da gelmişti. Kendi kendine, bu gece de su içmeden uyuyayım ne var, dedi. Zaten sanki köyündeki çeşmelerin suyu haricindeki sular onun boğazındaki kurumuşluğu gideremeyecekti…

Yarın hazır su alırım olmazsa, diye düşündü. Olmazsa musluk suyuna bakarım belki düzelir sabaha kadar, diye düşüncesini devam ettirirken odasına ulaşmış, yatağına girmişti. Biraz sonra uykuya daldı, aklında yarın içeceği suyla… Ancak bilmediği bir şey var: Son teknoloji arıtma tesislerinin ürünü sular, bir köy çeşmesinin suyu kadar berrak değildir.

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 yorum