Hasip Saygılı – Rumeli Türkleri ve Müslümanları

6 Aralık 2016 0 yorum Yeni Çıkanlar 577 Görüntüleme
hasip-saygili-rumeli-turkleri-ve-muslumanlari

Kitap kapağı

Sayfa Sayısı: 256
Baskı Yılı: 2016
Dili: Türkçe
Yayınevi: İlgi Kültür Sanat Yayınları

Rumeli toprakları üzerinde diplomatik misyonlar, vahşi komiteciler, kiliseler ve gayrimüslim mekteplerin Türk varlığını hedef alan çalışmaları karşısında dengeyi lehine çevirme imkânı bulamayan Osmanlı idaresi ayağının altındaki zeminin gün be gün kaydığına tanık olmuştur.

Bu kapsamda bu eser kaybedilen Rumeli’nin hikâyesinde belgelerin diliyle Bulgar komitalarının, Yunan ve Sırp komitelerinin birbirleriyle ve Osmanlı güvenlik güçleri ile boğuşmalarının diplomatik misyonlarca nasıl desteklendiğinin farklı bakış açılarından özetlenmesi ve değerlendirilmesidir.

Balkan Harbi’nin Müslüman ahalideki insan kalitesi düşüklüğü ile büyük bir felakete döndüğünü ileri süren yazar, diğer taraftan Birinci Dünya Harbi’nde Sultan Reşad’ın cihad çağrısı ile Rumeli’den çoğunluğu Arnavut 50 bin Müslüman gönüllünün Türk sancağının gölgesinde silah başı çağrısı yaptığını da ortaya koymuştur.

Kosova’da 2009-2010 döneminde Türk Temsil Heyeti Başkanlığı da yapan yazarın Görev Sonuç Raporundaki bazı tespitleri “Rumeli’de bizden ne kaldı?” sorusuna da cevap olmaktadır.
(Tanıtım Bülteninden)

Muaz Ezgü – Osmanlının Yıkılma Sürecinde Rumeli Türkleri ve Müslümanları

(Yazı www.dunyabizim.com‘dan alınmıştır.)

Tarihin daima tekerrür ettiği, hep tekerrür ettiği bir coğrafyada yaşıyoruz. Bugün yaşadığımız birçok askeri/siyasi vakıanın yakın zamanlarda aynıyla yaşandığını görebilmek için, hâlihazırdaki aktüel ortamdan sıyrılıp kafamızı birazcık kaldırmak yeterli olacak. Popüler anlayışların uzağında, vakıaları serinkanlılıkla değerlendirmek, tarihi putlaştırdığımız ya da nefret ettiğimiz bir nesne olmaktan kurtarmak yetecek. Osmanlı denince şanlı tarih hamasetini köpürtmek yerine yapılan yanlışları adam gibi değerlendirmek, dersler çıkarmak, uluslararası dengeleri tanımak, sürecin en başından bu tarafa nasıl işlediği hakkında bilgi sahibi olmak bize daha sağlam ve sağlıklı bir vizyon kazandıracak.
Osmanlı’nın yıkılma süreci başladığından bu tarafa bölgede değişen bir şey yok aslında. Osmanlı’nın tarih sahnesinden çekilmesiyle birlikte ortaya çıkan ya da çıkarılan bölünme, parçalanma, yok olma tehlike ve tehdidi bütün canlılığıyla devam ediyor. Büyük bütünün parçalanması…
Siyasi ve askeri manada güçsüzleşen Osmanlı, “Düvel-i Muazzama” denilen devletlerin adeta oyuncağı haline gelmiş durumdaydı. Egemenliği altında bulunan topraklarda bile bu emperyal güçlerden bağımsız hareket edemiyordu. Büyük güçlerle ilişkiler eşit, dengeli bir ilişkiden ziyade güçlü-zayıf denklemine hapsedilmiş bir karakter arzediyordu. Tabi burada güçsüz olan Osmanlı olduğu için her türlü müdahaleye açıktı. Emperyal güçler kendi stratejileri doğrultusunda her türlü yönlendirmeyi rahatlıkla yapabiliyorlardı. Bugün Avrupa Birliği maceramız da aynı değil mi? Görüşmeler iki eşit muhatap arasında yapılmıyor. Türkiye buyurulan, hırpalanan bir durumda değil mi? Sorumlulukları yerine getirmiş olmanız yetmiyor. Aynı Balkanlardaki gibi Osmanlı reformları hayata geçirdikçe hala memnun olmayan bir Avrupa vardı. Osmanlı ise reformları hayata geçirdikçe yıkılmaya daha da yaklaşıyor, reformların yapılmaması için ayak direse büyük güçlerin gazabına uğruyordu. Yapılan reformlar aynı zamanda bölgedeki Müslüman halk nezdinde kuşku yaratıyordu. Yani vakıayı güncellediğimizde Güneydoğu’da yıllardır yaşanan trajedi karşımıza çıkıyor. Osmanlı’nın Balkanlarda yaşadığı yıkım Türkiye Cumhuriyeti’nde ne yazık ki Güneydoğu’da yaşanıyor. Bir tarafta sürekli kanın akması, bölünme, özerklik, reformlar, Avrupa Birliği kararları… Bir yanda ayakta kalma çabası…
Osmanlı’nın son kırk yılında Rumeli
Balkanlar diyoruz, Rumeli… Aslında bugün yaşadıklarımızın ve yaşayabileceklerimizin hülasası… Üzerinde gereğince durmadığımız büyük felaketimiz… Geliyorum diyen felaketi çaresizce kabullenmemiz… Bir kurşun bile atılmadan düşmana teslim edilen topraklar… Çaresizlik, aymazlık, beceriksizlik, tecrübesizlik, iyi niyet, zamanı okuyamama, kısır siyasetin içinde boğulma, iktidar kavgası… Hepsi ve daha fazlası Balkanları kaybetmemizde etkili.
Kara Harp Akademisi mezunu, subay olarak çeşitli kıtalarda görev alan, 2009-2010 arası Kosova Türk Temsil Heyeti Başkanlığı yapan, Osmanlı Devleti’nin son dönemleri ve özellikle Balkanlarla ilgili enfes çalışmaları olan Hasip Saygılı, ‘Rumeli Türkleri Ve Müslümanları’ adlı çalışmasında Osmanlı’nın son kırk yılında Rumeli’yi mercek altına alıyor. 1878-1918 yıllarını…
Rumeli, Osmanlı Devleti zamanında 15. yüzyıldan itibaren Balkanlar’ın güneyine verilen isim. Rumeli’deki Rum sözcüğü aynı zamanda Doğu Roma İmparatorluğu sınırlarında olan topraklar ve halklar anlamına gelmektedir. Rumeli, Osmanlı’nın ilk zamanlarından son zamanlarına kadar önemini muhafaza etmiş. Burası Osmanlı’daki ilk eyalet. I. Murat döneminde eyalet yapılmış. Anadolu Beylerbeyi Rumeli beylerbeyliğine terfi ederdi. Oradan vezirliğe… Rumeli imtiyazlı bir yerdi.
Saygılı, Rumeli’nin ufak ufak elimizden kayıp gitmesini anlatıyor. Kaybetmemizin sebeplerini… İçine düştüğümüz acziyeti ve çıkmazı… En zor yılları, 1878-1918 yıllarını anlatıyor. Acı, ıstırap, keder dolu yılları… Yüzlerce yıl dünyaya nam salmış bir imparatorluğun hüzünlü çöküşünün kırk yılı… Avuçlarımızdan akıp giden nazlı Rumeli. Müslümanların tarifsiz acılar yaşadığı zamanlar. Koskoca imparatorluğun kurtlar sofrasındaki yürek parçalayıcı çırpınışı… Küçücük sancakların Osmanlı otoritesine başkaldırması ve o ufacık sancaklardaki Bulgarların, Sırpların, Yunanlıların zaferleri…
Dini ve etnik yapıları sürekli kaşıdılar
Osmanlı’nın güçsüzleşmesi ve yıkılma sürecine girmesi İngiltere, Fransa, Rusya, İtalya gibi devletlerin iştahlarını kabartmış ve bu emperyal güçler, imparatorluktan toprak alabilmek için kimileyin birbirleriyle ittifak kurmuşlar kimileyin çıkar çatışmalarına girerek Osmanlı’nın biraz daha yaşamasını sağlamışlar. Osmanlı, II. Abdulhamid döneminde dengeleri iyi gözeterek varlığını sürdürmüş ama bir dönemden sonra denge politikaları sürdürülebilir olmaktan çıkmış ve topraklar pay edilmiş. Hasip Saygılı’nın kitabında da vurguladığı gibi bu büyük güçler Osmanlı’yı daha kolay yutabilmek için dini ve etnik yapıları sürekli kaşımışlar. Özellikle Rumeli topraklarında diplomatik misyonlar, vahşi komiteciler, kiliseler ve gayrimüslim mektepler Türk ve Müslüman varlığını hedef almış. Bunların faaliyetleri emperyal güçlerce desteklenmiş ve Müslümanların varlığının Rumeli topraklarından silinmesi özendirilmiş.
Rumeli topraklarının kaybedilmesinin nedenleri üzerinde Hasip Saygılı’nın belirttiği gibi fazla durulmadı. Meselenin sadece cephedeki orduların bozulmasından kaynaklandığı sanıldı. Aslında toplumsal alandaki bozulmalar, sosyal yaşamın dengesizleşmesi, bürokratik yanlışlar ordunun bozulmasının arkasındaki etmenlerdir. Bırakın savaşmayı, bazı şehirlerimiz savaşılmadan düşmana bırakılmış.
Bölgenin Osmanlı’dan arındırılma sürecinde reformlar emperyal devletler tarafından iyi bir koz olarak kullanılmış. Bir yanda Bulgar, Yunan ve Sırplara bu baskılar sonucunda haklar verilmiş. Reformlar bölgede Osmanlı’nın hükümranlığının bitmesi anlamına gelmekteydi. Bu endişenin farkında olunarak reformlar geciktiriliyordu. Reformlar geciktikçe çetelerin halk üzerindeki baskısı ve kıyımı artıyordu. Reformların gerçekleştirilmesi ise Müslüman unsurları, özellikle Arnavutları rahatsız etmişti. Gayrimüslimlerle aynı pozisyonda olmak Arnavutların Osmanlı’ya tepki duymasına yol açtı. Osmanlı’nın buralardan çekilmesi demek Arnavutların düşmanlarıyla karşı karşıya gelmesi demekti. Bu nedenle Arnavutlar Osmanlı’nın reformlarına karşı çıkıyorlar ve birçok asayiş problemi yaratıyorlar. Arnavutların bir Rus gazeteciye söyledikleri şu cümleler durumu izah ediyor: “Reformlar Bulgaristan’ı, Şark-ı Rumeli’yi ve Girit’i kopardı. Şimdi biz de Kosova, Manastır ve Selanik vilayetlerinin kâfirlerin eline geçmesini istemiyoruz.”
Balkan bozgununda sosyal sebepler de etkiliydi
Hasip Saygılı, kitabında Berlin Konferansı’nda Osmanlı’yı temsil eden, kongrenin kararlarından hoşnut olmayan Müslüman halkı yatıştırmak için bölgeye gönderilen ve katledilen Müşir Mehmet Ali Paşa’yla ilgili makalesine yer veriyor. 1903 yılında öldürülen ilk Rus konsolosu Grigori Şerbina ile ilgili bölüm de dikkatle okunmayı hak ediyor. Yukarıda andığımız gibi reformlara tepkiler dolayısıyla öldürülen Manastır Rus Konsolosu Rostkovski ile ilgili makale de ayrıca okunmalı. Hüseyin Hilmi Paşa döneminde Yunan komitecileri ve Osmanlı Devleti ile ilgili makale de o dönemleri anlamak açısından önemli bilgiler taşıyor.
Makedonya’daki Yunan örgütlenmesi, Bulgarlar ve Yunanlar arasındaki mücadeleler, çete faaliyetleri, Balkan Savaşı’nda Osmanlı bozgununun nedenlerinden biri olan Müslüman ahalideki insan kalitesi ve sosyal çözülmeyi ele alan bölüm bizim için ekstra öneme sahip. Yazarın tespit ettiği gibi, Balkan bozgununda, subayların politikaya karışması, siyasetçilerin dar görüşlülüğü, kısır siyasi çekişmeler, seferberlik hazırlıklarının tam yapılamaması yanında derin sosyal, insani sebepler de etkiliydi. Yazar bu bozulmayı bizzat tanıklarından naklediyor. Mustafa Kemal Atatürk, Fevzi Çakmak, Bekir Grebene, Tahsin Paşa gibi askerler; Tüccarzade İbrahim Hilmi, Stephan Lauzen, Aram Andonyan, Fatih Kerimi, Abdurreşit İbrahim Efendi gibi gazeteci ve düşünce adamlarının görüşleri inceleniyor. Şu tespitler önemli: Son dönem Osmanlı’da teknik ihtiyaçlara uygun yetişmiş eleman bulunmuyor. Ticaret, sanayi ve iktisadi işletmeler Hıristiyanların ve yabancıların elinde. Müslüman Türkler eğitim, sanat ve kültür anlamında çok düşkünler. Mesleki ve entelektüel gelişim çok zayıf. O dönemde yayınlanan gazeteler sosyal sorumluluk duygusunun olmadığını belirtiyor. Bütün gayrimüslimler kiliselerine, hastanelerine, hatta komitelere yardım yaparken Müslümanlarda böyle fedakârlıklar neredeyse yok. Osmanlı diplomatları görev yaptıkları yerlerde para toplayarak sefahat âlemlerinde harcıyorlar.
Balkan Savaşı’nda Müslüman halkın önemli çoğunluğu Osmanlı’nın beklediği “vatanseverlik ve sadakat” duygularından uzak bir hareketle yüzlerce yıllık Osmanlı beldelerini düşmana mukavemet etmeden teslim ediyorlar. Savaş gerisindeki halk ise olan bitene tepkisiz…
Rumeli Türkleri ve Müslümanları kitabı, Balkanları nasıl kaybettiğimizin acıklı serencamını dile getiriyor. Daha önce ele alınmamış ayrıntılarla vakıanın vahametine dikkat çekiyor. Emperyal devletlerin topraklarımızda gayri müslim ve gayri milli unsurları el altından nasıl desteklediğini kanıtlarıyla ortaya koyuyor. Aynı zamanda 2009-2010 yıllarında Kosova Türk Temsil Heyeti başkanı da olan Hasip Bey’in 8 Eylül 2010 tarihli raporu da önemli tespitler ışığında “Rumeli’de bizden ne kaldı?” sorusunu yanıtlıyor.
İlgi Kültür Sanat Yayıncılık tarafından yayınlanan kitabı okuyup değerlendirmek gerekir.

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 yorum