Türkçe, Öztürkçe, Uydurukça

3 Kasım 2015 0 yorum Muhsin İlhan 321 Görüntüleme

TÜRKÇE, ÖZTÜRKÇE, UYDURUKÇA

         Milli his ve milli kültürün taşıyıcısı olan dil, bizim için hep bir mesele olagelmiştir. Uzun tarihi boyunca çeşitli badireler atlatan, sürekli değişimler yaşayan Türk dili geniş bir coğrafyaya yayılmış ama hak ettiği kıymeti görmemiş, çoğu kez de kendi öz evlatlarının ihanetine uğramıştır. Diliyle övünmesi gerekenler onu eğlence ve alay mevzuu haline getirmişlerdir.

 

        Dün, ağzımızda anamızın ak sütü gibi duran kelimeleri bırakıp Arapça, Farsça, Fransızca kelimeleri kullanan Türk dilinin evlatları, bugün de sokaklardaki tabelaları İngilizcenin işgaline terk etmiş durumdadır.

        Malum geçmişte dilde sadeleşme hareketleri cereyan etmiş artık kendi öz malımız olan kelimeler dilden atılmaya başlanmıştı. Ortada “Yeni Lisan” makalesinde sınırları çizilmiş doğru bir yöntem varken Ziya Gökalp Bey ve arkadaşlarının tespitleri bir kenara itilerek Anadolu insanının hançeresinde yer etmiş binlerce kelime Türkçe olmadığı gerekçesiyle dilden atılmıştı. Maalesef bu, ortaya garip bir dil çıkarmıştır. O günlerde Şükrü Kaya Bey’in, Çankaya’da  bir mecliste,  hiç yabancı kelime kullanmadan  Türkçe kelimelerle yazdığı metinden kimse bir şey anlamayınca Atatürk’ün “Dilimizi bu çıkmazdan kurtarmalıyız.” uyarısı gelmiş ve bu işten vazgeçilmiştir.

       Hakkı teslim etmek gerekir ki Öztürkçe ideali, Türküm diyen herkesin gönlünü çelen parlak bir idealdir. Kadim bir medeniyetin evlatlarının kendi öz kelimelerini kullanmasından daha doğal ne olabilir? Fakat alelacele bir devlet dayatmasıyla ortaya konması sorun oluşturmuştur.  

        Bin yıldan uzun süredir kullandığımız kelimelerin bir çırpıda yok sayılması yanlıştır. Yöntemin yanlış olduğu anlaşılınca bu kez de bu kelimelerin aslında Türkçe olduğu hatta bütün dillerin temelinin Türkçeye dayandığı teorisi ortaya atılmıştır. Koca koca yazarlarımız Aristotales’in “ Ali Usta”dan, Niyagara’nın  “ne yaygara”dan, Amazonun “amma uzun”dan, bültenin “belleten”den, paralelin “beraber”den geldiğini iddia ederek dilimizi bir keşmekeşin içine soktular. İşin garibi gece gündüz düşünüp başka dillerdeki kelimelerin  Türkçe olduğunu ispatlamaya çalışan aydınlarımız, hatıratlarında bu teoriye inanmadıklarını da dile getirmişlerdir. Bu yıllarda, dille ilgili yapılan bu çalışmalarda amaç belki halisti ama sonuç maalesef vahim olmuştur. Onların açtıkları bu yol “uydurukça”nın önünü açmış 1980’li yıllara kadar birçok kelime uydurulmuş, Türk Dil Kurumuna atfedilen bu kelimeler dilimize pelesenk olmuş,  dilimizi sohbetlerin nükte malzemesi haline getirmiştir. Bir edebiyat dersinde yanılıp da  öğrencilere, yabancı kelimelerin yerine Türkçe karşılıklarını kullanma tavsiyesinde bulunsanız  müstehzi bir tavırla “gök konuksal avrat, ulusal düttürü, çok oturgaçlı götürgeç” örnekleri sıralanıverir.  Türk dilinin evlatları yabancı kelimeler kullanmayı marifet sandığı gibi kendi diliyle de dalga geçer.

 Ahmet Kabaklı Hoca’nın yıllar önce bir mülakatında belirttiği gibi Özingilizce, özalmanca diye bir şey olmadığı gibi Öztürkçe diye bir şey de yoktur. Dedemin, babamın, oğlumun kullandığı  kelime  -kökeni ne olursa olsun-  Türkçedir. Ancak bugün henüz dile yerleşmemiş ve Türkçe karşılığı olan kelimelerin Türkçesini kullanmak esas olmalıdır. Dil konusunda çok önemli çalışmalar yapan TDK de “çok oturgaçlı görüegeç” yaftasından kurtarılmalıdır. Bunun için de Kurum’un hazırladığı “Yabancı Sözlere Türkçe Karşılıklar Kılavuzu” öğretmenlerin başvuru kaynaklarından olabilir.

Kılavuzdan hızlıca seçtiğim birkaç örnek:

 

Afiş: ası

Agresif: saldırgan

Ajitasyon: kışkırtma

Aktüel: güncel               

Alternatif: seçenek

Ambiyans: hava

Antoloji: seçki

Arma: ongun

Asimilasyon:  özümleme

Avantaj: kazanım

Bienal: yılaşırı

Chat: sanal sohbet

Check-in: giriş işlemi

Çip: yonga

Dekoder: çözücü

Demo: tanıtım gösterisi

Endoskopi: iç görüm

Format: biçim

Hacker: bilgisayar korsanı

Hobi: uğraşı

İnteraktif: etkileşimli

İnternet: yerel ağ

İpotek: tutu

Maç: karşılaşma

Mesaj: ileti

Obsesif: takıntılı

On-line: çevrim içi

Orijinal: özgün

Part time: yarım gün

Self-servis: seçal

Sensör: duyarga

Slayt: saydam

Strateji: izlem

Şnorkel: solukluk

Zaping: geçgeç

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 yorum