Cephe Arkadaşı

23 Ağustos 2015 0 yorum Kitaplar Dünyası 1203 Görüntüleme

 

Yazar, Cumhuriyet döneminin Anadoluculuk fikir akımının ilk temsilcilerinden olup, Türk Halk Bilimi Araştırmalarının öncülerindendir. Yayınlanmış epey eseri vardır. Mehmet Halit Bey, Çanakkale Cephesi’nde yedek subay olarak görev yapmıştır. Günlük, hatıra kıvamında muhtelif notlar tutmuştur. Kitap kabaca iki bölümden oluşmaktadır. İlki “Cephe Arkadaşı” ismiyle savaş döneminde alınmış notlardan oluşmaktadır. Diğer kısmı da savaş sonrası birkaç yıl sonra yazılmış, Halit Oğuz isimli müstear adla, “Maziden Bir Yaprak” yayınlanmıştır. Söz konusu notlar sadece cepheyle sınırlı değildir. Yol güzergâhındaki yerleşim yerleri, sosyal hayata dair izlenimler dikkat çekicidir.

 

Kitabı yayına hazırlayan Akademisyen Lokman Erdemir Hocanın elinin değdiği belli oluyor. Çanakkale Cephesi üzerine yoğunlaştığı için konuya hakimiyeti, çalışmanın kitap haline gelmesinde birikimi, emekleriyle göz dolduruyor. Hocamızı kutlamak gerekir. Mehmet Halit Bayrı Beyin yazdıklarının edebî değeri olan metinler olarak değerlendirilebilinir. “Cephe Arkadaşı”nı okuyanların, Şükûfe Nihal’in “Domaniç Yolcusu” ve Beşir Ayvazoğlu’nun “Edebiyatı Çanakkale ile İmtihanı” isimli eserlerle aynı ruh ikliminde olduğunu iddia etmesi gayri mümkün olabilir.

Son olarak merhum yazara şükranlarımı sunarken, kitaptan bir uzun bir alıntıyı paylaşmak istediğimde ilişikteki paragrafları uygun gördüm:

“…Yanı başımızda biraz ötede Türk neferleri uyanmış, abdest alıyorlar, dindârene bir teslimeyet ve tam bir tevekkül içinde yüzlerini yıkıyorlar, daha ötede birkaçı namaz kılıyorlar, birileri de bu dini vazifesini ifa etmiş dua ediyor, ellerini semaya kaldırmış, Allah’ından muzafferiyet temennisinde bulunuyordu. 
Bu sırada gündüzün tatlı aydınlığı ufuklarda belirmeye, gülen fecr her tarafta titremeye başlamıştı. Ufuk menekşe tenkli handelerle gülüyor, bu handeler yavaş yavaş yine tüllerle süsleniyordu. Biraz sonra güneş bir peri kadar nazlı, bir elmas kadar parlak doğuyordu. Dimağı lezzet içinde bırakan munis cıvıltılar, rüzgârı serin ahengine karışarak uzuyordu. Artık güneş ışığı her yeri kaplamıştı. Ümitli ve pür-heves ruhumu sevinçli fakat hüzün ile karışık bir sevinçle dolduran şu manzara, memleketim için zihnimde neler uyandırmıştı. Ben askerlikten uzakta yaşayışın tadını emerken kabil değil bunları düşünemezdim: Bana her şeyi ihzar eden vatanım için her fedakârlığı yapmak… Güzel ilahi tabiat manzaralarına karşı İsmailtepe’nin kuytu bir toprak siperinde fikrinde parlayan şu cümle içinde gizlenen manalar, benim için tefsiri mümkün olmayan bir iğlaktan ibaretti. Nan ü nimetimi bana ibzal eden toprağım için her fedakârlık, açlık, yoksulluk, sefalet, ölüm ve her şey… Ooh, yalnız onun vücut ve hayatı…” (s.65-66)

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 yorum