Şeb-i Nisân

10 Temmuz 2015 0 yorum Ahmet Haşim 402 Görüntüleme

Şeb-i Nisân

Mahmur, muzî, mâi, derin bir şeb-i nîsân

Olmuştu nücûmuyle miyâh-ı dile rîzân.

Dallardan uçan ıtr-ı bahâr-ı mütefekkir

Dökmüştü o solgun şebe hülya, emel ü şi’r.

 

Sesler gülüşür sâyede, sevdâ ile bî-hûş,

Bâd anları eylerdi nevâzişle der-âgûş.

Bir cism-i perestîdeyi kalb üstüne sarmak

Hırsıyle başım sıtmalı, gözler kuru, parlak.

Eller asabî, hıçkırarak sahile indim;

Karşımda deniz… göklerin altında gezindim.

 

Ey sen ki uzaktan mütebessim, heves-âmûz,

Olmuş şeb-i ömründe nigâhın bana merkûz.

Leyl işte, sükût işte… yed-i sâhir-i nisan,

Dökmüş suya ezhâr-ı ziya, dillere nirân;

Olmuş denizin rûhu semâlarla hem-âgûş.

Bin bûseyi tanzir ile encüm suya dolmuş;

Eşcâr ü havâ gölgede sessiz sarışır, gel!

Gel, yalnızım ey beklenilen hüsn-i muhayyel!

Ey çeşm-i siyah, ey dağınık zülf-i şeb-engîz.

Ey leb ki eder âteşi her cinneti tecviz.

Ey sine ki âlâmını tenvim edeceksin,

Ey rûh-ı heves, rûh-ı ziya, rûh-ı mehâsin;

Gelsen ve bu hicrânı, bu âlâmı bitirsen.

Sen anlayacaksın beni ey rûh-ı ziyâ, sen!

 

Kendimle bütün bunları tekrâr ediyordum.

Doğmuştu kamer, şimdi, uzaklardaki mağmum

Dağlardan; açık ra’şeler elvâha dağılmış.

Sarmış dil-i eşyayı heves, bûsiş ü hâhiş.

Hep çift idi karşımda : Kamer, encüm ü eşcâr;

Bendim yalınız ordaki bî-hem-ser ü bîdâr;

Durgun suya baktım ve dedim : Âh ölebilsem.

Mâdâm ki yok ağlayacak mevtime kimsem.

                             Ahmet Hâşim  (1908, Göl Saatleri)

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 yorum