Temâşâ-yı Hazân

9 Temmuz 2015 0 yorum Cenap Şahabettin 446 Görüntüleme

Temâşâ-yı Hazân

Gel bu gün de, sükût ile, güzelim

İhtizâr-ı hazânı seyr edelim:

Ey benim, ey hazan-likâ güzelim.

Bir dimâğî vedâd ü re’fetle

 

Kalalım ser-be-ser tabî’atle,

 

Elem-i arza iştirak edelim;

Mevsimin kâinât-ı ye’sinde

Olalım biz de bir gam-i zinde…

 

Bu soluk mevsim-i küdûretten

Dağılır bir vedâ-ı bî-kelimât,

Pek hayâli, rakîk bir “heyhât!”

 

Za’f ile diz çöken tabîatten

Yükselir bir fecî’ vaz’-ı duâ,

Gizli bir şühka, bir sükût-ı recâ.

 

Böyle leb-beste terk-i ömr etmek,

Nazarî bir lisân ile ancak

Ebedî iftirâkı anlatmak.

 

Bir tahassürle dem-be-dem dönerek

Eylemek cebhe-yi hayâta nazar:

Bu âzîmette bir fecâat var!..

                     *

Sevgilim dinle, işte bâd-ı hazân

Müteverrim misâli öksürüyor,

Hem de bir öksürük ki çok sürüyor;

 

Bir bahâr-i terennümün her ân

Çâk olur sanki sadr-ı hâtırası:

Bu suâlin kesilmiyor arası;

 

Kâinât oldu sanki ser-tâ-ser

Bir büyük hasta-hâne-yi etfâl,

Öyle bir yer ki pür-hurûş-ı suâl.

 

Bâd-ı pür-va’d-ı nev-bahârı eder

Bir enîn-i elim ile tekzîb

Öksüren, inleyen bu bâd-ı ratîb.

                   *

Sar’a-yî ihtizâr içinde gusûn

Çarpınır, çırpınır, kırar, kırılır;

Bâd-ı nâlâna haykırır, darılır..

 

Âh, o dallardaki fütûr-ı derûn,

Onların tavr-ı serzeniş-kârı,

Onların mâderâne ekdârı!..

                 

O nihâlânda sallanan yuvalar,

O perâkende, nâzenin, muğber

Uçuşan, savrulan, düşen tüyler…

 

Âh o son tüy ki, muhteriz, kovalar

Câ-be-câ rûh-ı âşiyânesini,

Yuvanın yâd-ı pür-terânesini…

 

Kim bilir hangi tâir-î şûhun

Yâdigâr-ı hayât-ı kalbîsi

Doldururdu bu lâne-yî hevesi?

 

Kim bilir hangi pür tarab ruhun

Yıkılan âşiyânda mahfîydi

Râz-ı aşkîsi, râz-ı ümmîdi?..

                       *

Yıkılan lânelerle birlikte

Dökülür âb ü hâke yapraklar;

Na’ş-ı evrâk ile dolar lâk’lar.

 

Rûhu bâzû-yı bâd-ı hâlikte,

Ömr-i nâ-çîzi gam-zede-i ziyâ’,

Dökülür berk-i mürde, lâl-i vedâ’.

 

O sararmış giyâh, o yapraklar,

Bûse-yi el-vedâ’a nâ-kâdir,

Hasta, firkat-resîde leblerdir.

 

Dökülürken hep, âh o yapraklar

Gamlı hemşireler gibi araşır,

Öyle hemşireler ki gam yaraşır.

 

Bu düşenler birer nahif eldir.

Öyle eller ki tâlib-i rikkat,

Taleb-i rahm için eder hareket;

 

Öyle eller ki tavrı mühmeldir,

Gösterir âsumânı, hâke düşer;

Emel-i arş ile helâke düşer.

 

Her taraf sisli, her taraf birden

Sanki der-beste-i nikâb-ı buhâr,

O nikâb arkasında girye-nisâr…

 

Asuman bir sahîfe-yî âhen;

Sisler üstünde âfitâb-ı hazin

Bir büyük dâne dürre-i hûnîn..

 

Bir nikâb-ı esef cebîninde,

Her bulut bir hayâl-i gam-dîde

Ki leb-i tesliyetle rencide…

 

Dağların sîne-yi hazininde,

Nev-bahârın hayât-ı dil-rîşi

Düşünür zahm-ı arzı tefrişi…

 

Bir küçük katre şeb-nem-i mâtem

Mevsimin her yerinde lerzândır;

Her taraf gizli yaşla giryândır…

 

Her hıyâbanda, ser-be-dest-i elem,

Gizlice mâder-i sükût inler;          

Eder ervâhı ra’şedâr-ı keder.

 

Senenin cismi muhtazır gibidir.

Şu mesâfât-ı bî-nihâyette,

Bister-i vâsi’-i tabîatte…

 

Bu dıram şimdi muntazır gibidir  

Perde-yi berfin arza inmesine.

Kışın âsâyiş-i mukaddesine…

                      *

Yeter artık nezâremiz güzelim,

O senin mevti görmemiş dîden

Korkarım incinir bu ru’yetten;

 

Gel, bahar-ı hayâli seyr edelim…

                           Cenap Şahabettin

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 yorum