Sezâ

5 Temmuz 2015 0 yorum Tevfik Fikret 547 Görüntüleme

Sezâ

Garîbtir, ne zaman geçse pîş-i çeşminden

Ufukta bir mütemevvic bulut, ya bir yelken

Sezâ gelir o geniş cebhesiyle hatırıma.

Sezâ… O neş’eli, rikkatli bir tabîatti;

 

Bakarsınız mütelevvin, bakarsınız ciddî.

Demin getirdi küçük bir vesile hâtırıma

Sezâ’cığın yine bir ser-güzeşt-i ağrebini.

Bu bir sabah bularak bir çamın dibinde beni ;

— Benimle şimdi gelirsen, demişti, zannederim,

Pek istifâdeli bir gün geçirmeyiz ammâ

Epeyce eğleniriz…

                             — Pek güzel, Sezâ, giderim.

Evet, bugünkü gibi hâtırımdadır hâlâ:

Yeşil dikenler içinden, yosunlu bir yardan

Sukût eder gibi indik kenâr-ı deryâye.

Yağardı sâhili tezyîn eden ağaçlardan

Sedefli kumlara titrek, rakîk bir saye.

Bu gölgelikti Sezâ’nın sedîr-i müntehabi,

Uzakta, Heybeli’nin tâ ucundan, martı gibi

Hayâlini buradan meze ederdi dalgalara.

Küşâde-bâl-i tenezzühtü bir beyaz kotra.

Güneş, tulû’a henüz başlamış kadar mahmûr,

Pamuk bulutların üstünde eyliyordu huzur;

Bu yanda çamları örten buhâr-ı berrâkın

Kebûd-ı girye-nümûdunda bir yığın zerrât

Bir iltimâ’ ile titrerdi; şimdi âfâkın 

Sükûn-ı pür darabânında muhtefîydi hayât.

Uzak yakın bütün eşyâ, bütün bu sâhiller

Güler gibiydi, fakat bir hazîn tebessümle;

Olurdu ra’şe-nümâ reng-i infiâl-i seher

Sedefli kumları bûs eyleyen köpükte bile.

Sükûn-ı manzaradan sanki hisse-yâb olarak

Sezâ epeyce zaman kaldı öyle müstağrak;

Yüzünde aksi nümâyândı bir mülâhazanın.

Dedim :

               — Bugün yine dalgınlığın pek üstünde.

— Hayır, şu gördüğümüz kotracık bizim adanın

Biraz hizâsını geçsin, biraz bükülsün de…

Cevâb-ı nâkısı rızân olup dehânından

Sükûta vardı yine. Kotra döndü, geçti;Sezâ

Elinde bir çalı, söz çıkmıyor lisânından,

Önünde kumları çizmekle oynuyor hâlâ.

— O kotra geçti, Sezâ…

                               — Hangi kotra?

                                                     Ben, hayrân,

Refikimin yüzüne öyle kalmışım nigerân.

O gün guruba kadar, sonra her zaman, her gün

Bu kotra bahsini açtık, gülüştük, eğlendik;

O: “Hangi kotra, canım?” derdi… âh evet, daha dün

Bu bahsi tâzelemiş, tatlı tatlı gülmüş idik…

Bugün zavallı Sezâ sâkin-i cinân artık;

O kotra bahsi bir efsâne, bir yalan artık!

                             Tevfik Fikret (Rübâb-ı Şikeste)

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 yorum