Rübâb’ın Cevâbı

5 Temmuz 2015 0 yorum Tevfik Fikret 438 Görüntüleme

Rübâb’ın Cevâbı

— Hicrân biter mi, girye-yi hicran diner mi hiç?..

Bir lâhza önce neydi o feryâd-ı muhtelic?

Şendin “Uyukluyor!” diye, gûya donuk, denî

Bir kalb-i der-be-der gibi tel’în eden beni!

 

Sendin başımda zâr ü sitem-kâr inildeyen;

Sendin: “Vatan harâb oluyor, ağlıyor!” diyen.

Sensin vuran bu darbeyi, ey rûh-ı bî-sükûn,

Lerzemle şimdi ürperiyor, titriyor musun?

Sen zanneder misin ki benim hep elemlerim?

Heyhât! Ben nevâib-i eyyâmı inlerim!      

Tehzîz eden bu telleri, ey rûh-ı münkesir,

Âfâkı inleten o mukaddes iniltidir.            

Ma’kes her ihtizâza urûkum nihân, iyân:

Ba’zan cerî, güzide bir ümmîdi avlayan

Bir kurşunun safîr-i fecî’iyle sarsılır,          

Nefretle inlerim; ve sesim zerd ü muhtazır

Bir çehrenin hutût-ı hamûşunda titreşen

Evcâ’ı besteler; bu yanık ser-nüvişti ben

Günlerle inler, inlerim artık… Tagallûbun,

Kahrın demir dudakları, cehlin, taassubun             

Masrû’ ü müfteris, canavar dişlerinde hep 

İnsanlığın asırlara mevdû’ ü pür taab

Şekvâ-yı iktirâbını dinler; yakın, uzak

Her nevha-yı elemde boğuk bir enîn-i hak,

Sûzişli bir kitâbe okur, inlerim… Şebâb    

Âguuş açar karanlığa, ben inlerim harâb…

Ufkun bir ihmirâr-ı ketumunda, kuşların

Çığlıklarında, köyleri tekfin eden karın

Levninde bir fecîa duyar, inlerim… Vatan

İfrît-i hırs u gâyzın o her keyfi hak sayan,

Her şekl-i iltikâmı helâl add eden, “Sözüm

Kânun!” diyen tasaltunu altında: “Öksüzüm,

“Bed-bahtım, işte kimseciğin hayrı yok bana;

“Ben bir zavallıyım!..” diye pür şehka vü bükâ

İnlerken, artık, inlememek, hem de en cesûr,

En gür sesimle inlememek bir günâh olur…

 

Ey gözlerinde mâi güneşler gurûb eden,

Altın başında fırtınalardan, didişmeden

Bir tâc-ı nûr olan o güzel saç didik didik,

Nâzân vücûdu bir kucak ot, bir yığın kemik,

Mahzûn bir ihtifâl ile mâzî-yi şâdının

Gerdûne-yi şükûhunu teşyî’ eden kadın!

Anlat: O bağra hangi yılan zehridir, akan?

Anlat: Ciğerlerin ne için yorgun? Âh, o kan

Sinende, kollarında kimin, hangi can-fedâ

Âşıkların hediyye-yi yâkûtu, bî-behâ?..

Onlar ki aldatıp seni “Kurbânınız!” diye

Kurbân eder teseyyübe, ikbâle… her şeye,

Sâdık çocukların olamaz, hem de olmasın!

Sen hiç mükedder olma: Senin öz oğulların,

Şefkatli kızların da var; onlar sabûr, asil

Bir aşk-ı fazl u hakla senin şimdi pek melîl.

Pek münhasif duran o muazzez cebînine

Rahşân hilâleler örecekler; ve sen yine

– Şarkın melek perisi, mübârek melikesi! –

Hüsnün, mehâsinin ve füyûzunla her sesi

Pîşinde nağme-hîz edeceksin, güneş gibi.

Ben böyle isterim seni: Hep leyle ecnebî,

Hep şu’le, hep seher dolu bir cebhe-yi sefîd!

Karşında son terâne-yi ruhum benim, medîd

Bir sayha-yi ûmîd olacaktır… Ümîd!.. Ümîd!..

                               Tevfik Fikret (Şubat 1912)

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 yorum