Hasta Çocuk

5 Temmuz 2015 0 yorum Tevfik Fikret 502 Görüntüleme

Hasta Çocuk

—      Bugün biraz daha râhattı, çok şükür…

                                                         — Elbet;

Geçer, bu korkulacak şey değil.

                                                — Fakat nevbet

Zavallı yavrucağın hâlini harâb ediyor:

Vücûdu âteş içinde dalıp dalıp gidiyor.

İlâçların da mı te’sîri kalmamış acebâ?

Sekiz gün oldu…

                       — Merak etmeyin hanım, hummâ…

—      Hayır, Hüdâ’ya emânet, neden merak edeyim?

Fakat kuzum, ne kadar olsa ben de vâlideyim.

Sekiz gün oldu, hararet devam edip duruyor.

Bakın, nabızları bî-çârenin nasıl vuruyor;

Sarardı, korkuyor insan bakınca ellerine.

— Üzülmeyin siz efendim, gelir çabuk yerine;

Çocuktur o…

                  — Gece pek çok sayıklıyor.

                                                      — Ne zarar!

—İlâç verir misiniz?

                         — İstemez…

                                               Kadın ağlar.

Zavallı vâlide, bir tek hediyye-yi ömrün

Saadetiyle garîk-î sürür iken daha dün,

Bugün başında nigeh-bân-ı pür teessürdür,

Mezar gibi oda samt ü sükûn ile pürdür.

Nedir iniltisi hâriçte bâd-ı sermânın?

Bükâsı hastaya âid midir şu bârânın?

Teessürât-ı beşerden gelir mi dehre melal?

 “Zehî tasavvur-ı bâtıl, zehî hayâl-i muhal!”*

— Ninem…

                 —Ne var güzelim

                                        — Kaldırın şu perdeleri;

Kefen midir, nedir onlar?

                                       Yine sudâ’-ı seri

Yatakta hastayı çıldırtıyor, sayıklatıyor;

Kadın bu sözleri duydukça ağlayıp yatıyor;

Zavallı vâlide, bîm ü ümîd içinde tebâh;

Önünde gözlerinin bir yığın türâb-ı siyâh;

Görür o toprağa üftâde nûr-ı dîdesini,

Mezar iniltisidir zanneder boğuk sesini.

Kılar yetimi için Haalikinden istimdâd.

Yetîmeler gibi eyler için için feryâd;

Bu dul kadın bir o mahsûl-i ömr için yaşıyor;

Onun kemâline âid ümîdler taşıyor.

— Ninem!..

                —Nedir meleğim?

                                      — Ağlıyor çocuklar, bak…

Bırak, bırak beni arsız çocuk!.. Ninem, toprak!

—Sayıklıyor yine, yâ Rabbî sen esirge bizi;

Bağışla yavrumu, onsuz bırakma lânemizi!

Zavallı vâlide bir heykel-i meşakkattir;

Bugün sekiz gün, o mehcûr-i hâb ü râhattir.

Yegâne şevk-i fuâdı yatakta bî-dermân,

Onun ümîd-i halâsıyle rûhu pür helecân.

Tutup hayâlini âguuş-ı iktirâbında,

Gezer bütün gece etrâf-ı câme-hâbında.

Bu kim bilir ne kadar böyle ber-devâm olacak?

Uyûn-ı şefkatine uykular harâm olacak?

Çocuk açılmayacak belki uykusundan hiç…

—Sakın hanım, bu fenâ hissi etmeyin tervîc;

Bakın, havâ ne güzel açtı, incilâ buldu;

Deminki velvele, şiddet sükûn-pezîr oldu.

Bulur çocuk da şifâlar, olursunuz mesrûr;

Hüdâ büyüktür, eder mâtemi mübeddel-i sûr…

 

Çocuk, o şimdi kavi bir civân; fakat mâder,

Zavallı, üstüne hâlâ çocuk gibi titrer.

                                        Tevfik Fikret (Rübâb-ı Şikeste)

* Fuzuli’nin bir mısraı

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 yorum