Makber

29 Haziran 2015 0 yorum Abdülhak Hamit Tarhan 2409 Görüntüleme

Makber’den:

Gördüm yüzünü türâb içinde,

Geldim, aradım kitâb içinde.

Bir hâb gelir o, dîdeden dûr,

Gitti diyemem mezâra ol nûr.

Bu sıfr nedir hisâb içinde?

Erkaam ona inkılâb içinde.

Bir hîçî-yi zî-vücûd, yâhud.

Bir kabrdır ıztırâb içinde.

 

*

Yârimdi o, yoktu bir rakîbi,

Olmuş idi ruhumun tabibi.

Şimdiyse elimde yok ilâcım,

Lâkin onadır hep ihtiyâcım.

Urmak neden böyle bir garibi?..

Gurbetlerinin bu mu akîbi.

Ben bâri türâb olaydım evvel,

Mâdem türâb imiş nasibi…

*

Yâ Rab, öleyim mi neyleyim ben?..

Ayrı yasayım mı sevdiğimden?..

Verdin bana böyle bir musibet.

Ettin beni düşmen-i muhabbet.

Yâ bir kulu sevmiyor musun sen?..

Yâ böyle ölüm değil mi erken?…

Hiç bulmamak üzre gâib ettim,

Mecnun gibi ben onu severken.

*

Allâh işini gör ey birader.

Etmez mi bu iş beni mükedder…

Lâkin ne mükedder, âh sorma!..

Kimdir, kim o bî-günâh? Sorma!..

Olmuştu yetimlik mukadder,

Bilmezdi nedir pederle mâder.

Bil sinnini: yirmi altı var, yok;

Tut, sonra anı mezara gönder…

*

Mir’âtı mıyım celâlinin ben?…

Yâ aksi miyim cemâlinin ben?…

Benden bu cihan ne anlar, eyvah…

Me’yûs ederim ukûlü billâh…

Bir lâfzı isem mealinin ben,

En çirkiniyim zılâlinin ben.

Cilven olamaz mı tâm bensiz?…

Noksanı mıyım kemâlinin ben?…

*

İnsân olamaz zevâle kâil;

Zira yaşamaz o hâle kâil.

Gökte başı, zîri çâh-ı esfel.

Hep kendini aldatır o muğfel.

Gafletle olup muhâle kâil,

Olmam bakın irtihâle kâil.

Kaldım, yaşarım cihanda tenhâ :

Â’mâ gibi bir hayâle kâil.

*

Bildir nereye uçar gülüşler?

Feryâdlara olur mu bir yer?…

Zâhir neye böyle ye’stir hep?

Bâtın neden öyle hande-ber-leb?

Ben zâir ü sen defîn-i makber,

Gel bir soralım bunu beraber :

Çıktın mı huzûr-i Kibriya’ya?..

Bildin mi nedir o Tıfl-ı Ekber?..

*

*

Ma’sûm ki râzdır bükâsı,

Ma’süm ki handedir likâsı,

Gehvâresi şâdmân-ı mâtem,

Bâzîçesi inkılâb-ı âlem;

Ma’sûm ki yoktur intihası.

San, kendisi kendinin Hüdâsı;

Etmişti seni o Hâlik-i nâz

Fikrimde vücûdunun ziyası..

*

Akl olma ile kasır ü mahdûd

Hâriçte kalan olur mu merdûd?.

Ger yoksa anı kabûle esbâb.

Redd etmeğe de görülmez îcâb.

Ben rûha nasıl derim ki mefkûd.

Hissettiğim iztırâbı mevcûd.

En doğru delildir bu hicran.

Bir bâb durur ukûle mesdûd.

*

*

Bu makberedir o bâba makdem.

Bilmem ne duyar girince, âdem?…

Sûzişlerimin budur esâsı.

Hep şübhelerin bu en fenâsı.

Benlik acebâ kalır mı ol dem?

Sönmüş erimekte nûr-ı dîdem.

Ben gözler idim bu hâli ey yâr

Senden daha çok zaman akdem…

*

Kılmazsa bugün sebât bir şey,

Olmaz mı bu hâdisât bir şey?

Kâzibse seher, hayâl ise şeb,

Encüm sayılırsa sıfr der-çeb,

Nisbet ölüme hayât bir şey;

Nisbet ebede memat bir şey.

Bir şey yoğise buna müsebbib,

Elbette bu kâinat bir şey.

*

Mâdem ki anda dâhiliz biz,

Denmez ki hayâl-i zâiliz biz.

Görmekte büyük, küçük mâsivât.

Bu silsileden çıkar mı emvât…

Zahirde fenâya mâiliz biz,

Ma’nâ-yi fenâyı câhiliz biz.

Âlem ne olursa biz berâber,

Âkilsek o hâle kâiliz biz.

*

Farz et ki zevâldir hakikat,

İnsan niçin olmasın muvakkat?

Olmazsa bu hâbtan o bîdâr,

Dâ’vâda olur mu hakkı der-kâr?…

Yoktan bizi vâr eden bu fıtret,

Vardan da yok etse haktır elbet.

Biz anlamadık ki ibtidâyı,

Mahkûm ola indimizde gâyet.

*

Zî-rûh fenâ bulur, iyândır.

Ru’yâ denemez, cihân cihândır;

Vermez, görürüz zevâhir ümmîd,

Baksan yine bizce zâhir ümmîd.

işte bu ümîd kim nihândır,

Bâkîliğe belki bir nişândır.

Yok, yok, şunu anladık biz ancak :

İşte bu cihân, bu âsumândır!..

*

Etmeklik için Hüdâ’yı iz’ân

İnsan ne demek, bilir mi insan?..

Mümkün mü o Kibriyâ-yi Mutlak,

Mahkûm-i hayâl-i âdem olmak?..

Ne akl bilir onu, ne vicdân,

Tahdîd çıkar ne dense noksân.

Biz hükm edelim ne zu’mdur bu!..

Hiç mehkemeye gelir mi Yezdân?..

*

Yok.. bunda azâbtır âzâbım;

Ru’yâ olamaz hayâl ü hâbım.

Hilkatte abes ne var ki olsun

Bir emr-i tehî bu kalb-i meşhûn?..

Her şeyde hatâ ise hisâbım,

Muhtî olamaz ya ıztırâbım.

Raks etmeğe hiç değil müşabih.

Bir hayye gibi bu pîç-ü-tâbım.

*

Lâkin o zaman dönüp derim ben :

Dünyâyı ben istedim mi senden?..

Bildim mi ki hep sitem var onda?…

En sonra da bir adem var onda?…

Feryâdlarım demekse şiven,

Feryadı veren değil misin sen?…

Bir yâreli eylemez mi feryâd?..

Karşımda nedir benim bu medfen?..

*

Âlem, diyoruz, hayâldir hep,

Gördüklerimiz zılâidir hep;

Ta’bîr-i diğerle, hepsi hiçlik,

Hiçlik ise hepsidir kezâlik.

Bir hiç ki Hakk’a dâldir hep,

Pür kudret-i Zü’l-celâl’dir hep.

Her hâlde mevttir hakikat,

Ahvâl-i beşer o hâldir hep.

*

Nerden geliyor gumüm?… Bilmem!..

Nerden kılıyor hücum?.. Bilmem!..

Âsâr-ı gazab görüp semâda,

Titrer durur ellerim duâda

Ru’yâ göremem, nücûm bilmem.

Dünyâya nedir lüzum?.. Bilmem!.

Dinler yeri, kalkarım havâya,

Her suda alel’umûm : Bilmem!…

*

Tâbut!.. O inkılâb-ı hâmûş,

Ser-hadd-i revân ü akl-i medhûş.

Tâbût!… o harâbe-zâr-ı ümmîd.

Tâbut!.. O iğbirâr-ı câvîd.

Tâbût!.. O zıll-ı hâşr-ber-dûş,

Tâbût!… O mevt-i cûş-der-cûş.

Sarmıştı o rûha çâr-bâlin,

Ben açmış idim memâta âguuş.

*

Artık çekemez gönül bahârı.

Sevmez bu nesîm-i hîle-kârı.

Allâh için ey sabah, gülme!..

Ey çehre-yi inşirah, gülme.

Ejder sanırım bu cûy-bârı,

Bir taze kız anlarım çenârı.

Geh âlemi bir mezar, geh de

Cennet görüyor gözüm mezarı.

*

Yerden bite gayri meh-likâlar,

Taşlıkları okşasın sabâlar.

Yâ Rab! Bana ıztırâb lâzım,

Her şeyde bir inkılâb lâzım.

Gökten yere düşmeli duâlar.

Baştan başa yağmalı belâlar,

İhlâl-i sükût için savâik.

Heykeller, ilaheler, hüdâlar

*

Sâfil semevâtı cây edinsin,

Teşhir olunup ecel tepinsin.

Bin velvele, bin kıyamet olsun;

Bin zelzele bir inâyet olsun;

Mahşer tozarak mezara binsin,

Çarpıp küreler kırılsın, insin;

Yağsın nesi varsa kâinâtın…

Lâkin bu derin sükût dinsin!…

*

Yâ Rab. bu gece yılan mı yuttum?.

Şeytan mı yedim, peri mi tuttum?..

Zihnimdeki fikri belledim yâr;

Karşımdaki zıllı anladım vâr!..

Yazdıkça mürekkebi kuruttum;

Her bir sözü kendime okuttum.

Allâh’a benim gözümde burhân…

Bir şey diyecektim âh unuttum!..

*

Hep hâk değil mezâr-ı dil-ber,

Nisyân olacak ikinci makber.

Nisyân!… O esfel-i mekâbir,

Nisyân!.. O maktel-i ekâbir.

Bir diğeri de bu kalb-i muğber;

Zîrâ o da hâk ile beraber.

Uçmakta mezardan mezâra,

Cânân, o firişte-yi sefer-ber.

*

Andıkça seni büyür hayâlim;

Bir fecr-i azîm olur leyâlim.

Nâmın ne kadar enîs-i cândır?..

Feryadım ile sana revândır.

Allâh.. derim, gelir mecâlim;

Allâh.. derim, biter zevâlim.

Tahriki ile uçar bu savtın,

Gamdan ne kadar kırılsa bâlim.

*

Allâh’a yakınsın ey Muhammed!..

Ey akl-i muazzam ü müebbed!..

Allâh’ı bize sen ettin i’lân;

İllâ bize yoktu râh-ı îmân.

Çok reh-revi etse de mukayyed.

Yollar görünürdü pek muakkad.

Sen Asr-ı Saâdet’inle geldin;

Hakkıyle o gün bilindi maksad.

Abdülhak Hamid Tarhan (1885)

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 yorum