İlliyyîne Yâhut Zemine Bir Nazar

27 Mayıs 2015 0 yorum İsmail safa 376 Görüntüleme

İlliyyîne Yâhut Zemine Bir Nazar

 1

Ey muktedir, ey kaadir-i mutlak olan Allah

Hayrân oluyor kudretine, sun’una İnsân

İnsân oluyor kudretine, sun’una hayrân

Gördükçe şu ecrâm-ı semâvâtı şebân-gâh

 

 2

Mevcûd olamaz kendiliğinden bu eserler

Masnû’u görüp sâni’i inkâr hatâdır

Mevcûdların mûcidi bizzat Hüdâ’dır

Yerler bunu söyler bana, gökler bunu söyler

3

Her yıldız ulûhiyyete burhân-ı dırahşân

Her bir çiçeğin manzarası şâhid-i ra’nâ

Her yaprağı her bir çiçeğin hâiz-i manâ

Zâhirdir ulûhiyyetin ey Haalik-i zî-şân

4

Her bir küreye kuvve-yi cezbiyye veren sen

Meydanda senin kudretin ey Kaadir-i Mutlak

Durdurmadasın sâbiteler gökte muallak

Seyyâreleri öyle dem-â-dem çeviren sen

5

Yek-pâre iken şems ile seyyâreler evvel

Bir kuvve-yi def’iyye ayırmış bu nücûmu

Bir kuvvete meczûb olarak sonra umûmu

Devr eylemeğe başlamış ol şemsi mükemmel

6

Kevkeblere nisbetle büyük olsa da bil-farz

Bir şey olamaz nâ-mütenâhîliğe nisbet

Nisbet edilirse bilinir ayn-i hakîkat

Bir zerre kadar belki değildir küre-yi arz

7

Bir kütle yi nâriyye iken arz mukaddem

Gittikçe edip kesb-i burûdet ve salâbet

Hayvân ü nebât eylemiş en sonra da neş’et

Gelmiş, türemiş silsile-yi Hazret-i Âdem

8

Volkanlar ile, zelzelelerle o zamanlar

Tufân-ı kazâ âlemi zîr ü zeber etmiş

Sahrâları bahre çevirip bahri ber etmiş

Alt üst ederek âlemi kerrât ile anlar

9

Bin kalıba koymuş da anı öyle kazâlar

Andan küremiz münkasem olmuş tabakâta

Olmazdı müsâid küre-yi arz hayâta

Sonra bereket versin azalmış o belâlar

                                   10

Âfât-ı semâviyyeye karşı bile insân

Âlât-ı tahaffuz buluyor eyliyor îcâd

Etmekte bütün yırtıcı hayvanları münkaad

Her kuvvete gâlib geliyor kuvve-yi irfân

11

Vaktiyle muhâl olduğuna hükm olunan şey

Etmekte bugün sâha-yı imkânda tecellî

Evvelleri çok mes’elenin sûret-i halli

Meçhûl idi; ma’lûm oluyor şimdi pey-â-pey

12

Çok sırları keşf eylemeğe muktedir âdem

Vardır nitekim çok hikemiyyâta vukuufu

Bilmekle fakat olmuyor âhâd ü ülûfu

Kevkeblerin a’dâdına vâkıf mıdır âdem?

13

Meçhûl ibâda hele, ey Hâlik-i ma’bûd,

Hilkat… Ne büyük sır! Ne kadar güç bu muamma!

Bir kimse bunu kaabil-i hail görmüyor asla!

Ecrâm, semâda ne zamandan beri mevcûd?

14

Yâ Rab! Bu semâvâta aceb yok mu tenâhî?

Yâ gaayeti de var mıdır âyâ bu fezânın,

Varsa sonu bu sahâ-yı pehnâ-yı semânın,

Bir sûr mu vardır o nihâyette İlâhî?

15

Mahdûd değil nâ-mütenâhî imiş eflâk

Hayret ki birer âlem imiş gördüğüm ecrâm!

Lâkin bu avâlimde eden var mıdır ârâm?

Erbâb-ı fünûn etti mi bilmem bunu idrâk?

16

Varmış bu da müsbet ki havâ ba’zılarında

Anlarda hayâtı bu husûs eyliyor ispât.

Fennen bilinir, anlaşılır şey mi bu? Heyhât!

İnsan dahi var mı acebâ ba’zılarında?

17

Anlarda dahî farz edelim nev’-i beşer var

Gel anla : Ne yolda geçinirler, ne yaparlar?

Allahü Teâlâ’ya mı anlar da taparlar?

Düşvâr bunun künhünü bilmek bize düşvâr!

                                 18

Yâ Rab bunu tedkîk bize fâide vermez

Takdirine de kudretinin kudretimiz yok

Müstevcib-i hayret olacak çok eserin çok

Hayrân oluruz pek o kadar aklımız ermez

                                     19

Şensin bilen en doğrusunu biz ne bilirsek

Hakkıyle bilirsek eğer hey’etl hattâ

Esrârına vâkıf olamaz fikrimiz asla

Kaabil mi senin esrârını bilmek?

                                        İsmail Safâ (1888)

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 yorum