İkinci Yeni – Muzaffer İlhan Erdost

22 Mayıs 2015 0 yorum 2. Yeni Şiiri 427 Görüntüleme

İkinci Yeni adını ilk kez kullanan Muzaffer İlhan Erdost’un “Üç Şair; Nazım Hikmet, Cemal Süreya, Ahmed Arif” adlı eserinde İkinci Yeni ile ilgili yazdığı yazı.

  İKİNCİ YENİ 

İkinci Yeninin farklı iki anlayışını İkinci Yeni üzerine yazdığım son yazılardan birinde şöyle özetledim:

“Anlamına kadar özgürsün dedi o, O da kendini anlamsıza yargıladı.”

 

Cemal Süreya için, İkinci Yeni içinde algılanmak da, İkinci Yeni dışında algılanmak da, kendisiyle ve fiiliyle çeli­şir.

İkinci Yeni, “anlamsıza kadar özgür olmak” ise, Cemal, bir yanıyla ordaydı. Çünkü Cemal Özgür olmayı seçmişti ama, anlamsızı değil.

İkinci Yeni, şiirin “anlamsıza yargılanması” ise, Cemal orada hiç olmayacaktı. Çünkü geleneksel mantığı şaşırtmayı sevmekle birlikte, anlamsızı amaç edinmekten kaçındı.

Daha doğru bir anlatımla, Cemal, o yıllarda (57-58’li yıl­larda) kendisinin de katkısı olan şiirin yeni özelliklerinin saptanmasını istemiş olmalı. Ama şiirin, yeni kurallar ya da kalıplar içine çekilmesinin, özellikle bir akım adı/damgası al­tına sokulup sıkıştırılmasının rahatsızlığını duydu.

İkinci Yeni için son yazılarından birinde, benim, o günkü şiiri anlamaya çalıştığımı yazar ki, doğru bir saptamadır. İkinci Yeni, o günkü şiiri açımlamayı mı amaç edinmişti, yoksa İkinci Yeniyle, şiire yeni bir yöntem mi dayatılmış ola­caktı. Birincisi ise, Cemal orada kuşkusuz oldu. Hem genel olarak değişen şiirin (Berk’in, Uyar’ın, Süreya’nın, Cansever’in), hem özel olarak kendi şiirinin değişen yönünün sap­tanmasını istedi.

    Anlamsızlık, İkinci Yeni tartışmalarında çok yinelendi ama, o günden bugüne anlamsızın anlamı irdelenmedi. An­lamsız tek ve değişmez bir kavram olarak algılandı.

Sorulabilirdi “anlamsız ne?” diye. Bilinenlerden bilinme­yeni üretme uğraşı mı? Ya da bilinen (anlamı olan) iki ve daha çok sözcükten, saçma diyeceğimiz bir şey türetmek mi? Saçma ne? Bilmediğimiz, kavrayamadığımız, anlayamadığımız şeyler mi saçma, yoksa bir anlamı olmayan şeyler mi? Öyleyse anlam ne? Mantıklı olan mı? Ölür-yaşar-doğar dizgesi mantıksız ve doğar-yaşar-ölür dizgesi mantıklı, öyleyse mantıksız olan ölür-yaşar-doğar dizgesi gibi mantıksız olması gereken doğar-ölür-yaşar ya da yaşar-doğar-ölür dizgeleri anlamsız mı?

       İnsanın mantığı, doğal üretim dizgesine bağlanmıştır. Doğal üretimin bağlı olduğu sisteme de bağlıdır. Zamanı, in­san, dünya ile güneş arasında yinelenen bağlantıyla birlikte kavramış olmalı. Duyu organlarıyla algılanabilir olanlardan oluşan mantık ile biz, duyu organlarıyla algılayamayacağı­mız varlığın, doğanın, evrenin ve uzayın özünü, oluşumunu, gelişimini ve geleceğini açıklamaya çalışırız. Açıklarız da. Ama bu sınırlanış, zihnin sınırsızlığını, olabildiğince dar bir kanala çeker, dinsel/inançsal sistemlerde olduğu gibi çıkma­zında boğabilir de. Sanatçı burada ne denli özgürse, özgür­leşmenin üstünü örten kalın ve sert kabuğu tırnaklayabilir. Sanatçının, kendini bağlanmışlıktan kurtararak düşüncesini bağımsızlaştırmada, özgürleşme arayışının bir yöntemi ol­mak gerekir.

Oluşumlar, evrimler ve devrimler, süreçleri bakımından, zaman dizgesine sıkıca bağlıdır. Bizim geçmiş-şimdi-gelecek diye, kendi bilincimize göre bölümlediğimiz zaman nedir? Kendi ekseninde ve güneşin yörüngesinde döndüğünü kabul ettiğimiz güneş sistemi ve bu sistem içinde biz, aynı zaman­da, tüm sistemle birlikte sürekli alan mı değiştiririz? Böyle bir alan değiştirme midir zaman? Zamanın başlangıcı var mıydı ve sonu var mı zamanın. Gelecek zaman sınırlı mı, sı­nırsız mı? Zaman için sınır ne? Sonsuzluğun sınırı yoksa sonsuz nasıl bir şey?

Bilemediğimiz yerde anlam da biter? Anlamsız mıdır an­lamını bilmediğimiz her şey? Ya insanın istenci dışında top­lumsal olarak ürettiği ilişkiler? Kölecilik mantıklı mıdır, ama anlamı yok mu? Feodalizm ya da içinde yaşadığımız için çoğumuza en “anlamlı” gelen kapitalizm mantıklı mı? Mantıksız olan her şey anlamsız mı?

O gün (yani 57-58’lerde) gelmekte olan şiiri, “İkinci Yeni” adlı yazımda yorumladım. Doğru muydu, yanlış mıydı? Bu tartışmanın belirleyici özelliği, bence, doğru ya da yanlış ol­ması değil, şiirin değişik açılardan tanınmaya çalışılmasını, tartışılmasını, yazılmasını sağlamış olmasıdır. Bugün, “İkin­ci Yeni” adlı yazımda ne yazdığımı çıkaramıyorum. Ama o gün gelişen şiire “ad” yapıldı. Orhan Duru’yla bir akşam meyhanede tartıştık, “Bir Şey Söylemeyen Şiir”i yazdım Pa­zar Postası’nda. Anlamsız şiire yargılandı bu yazım. “Bir şey söylemeyen” ile “anlamsız” arasında ilişki kurulabilir, ama özdeşlenemez. O gün pek ses çıkarmayanlar, yıllarca sonra, İkinci Yeni küllenmişken, Cemal’in çıkardığı Papirüs’teki bir açıklamam üzerine, İkinci Yeniyi, kendilerini, beni yererek, övmenin aracına dönüştürdüler. Yazılarımdan, yazılarımı tüm olarak kucaklamayan seçilmiş tümcelerle. Üstelik “nes­nellik” adına.

Cemal, defterine şunu yazmış: “Şiir tartışmasında üretici olmak için bugünkü sorundan çıkış yapmalı. İkinci Yeni, Ga­rip adlarından değil.” Doğru mu bilemem. Sanırım TV2’de ikinci Yeniyi bir öyküyle özdeşledi Cemal. İzlerken “Ah Cemal!” demiştim içimden.

 

İki dize ile de kendi şiirini tanımlamış. Ama şiirin sayısız (sonsuz) tanımı vardır, ve her şiir tanımı, bir şiiri tanımla­makla birlikte, “sonsuz -eksi- bir” kadar sonsuz şiiri dışlar. Bu, şiirin tanınamazlığı anlamına alınmamalı. Olsa olsa şii­rin sınırsız (sonsuz) olması gerektiğini açıklar. İkinci Yeni, şiirin sınırlarını sınırsızlığa (yani anlamını bilmediğimiz ala­na) kadar genişletmek istedi. İkincisi, şiiri, ozanla ve yaşam­la ve yaşamıyla bütünleştirmek, yaşama dönüşen şiiri, ya­şamsal varlığın ayrılmaz öğesi olan zihinsel üretimle yumaklaştırmaya yöneltti.

  

Cemal’in, kendi şiirini tanımı, bu nedenle de üzerinde durulmaya değer:

“Alevdir çünkü benim şiirim, Hayatın alev halidir”

Hayatın alev hali olan yalnızca şiiri değildi. Cemal de ha­yatın alev haliydi. Şimdi, üretmiş olan yaşamda yok. Üretti­ği var. Hepsinden önce de şiiri var. Bu şiir hayat mı (yaşam mı), alev mi? Bu şiirlerde yaşayan nedir? Cemal mi, Ce­malin bedensiz yaşayan özü mü, yoksa insanlığın sürekli bi­lincinden bir kesit mi? Felsefi, kavrayışım bu soruya doğru bir yanıt vermeye yetmiyor.

 

Kaynak: Muzaffer İlhan Erdost, Üç Şair, Onur yay. Ankara, 1994

 

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 yorum