Vasiyyet

5 Mayıs 2015 0 yorum Ali Ekrem Bolayır 317 Görüntüleme

Vasiyyet

Donukça bir fenerin nûr-ı sâye-dârında,
Çadırların arasında zaman-ı râhatte,
Nöbet değiştirilen bir ferahlı saatte,
Ağaçlı bir tepenin kuytu bir kenarında,

Buluştular, iki hem-şehri kahraman asker:
Çemişkezekli Memiş’le bölükemini Ömer.
-Gel arkadaş, bakalım, gel şu mektubu anlat:
Babam nasıl?
             -­­ İyidir.
                    -Çok şükür… Nasıl Emine’m?
Yeminlidir, bana korkma yalan demez ki ninem,
Çarık takındığımız gün ağırca hasta idi;
Memiş, eğer ben ölürsem sakın acınma, dedi…
– Baban selam ediyor, Daltaban selam ediyor;
Bekir selam ediyor, Pehlivan selam ediyor;
Ninen selam ediyor, emmi kızların hekezâ;
Çoban selam ediyor…
– Bak hele! Diyindi bana,
Bizim kadın nice olmuş… Bizim kadın Emine?
– Bekir nişanlanıvirmiş, Bey Irmağı daşmış;
Sular yeşil öyüğün üstünü basıp aşmış…
Yoğ’undu… emme su ha! Coşgun olmalı bu sene.
Kızılpınar bu kader daşmadıydı… sen de hele
Şu mektubu bitir hele, bizim kadın nicedir?
– Memiş durundu…
– Bırak, ben temam sekiz gicedir
Düşümde görmedim artık…
– Bu yıl da sazlı ile
Çekirge çok düşüyormuş, öğen hele yoğumuş.
Ağılda üç koyun ölmüş, sıcak birez çoğumuş.
Senin buzağ büyümüş, kök ağaç çiçek açmış;
Zavallı Çöp Hasan’ın Kır Tay’ı dağa kaçmış.
İmam dua okumuş cenge… Ha, selam ediyor,
Çakır selam ediyor, Mustafa selam ediyor,
Ömergilin kızı doğmuş… Sadık selam ediyor…
Bırak bırak yetişir anladık…
– Selam ediyor!
Ne sanlıyon bana sen… Anlamam mı hâlinden?
Bizim kadın… Diyivir, di… düşümde gördüm ben!

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 yorum