Selam Sana

21 Nisan 2015 0 yorum Mehmet Emin Yurdakul 344 Görüntüleme

SELÂM SANA

Türk Müverrihi Ahmet Refik Bey’e –

Ey muhterem Ertuğrul’un gözbebeği,

Ey sevgili Gazi Osman,

Ey gün yüzlü, altın kalpli erkek aslan.

Ey Kayahan oymağının asil beyi!

 

 

Senindi ki doğduğun gün derin gökler

Talihini yeryüzüne müjdeledi;

O mukaddes Söğüt’üne Şarkta her yer:

«Mazlum arzın ümidini büyüt!» dedi.

 

Zira Dicle, Bağdat için ağlıyordu;

Endülüs’ün hükümeti,

Mısır’daki Abbasîler hilâfeti

İslâmların kalplerini dağlıyordu.

 

Anadolu toprağının üzerinde

Herkes kanlı zulümlerle ezilmişti;

Şarkî Roma ülkesinin her yerinde

Artık iğrenç nifaklardan bezilmişti.

 

Şarkın İslâm, Hıristiyan her evlâdı

Esirlere merhameti,

Mazlumlara, zayıflara adaleti

Tattıracak bir dâhiyi sormaktaydı.

 

Şüphe yok ki, bu gözyaşı yurtlarının

Sen, çoktandır aradığı demir eldin;

O sahipsiz milletlere Gök Tanrı’nın

Gönderdiği bir mucize gibi geldin.

 

Senin dahi hür alnında bir nur vardı;

Turan’ların güneşleri,

Kabe’lerin o mukaddes ateşleri

 Rüya gören bu alında yılbırdardı.

 

Sen Roma’dan daha büyük bir devlete

Vücut vermek için zihin yoruyordun;

Dört bucağı, peygamberin Muhammed’e

 Vatan yapmak hülyasını kuruyordun.

 

Diyordun ki: «Şu dağları sarsan yeller,

Şu köpüklü Sakarya’lar,

Şu Keşiş’ler üstündeki dik kayalar

Hepsi beni güçlerine meftun eder;

 

Lâkin benim yiğit ırkım bu sulardan,

Bu taşlardan daha yüce bir kuvvettir;

O göğsünde denizleri çağıldatan

Dünyaları ram edici bir kuvvettir.

 

Ey hakanım! Sen gençliğin en ateşli zamanında

Erliğinle tanılmıştın;

Konya Selçuk Devletinin sana gelen fermanında

O bahadır baban gibi: «Emîr» diye anılmıştın.

Bahtı kör mum gibi yanan bu devletin her ümidi

 Senin, sönük kıvılcımı güneş yapan elindeydi.

 

Senin oğlun, büyük ruhlu Gazi Orhan

 Dağı, taşı titretici bir rüzgârdı;

Turgut Alp’in, Karateke’n, Akçakoca’n

 Bir sert deniz üstündeki dalgalardı.

 

Sen, dünyada hiç bir şeyden gözü yılmaz oymağınla

 Düşmanları o sararmış otlar gibi biçtin, kestin;

Hiç bir vakit gökten yere alçalmayan sancağınla

Burçtan burca bir kırmızı bulut gibi koştun, gezdin.

 Sana karşı hendek, kaya, kılıç, kalkan, kale, pusu,

Açlık, soğuk, ölüm, mezar… hepsi boştu.

 

Sen o zaman diyordun ki:

«Ben Oğuz Han neslindenim;

Bana yurdun üstündeki

Herkes Tanrı emaneti…

Ben burada her bir ferdi

 Mesut etmek isteyenim.

 

Onun için her bucağa mahkemeler kurmaktayım;

Âdil Dursun Fakihlerle zulme karşı durmaktayım.

 Gelin ey siz, kayserlerin mazlumları!

Gelin ey siz, tekfurların kurbanları!

Gelin ey siz, kara bahtın mahkûmları!

Gelin ey siz, Şarkın yetim kalanları!

 

Gelin ey siz, ben sizlere bir çobanım;

Sizi candan koruyanım.

Gelin, size Sakarya’nın ırmağından

 Daha soğuk bir pınardan su vereyim;

Gelin, size babanızın Kucağından

Daha sıcak bağrımda yer göstereyim!..

 

Ey hakanım! Kuvvet ve hak., bunlar, sen Türk fatihine

Bir büyük er dedirtmişti;

Ecdadının şeref dolu eski Turan tarihine

Yine altın bir destanla yeniden şan getirtmişti,

 Artık senin başın da bir elmaslı taç istiyordu;

Tanrı, seni hazırlanan tahta davet ediyordu.

 

Konya Selçuk padişahı Alâeddin

Öldüğü gün hep sancaklar ayrılmıştı;

Her bey kendi toprağında istiklâlin

Bir dalgalı bayrağına sarılmıştı.

 

Bugün, sen de kurultayda hanlığını selâmlattın:

Oğuz Han’ın töresince Kayahanlı aşireti

 Otağında toplanarak huzurunda dize geldi;

Ağzı dönmez kılıcının hakkı olan saltanatın

 Aksakallar derneğince kımızlarla kutlulandı.

Gülbanklarla, hutbelerle mutlulandı.

Bugün Keşiş dağlarından

Bir Türkeli doğuyordu;

Garp ufkunda parıldayan

Baht yıldızı sönüyordu;

Dünya Şarka dönüyordu

 Gün, geceyi boğuyordu

Bu kuvvete yüksek Alpler başlarınıeğecekti;

Her bir kayser titreyerek: «Efendimsin!» diyecekti,

Selâm sana ey sevgili Gazi Osman,

Ey gözleri Altay’ları nakleyleyen!

Selâm sana, ey devletli, ulu sultan,

Ey bağrında Orhun’ları sürükleyen!

 

Günler, aylar parladıkça al bayrağın

Nurlar,saçsın, kararmasın.

Bizden senin bıraktığın bu devlete

Bir Osmanlı vicdaniyle yüz bin minnet;

Bizden senin bıraktığın şu millete

Bir asil Türk yüreğiyle candan hürmet!

 

Ey imanın, ey meramın kahramanı,

Ey sevgili Gazi Osman,

Ey burçlara, ey kalplere hâkim olan,

Ey Osmanlı Devletinin ilk hakanı!

 

Senin aziz Mal Hatun’un otağında

O gördüğün güzel rüya boş çıkmadı;

 İsa ile Muhammed’in toprağında

Saltanatın Tûba gibi parıldadı.

 

İstanbul’u zapteyleyen Fatih’lerin

 O maksadı güttüler ki:

 Osmanlılık her vicdanı, her yüreği

Kayahanlı gönlü gibi benimsesin.

 

Şu kurduğun saltanatın şanlı tahtı

Ahalinin sevgisinden kuvvet alsın;

Onun Bizans surlarından doğan bahtı

Yedi iklim, dört bucağa şeref salsın.

 

Senin ülken medeniyet yurdu oldu;

Onun mamur illerine,

Yüz kapılı Teb’ler gibi kırk şehrine

Her bucaktan, sarık sarmış başlar doldu.

 

Fuzulîler gibi şiir yazanların

Göğüsleri aşklariyle ısıttılar;

Güranîler gibi âlim insanların

Fikirlere yeni ruhlar akıttılar.

 

Hilâfeti alan Yavuz Selimlerin

O rüyayı gördüler ki:

Hint’te, Çin’de, Nijer’deki

Üç yüz milyon dindaşları birleştirsin.

 

Bu birliğin karşısında bütün dünya

Bir müminin hukukuna el sunmasın;

Taassupla silâhlanan şu Avrupa

 Bir mescidin mihrabına dokunmasın.

 

Senin ırkın her bir ufka at koşturdu;

O dalkılıç orduların

Kaleleri göğe değen yüz diyarın

Ehl-i Salip askerine karşı durdu.

 

Barbaros’la Turgut, Piri Reislerin

Kuş uçmayan sahillerde dolaştılar;

Beyaz, Siyah ve Kırmızı denizlerin

 Burulganlı sularında savaştılar.

 

Ey hakanım! İki asrın içersinde Kafkasya’dan

Fas’a kadar her bir bucak:

Şarkî Roma, Macaristan, Makedonya, Yunanistan,

Eflak, Boğdan, Mısır, Tunus, Kırım, Yemen, Hicaz, Irak

Senin ulu bayrağının gölgesinde dirlik buldu;

Yüz milyon halk dilleriyle, dinleriyle korunuldu.

 

Hiç bir vakit senin Yeni Turan’ında

Neron’ların zulümleri can yakmadı;

Hürriyetin bu mübarek vatanında

Gladyatör vahşetiyle kan akmadı.

 

Senin güzel İstanbul’un yedi tepe üzerinden

Romulus’un beldesine yüksek sesle emreyledi;

Onun, mağrur Olimp’leri, ehramları baş eğdirten,

 Kaf’tan Kaf’a hüküm süren cihangirce siyaseti

Arzı tutan temel gibi devletini pekiştirdi;

İslâm Şarkın çehresini değiştirdi.

 

O idi ki Avrupa’ya

Asya için bir yol açtı;

Mutaassıp Ispanya’ya,

Venedik’e, Lehistan’a,

Viyana’ya, her bir yana

Ateş, alev ve nur saçtı.

 

Gol ırkını Şarlken’in zincirinden o kurtardı,

Fıransa’ya o bağ sardı.

Ramses’Ierin debdebeli sarayları

Buradaki şanlı ömrü süremedi;

Sezarların büyük zafer alayları

Buradaki şenlikleri göremedi.

 

O çölleri, kutupları inildetti;

Ona her yer secde etti;

   Ve dünyanın uçlarına sesi giden

  Türk ırkına taşıttığı yeni adı

Mağrur Latin, vahşî İslav, yiğit Cermen

Hayretlerle, hürmetlerle alkışladı.

 

Ey hakanım! Altı asrın yaşattığı hatıralar,

Ünler, haklar bütün senin;

Şu saraylar, şu hisarlar, şu sikkeler, şu tuğralar,

Bu şehirler, bu denizler, bu topraklar bütün senin;

Şu camiler, medreseler, imaretler bütün senin;

Bu tarihler, bu kanunlar, hilâfetler bütün senin!..

 

Biz de bugün şu Osmanlı ülkesinde

Armağanın olan adı taşıyoruz;

Şu Osmanlı bayrağının gölgesinde

 Bir hür millet hukukuyle yaşıyoruz.

 

Şi’irimiz var, bülbül diller bize sizi anlatıyor;

Ezgimiz var, gümüş sazlar aşkımızı titretiyor;

Türkümüz var, millî barlar bayramları şenletiyor;

Töremiz var, pulat kollar silâhları parlatıyor.

Her birimiz, hiç bir şeyle tadılmaz bir meserretle,

Hür kalplerin duyduğu bir saadetle

Ataların ocağında

Bir saf ömür sürmekteyiz;

Bir mabedin saçağında

Yuva yapan kırlangıçlar.

Cıvıldaşan kuşlar kadar

Bahtiyarız ve serbestiz.

Bizim vakur alnımıza şeref veren bu hayata

Yeryüzünün altınları, incileri, hepsi feda!..

 

Selâm sana, ey sevgili Gazi Osman,

Ey gözleri Altay’ları nakleyen!

Selâm sana, ey devletli, ulu sultan,

Ey bağrında Orhun’ları sürükleyen!

 

Günler, aylar parladıkça al bayrağın

Kararmasın, nurlar saçsın.

Bizden senin bıraktığın bu vatana

Bir Osmanlı vicdaniyle yüz bin minnet;

Bizden senin bıraktığın hanedana

 Bir asil Türk yüreğiyle candan hürmet!..

 

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

Fener

368 Görüntüleme

0 yorum