Mehmet Emin Yurdakul (1869-1944)

21 Nisan 2015 0 yorum Millî Edebiyat Dönemi 786 Görüntüleme

 mehmet-Emin-Yurdakul

Hayatı:

Millî Şair Mehmet Emin İstanbul Beşiktaş’ta 1869’da dünyaya gelmiştir. Babası balıkçı Salih Reis, annesi Edirne’den İstanbul’a göçmüş olan Mehmet Ağa’nın kızı Emine Hanım’dır.

 

7 Yaşında Saray Mektebine giren Mehmet Emin, sonra Beşiktaş Askeri Rüstiyesine devam etmiştir. Mülkiye Mektebini yarıda bırakan şair, Babıâli sadaret dairesine Evrak katibi olarak işe başlamış Yabancı dilini geliştirmek için Amerika’ya gitme düşüncesiyle buradan ayrılan Mehmet Emin, Amerika’ya da gidememiştir.

Mehmet Emin’in ilk eseri Babıâli katibi iken yazdığı “Fazilet ve Asalet” adlı küçük mensur risaledir. Bu eseri Sadrazam Cevat Paşa’ya takdim eden Mehmet Emin, Cevat Paşa’nın eseri beğenip, onu yönlendirmesiyle Tahrirat Kalemine tayin edildi. 1893’te Rüsumat Evrak müdürü olan Mehmet Emin’in şöhreti bu yıllarda artmaya başlamıştır.

Yunan Harbi sıralarında yazdığı ve ona şöhreti getiren “Gence Giderken” adlı şiirini o sıralarda Türkiye’de bulunan Cemalettin Efgani de beğendi ve “İşte asıl sizin edebiyatınız budur” diyerek onu teşvik etti. 

Cenge giderken adlı şiirin de içinde bulunduğu “Türkçe Şiirler” adlı eseri 1899’da Ebuzziya Matbaasında resimli olarak basıldı ve ülkede büyük yankılar uyandırdı. Bu eserden dolayı birçok dil bilimci ve oryantalistten takdir mektupları alan Mehmet Emin, Türkçe Şiirler’in ardından Kibritçi Kız, Kesildi mi Ellerin adlı şiirlerini Servet-i Fünun dergisinde yayımlamıştır. İzmir’de yayın yapan Muktebes ve Selanik’te yayın yapan “Çocuk Bahçesi” adlı dergilerde birçok şiiri yayımlandı. Sade dil ve hece ölçüsüyle yazılan bu şiirler etrafında Rıza Tevfik, Ömer Naci, Hüseyin Cahit gibi isimlerin de dahil olduğu birçok edebi tartışma yapıldı.

 

İttihat ve Terakki Fırkası ile ilişkisi sebebiyle Erzurum Rüsumat Nazırlığına tayin edilen Mehmet Emin, 1908’de İkinci Meşrutiyet’in ilan edilmesinin ardından Trabzon’a aynı görevle nakledildi.  II. Abdülhamit’in tahtan indirilmesinden sonra Bahriye müsteşarı görevine getirilen şair, bu görevde çok kısa bir süre kaldıktan sonra istifa etti. Sonra Hicaz Vali Vekili ve Sivas Valiliği görevlerinde bulundu. Bu görevde iken tekrar istifa eden Mehmet Emin, İstanbul’a dönerek Ahmet Hikmet (Müftüoğlu), Ahmet Ağaoğlu, Akil Muhtar, Yusuf Akçura gibi isimlerle Türk Yurdu dergisini çıkarır. 1908’de Türk Derneğinin kuruluşu ile başlayan Türkçülük faaliyetleri Türk Yurdu Derneği ve Türk Ocakları’nın açılışıyla devam eder.

1913’te Musul milletvekili olan Mehmet Emin, edebi çalışmalarına hiç ara vermeden devam etmiştir.  1914’te daha bastırdığı Türkçe Şiirler adlı eserinden de parçalar koyarak “Türk Sazı” adlı eserini yayımladı. Ey Türk Uyan, Tan Sesleri, Ordunun Destanı, Dicle Önünde, Hasta Bakıcı Hanımlar, Zafer Yolunda, Turan’a Doğru, İsyan ve Dua adlı eserlerini birbiri ardınca yayımlar. Birinci Dünya Savaşı’ndan Osmanlının yenik ayrılması üzerine İstanbul işgal edilmişti. Memleketin zor ve onur kırıcı  günler geçirdiği bu dönemde millet moral ve heyecan aşılamak amacıyla Türk’ün Hukuku adlı eserini yayımlar.

Milli Mücadeleye destek vermek amacıyla Yusuf Akçura ile İstanbul’dan ayrılarak İnebolu üzerinden Ankara’ya geçer. Atatürk’ün iltifatlarıyla karşılanan Mehmet Emin, Adana ve Antalya’da yurt savunmasına katkıda bulunmuş, nutuklar vermiştir. Cumhuriyet’in ilanından sonra Şarkikarahisar (şimdiki Giresun’un ilçesi Şebinkarahisar), Urfa ve İstanbul milletvekillikleri görevinde bulundu. 1923’te Kıral Corc’a, 1928’de Dante’ye ve Mustafa Kemal adlı eserlerini yayımladı. 1939’da son manzum eseri Ankara’yı yayımladı. 14 Ocak 1944’te İstanbul’da ölen Mehmet Emin’in mezarı Zincirlikuyu’daki Asri Mezarlık’tadır.

 

Edebi Kişiliği

 Mehmet Emin Yurdakul bir balıkçının oğludur. Halk hikâyelerine düşkün olan babasının etkisiyle halk kültürüyle destan ve hikâyeler vasıtasıyla temas eden Mehmet Emin, eşinin Şebinkarahisarlı olması dolayısıyla da Şebinkarahisar’a birçok ziyaretler yapmış ve bu ziyaretlerde Anadolu’yu yakından tanıştır. Şairin halk olan bu kuvvetli teması şiirlerinin muhtevasını da oluşturmuş milletin dert ve sıkıntıları, heyecanları, ümit ya da ümitsizlikleri şiirlerine yansımıştır. Bunun yanında çiftçilik, demircilik gibi meslek ve zanaatlarla ilgili öğretici amaçlarla şiirler yazması da onun sadece halkın diliyle konuşmayla yetinmediği, halka ulaşmaya ve halkı eğitmeye çalıştığı gerçeğini de gözler önüne serer.

“Ben bir Türk’üm” çıkışı büyük ses getiren şairin, Türklük ve Türkçülükle ilgili heyecan ve görüşleri de şiirlerinde önemli yer tutar. Cenge Giderken, Irkımın Türküsü, Kanımı Taşıyana, Yurdumuzun Türküsü, Ya Gazi Ol Ya Şehit gibi şiirlerinde Türk milletinin yüksek vasıflarını, “ırkının” özelliklerini, vatanın kutsaliyetini anlatır. Irkımın Türküsü adlı şiirinde Türk milletinin yüksek karakterini anlatmaya çalışır ve “Oğuz” Türklüğünü över:

  “Biz Oğuzlar soyu olan Türkleriz;
İlk ateşi parlatan
İlk sabanla sert toprağa tohm atan,
İlk ocağa temel koyan hep biziz.”

 

Bu şiir gibi birçok şiirinde “ırk, soy” gibi sosyolojik unsurlara çokça atıfta bulunarak Türklerin ırkça ve soyca üstünlüğünü anlatmaya çalışırken bunu kaba bir ırkçılığa indirgemez. 

Mehmet Emin, sadece içinde bulunduğu dönemin ya da eski Türk topluluklarına değil Osmanlı döneminin şanlı mazisine de atıfta bulunur. Mesela Selam Sana adlı şiirinde:

“Ey muhterem Ertuğrul’un gözbebeği
Ey sevgili Gazi Osman,
Ey gün yüzlü, altın kalpli erkek aslan,
Ey Kayahan oymağının asil beyi!”

diye başlar ve Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Gazi’yi uzun uzun över. “Türk, turan, ırk, soy, cenk, Anadolu, Oğuz, Türkçe, şehit, gazi” gibi kavramların şiirlerinde bolca geçmesi onun şiirinin esası hakkında bizlere fikir vermektedir.

         Mehmet Emin içerik olarak milliyetçilik ve halkçılık prensiplerine bağlı kaldığı gibi aynı bağlılığı dil ve ölçü konusunda da göstermiştir. Halkı geliştirmek, yükseltmek için elbette ona ulaşmak, onun anlayacağı bir dille ona seslenmek gerekiyordu.[1] Ancak şiirlerinde kullandığı dil açık ve sade olmasına karşın doğrudan doğruya halkın canlı dilini kullanamadığı zaman zaman yapmacık bir söyleyişe kaçtığı söylenebilir. Onun üslubu genellikle zayıf bir telkin ve hitabet üslubu özelliği taşır.[2]

 

Mehmet Emin, şiirlerinde halk dilini ve hece ölçüsünü kullanmasına rağmen halk şiiri nazım şekillerini çok kullanmamıştır. Halk şirinin geleneksel nazım şekillerine bağlanmayışı, belki bir saz şairi kılığına girmekten çekinmesiyle açıklanabilir. Onun kullandığı şekiller arasında sone ve serbest müstezattan bozma şekiller çoğunluktadır.

 

                Mehmet Emin Yurdakul’un şiirlerindeki hitabetçi üslup ve didaktik unsurların çokluğu, şiirlerinde lirizmin sönük oluşu  bazı eleştirmenlerce bir eksiklik olarak görülmüş ve fikri yönünün güçlülüğü karşısında şairliğinin zayıf kaldığı değerlendirilmiştir. Bu değerlendirmede haklılık payı olmakla birlikte Mehmet Emin’i zirveye taşıyan hususun şairliği olmadığı, halkçı ve milliyetçi duygularla Anadolu insanına yönelmiş olması ve Osmanlının en zor dönemlerinde milliyetçi ve Türkçü hisleri adeta “haykırması” sebebiyle milletin gönlünde yer ettiğini unutmamak gerekir.

 

Eserleri:

Fazilet ve Asalet (1892)

Türkçe Şiirler (1899)

Türk Sazı (1914)

Ey Türk Uyan (1914)

Ordunun Destanı (1915)

Tan Sesleri (1915)

Dicle Önünde (1916)

İsyan ve Dua (1918)

Turan’a Doğru (1918)

Zafere Yolunda (1918)

Türk’ün Hukuku (1919)

Dante’ye (1920)

Mustafa Kemal (1928)

Ankara (1939)

 

ŞAİRİN ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER İÇİN TIKLAYINIZ

                                                                        Yaşar Vural


[1] Kenan Akyüz, Batı Tesirinde Türk Şiiri Antolojisi, İnkılap Yay.  İst. 1986, s. 507

[2] Kenan Akyüz, a.g.e. s. 508

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 yorum