Neyzen Tevfik – Değil Mi?

13 Nisan 2015 0 yorum Şairlerden Seçmeler 322 Görüntüleme

 

Dini Tasavvufi Halk edebiyatı nazım şekillerinden biri de “şathiye”dir. Genellikle Bektaşi şairlerin kullandığı bu tür, Allah ile senli benli konuşması dolayısıyla “küfür” olarak düşünülmüştür.

Ancak bu manzumeler Allah ile alay etmek maksadıyla değil, tasavvufi gelenek ve yorumlara bağlı olarak derin felsefi ve tasavvufi düşünceleri işlemek maksadıyla yazılmıştır. Bu şiirlere zahirî pencereden bakanlar bu şiirlerde kaba bir alay ve seviyesizlik görebilir, oysa bu şiirlere tasavvuf penceresinden bakıp öyle yorumlamak gerekmektedir. ayrıca şiirleri sonunda şairler genellikle Allah’ı sevdiklerini, onun büyüklüğü karşısında aciz olduklarını belirten ya da sezdiren ifadeler kullanırlar.

Neyzen Tevfik de  Bektaşilik tarikati mensuplarından olduğu için şathiye türünde şiirler yazmıştır. işte o şiirlerden bir örnek:

DEĞİL Mİ?

Ulu Tanrı’m, akıl ermez sırrına,

Bin bir ismi hakda pinhân edersin.

 

İçirirsin sabrın peymânesini,

Hikmetini sonra âyân edersin.

 

Gizlenirsin bir nüvenin içinde,

Âdemin de şeytanın da cinin de,

Her milletin ayrı ayrı dilinde,

Şirke, küfre reybi bürhân edersin.

 

Aşk olursun, gönlümüzü yakarsın,

Leylâ olur karşımıza çıkarsın,

Rakîb olur canımızı sıkarsın,

Vuslatını bize hicran edersin.

 

Bozuktur düzenin, olmazsın akort.

Tavşana kaç dersin, tazıya aport,

Haham, papaz, hoca ettikçe zart zurt,

Alay eder, güler, isyân edersin.

 

Sen indirdin yere şu dört kitâbı,

Ayrı ayrı her birinin hisâbı.

Her bir dînin sensin putu, mihrabı,

Yalanına kendin îm’ân edersin.

 

Zerdüşt olmuş görünmüşsün ateşte,

Brahmen’in Vişno’susun güneşte,

Bir parrlavış parladın ki Kureyş’te

Mahbûbnnu zâtına şan edersin

 

Hem goncasın hem bülbülsün, hem diken

Hem canansın hem de çileyi çeken,

Hikmetine defineler açıkken

Seyvâh derviş olur selmân edersin.

 

Yok olmadan var olmanın yolu yok,

 Kendin gibi seni arayan pek çok,

Hiç şaşırmaz kaderden attığın ok,

Sevdiğini aşka nişân edersin.

 

Çiftçi olur, öküzünü haylarsın,

Ağa olur, hizmetkârı paylarsın,

Yersin, göksün, yıllar, günler, aylarsın,

Asırları toplar bir ân edersin.

 

Görünürsün her velîde, delide,

Mustafa’da Avram’da Pandeli’de,

Bir maymuncuk gibi her bir kilide

Hem uyarsın hem de bühtan edersin.

 

Neşve olur, gizlenirsin şarabda,

Helâl, haram yazılırsın kitabda,

Sevdâlarla şu inleyen rebâbda,

Şensin, âşıkları nâlân edersin.

 

Zincir olur mecnûnları bağlarsın,

Görür, acır, karşısında ağlarsın,

Irmak olur dere tepe çağlarsın,

Tûfân olur, dehri vîrân edersin.

 

Bir ot idin, kamış oldun, ney oldun,

Feryâdıma karşılık hey hey oldun,

Su, kök, filiz, asma, üzüm, mey oldun,

Her katreni bana umman edersin.

 

Çıban olur, enselerde çıkarsın,

Yanar canın yine kendin sıkarsın.

Kendin yapar, kendin yakar, yıkarsın,

Sigortadan ne kâr, ziyân edersin?

 

Bir irâden adam yapar eşeği

Azlolurken batar ona döşeği,

Gazabındır şu felâket şimşeği,

Her nereye çaksan sûzân edersin.

 

Çıkmayan bir candan umut kesilmez,

Rahmetinden zerre bile eksilmez,

Gözümüzü senden başkası silmez,

Güldürmeden önce giryân edersin.

 

Şımartırsın bir sonradan görmeyi.

Öğretirsin halka çorap örmeyi,

O çalarken tam gözünden sürmeyi,

Yakalarsın, hapse ferman edersin.

 

Zengin olur kasaları kitlersin,

Fakir düşer garib başın bitlersin,

 Deri, kemik, beden bizi ciltlersin,

Hicranlara canlı divân edersin.

 

Lâ’netin mi şu Şeyn-İslâm kapısı,

Yedi cehenneme bedel yapısı,

Zebanilerde mi bunun tapısı?

Bu çeteyi sen perişan edersin.

 

Dârü’n-Nedve midir şu Dârü’l-Hikme?

Savurdular birbirine çok tekme.

Kuyruğu sakattır, pek hızla çekme,

Eşeklerle bizi handân edersin.

 

Kudururlar arpalıkla, tiridle,

Girişirler kafa göz, yüz, dividle;

Geğirirler, anırırlar tecvidle,

Harf-ı meddi yular, kolan edersin!

 

Fitne için yeter İzmirli Cüce,

Yelken takar devedeki hörgüce,

Kürek çeker akıntıya her gece,

Boklu dereye mi kaptan edersin?

 

Nerde olsa başındadır belâsı,

Hased, fitne, o Fir’avn’ın Mûsâ’sı,

Cehil, gurûr ve sâire cabası,

Sakla domuzlara çoban edersin.

 

Sana giren çıkan nedir be dürzü?

Dersin bana ey Allah’ın öküzü!

İçirirsin on dört bin okka düzü,

Beni bulutlarda mihmân edersin!

 

Serserînim, düştüm aşkınla meye,

Nasl girdin elimdeki şu neye?

Hem seversin beni Neyzen’im deye,

Hem de sarhoş diye destân edersin!

 

                 Tıp Fakültesi Hastanesi, Haydarpaşa, 17.2.1337/1921

 

 

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 yorum