Kültür Değişmeleri

11 Nisan 2015 0 yorum Dil ve Anlatım 497 Görüntüleme

Kültürler devingendir, zaman içerisinde yeni ihtiyaçlara bağlı olarak değişir ve güncellenir. Özellikle sanatta yeni değerler ortaya çıktıkça, düşüncede, duyguda ve ifade ortamında gelişmeler oldukça bazı eski değerler ortadan kaybolmakta (Eliot, 1987: 17) ya da farklı boyutlar kazanarak değişmektedir.

 

 

Kültürel değişmeler çok çeşitli nedenlerle gerçekleşebilir. Başka kültürlerle kar­şılaşma ve etkileşim kültürel değişmeleri motive edebileceği gibi ekonomik, sosyo-politik ve teknolojik değişmeler de kültürleri çeşitli açılardan etkilemektedir.

Her kültür, insanların topluma ve doğaya uyma stratejisidir. Uzun vadede bu stra­tejiler ekonomik, politik ve teknolojik değişmelerde karşılık bulur. Kültürel davra­nışlar, bir çeşit iç dinamizmle bu değişmelerden etkilenerek güncellenir. Avru­pa da en dikkat çekici kültürel değişmeler sanayi devriminden sonra gerçekleşmiş­tir. Bu durum, ekonomik ve teknik gelişmelerin kültürel değişmeleri motive ettiği­nin tipik bir örneğidir. Ekonomik, sosyo-politik ve teknik alanda ortaya çıkan de­ğişmeler, kültürleri çeşitli boyutlarda etkilemekte bu durum, her neslin farklı tec­rübeler yaşamasına ve geleneksel kabul edilen değerlerin; zaman zaman yalnız bir önceki nesil tarafından korunup yaşatılmasına neden olmaktadır. Yeni nesillere ar­tan oranda yeni eğilimler nüfuz etmektedir. Bu nedenle, nesiller değiştikçe kültür­ler ve dünya görüşleri de değişmektedir (jnglehart, 1990: 3). Bütün bunlardan kültürlenme ya da kültürel davranış edinme süreçlerinin, toplumların ihtiyaçlarına ve beklentilerine göre değişerek devam eden, devingen süreçler olduğu anlaşılır.

Kültürel değişmeleri yaratan motiflerden biri de kültürlerarası etkileşimdir. Kültürlerarası etkileşim, farklı kültürlerin karşılaşması sonucu ortaya çıkar ve genellikle kültürel sistemlerden birinin ya da her ikisinin değişmesiyle sonuçlanır. Bu değişme­ler, etkileşimin derecesine göre kültürel etkileşim, kültürel asimilasyon veya karma kültürlülük biçiminde ortaya çıkabilir. Kültürel etkileşim, maddi ve manevi kültür unsurlarında, inanç ve değerler sisteminde değişmelere neden olabilmektedir.

Türk kültür tarihinde meydana gelen kültürel değişme ve gelişmeleri farklı mo­tiflerin yönlendirdiği görülür. Örneğin eski Uygur Türklerinde dinî motifli kültürel değişme süreçleri yaşanmıştır (Demir, Yılmaz, 2009: 10). 840 yılında Orhun vadisin­den Tarım havzasına göç eden Uygur Türkleri, eski Türk inanç sistemi olan Gök Tanrı dininden Maniheizm ve Budizm dinî sistemlerine geçmişlerdir. Uygur Türkle­rinin, yeni dinleriyle birlikte, dâhil oldukları kültürel çevreler ve benimsedikleri öğ­reti sistemleri de değişmiştir. Yeni bir dinin kabulü, Uygurların yeni bir hayat anla­yışı ve dünya görüşünü benimsemelerini, yeni dinlerinin öğretileri ile hayatlarının yeniden düzenlenmesini sağlamış ve kültürel değişmeleri de motive etmiştir. Maniheizmin öğreti sistemi, konargöçer hayat tarzı ile uyuşmayan, fiziksel dinamizmden çok iç dinginliğe önem veren, et yemeyi yasaklayan ve sebze yemeyi motive eden bir sistemdi. Maniheizmin kabulü, Uygur Türklerinin konargöçer hayattan yerleşik hayata geçmelerini; ticari faaliyetlerde, ilim, sanat ve edebiyatta gelişmelerini sağla­yarak kültürel hayatları üzerinde belirgin bir etki oluşturmuştur (Koca, 2000: 188).

 

Kültürel değişme süreçlerinde tercümeler de yadsınamaz bir öneme sahiptir. Dünyadaki büyük kültür devrimlerinde, kültürel etkileşim süreçlerini takiben ter­cüme faaliyetleri gerçekleştirilmiş; tercüme faaliyetleriyle ortaya çıkan fikrî uyanış­lar bir sonraki süreçte özgün fikirlerin yaratılması için basamak oluşturmuştur (Tür- ker, 2003: 92). Büyük uyanış devirleri tercüme ile açılmıştır. Eski Yunan uyanışı Anadolu, Fenike, Mısır tercümeleri ile; Batıda Rönesans İslam ve Yunan tercümeleri ile; 18. yüzyılda başlayan Germen uyanışı Latin ve Anglosakson tercümeleri ile mümkün olmuştur (Ülken, 1997: 14-15). Tercüme faaliyetleri, Türk kültür tarihinin değişim noktalarında da kendini gösterir. Eski Uygur Türkleri, yeni kabul ettikleri dinlerin öğreti kitaplarını ve diğer metinleri Çince, Toharca, Soğdca, Sanskritçe ve Tibetçeden kendi dillerine çevirmişler; dinî içerikli tercüme edebiyatla ciddi bir mesafe kat etmişlerdir. Prens Kalyanamkara ve Papamkara Hikâyesi, Maytrisimit, Altun Yaruk, Sekiz Yükmek, Kuanşi İm Pusar o dönemde diğer dillerden Eski Uy­gur Türkçesine çevrilen eserlerden birkaçıdır.

 

Farklı kültürlerin karşılaşmasıyla ya da kültürlerarası etkileşimle ortaya çıkan kültürel değişmeler, en önce kendini dilin söz varlığında hissettirir. Toplumların kültürel etkile­şimleri sonucu dilin ilk ve en hızlı etkilenen, en kolay değişen öğesi ise söz varlığıdır. Türk kültür tarihinde yaşanan değişmeler söz varlığımızı da etkilemiş, karşılaşılan kültür­lere ait çeşitli sözcükler dilimize girmiştir.

Türk kültür tarihinde, dinî temelli bir diğer kültürel değişme merhalesi de Türklerin 10. yüzyıldan itibaren İslam dinini kabul etmesiyle gerçekleşir. İslam dininin ka­bulü, Türkleri bu dine ait öğretileri öğrendikleri Arap ve Farslarm kültür dairelerine yaklaştırmış; dâhil olunan bu yeni kültürel çevreler Türk kültür hayatını pek çok açı­dan etkilemiştir. Bu dönemde de tercüme faaliyetlerinin devam ettiği, Arapça ve Farsçadan dinî içerikli kaynakların, ilmihallerin, hadislerin, İslam hukukuyla ilgili teorik kaynakların, peygamber kıssalarının Türkçeye tercüme edildiği görülür. Ana­dolu sahasında, Türkçeye tercüme edilen ilk didaktik içerikli edebî eserler arasında Kul Mesut’un Farsçadan çevirdiği Kelile ve Dimne, Hoca Mesut’un Farsçadan çevir­diği Süheyl ü Nevbahar, Şeyhoğlu Sadrettin Mustafa’nın Farsçadan çevirdiği Marzu- banname, Salebî’nin Arapçadan çevirdiği Kısas-ı Enbiya adlı eseri sayılabilir.

 

Türk kültür hayatının 18. yüzyıldan itibaren yüzünü Avrupa’ya çevirdiği görü­lür. Orta Çağ’da skolastik düşünce ve kilise etkisiyle gerileyen Avrupa kültür ve medeniyeti, Rönesans ve Reform hareketleriyle bilimde ve sanatta ciddi ilerleme­ler kaydetmiştir. Batı kültürünün bu yenilenme sürecine eski Yunan klasiklerinden ve İslam filozof ve bilim adamlarının eserlerinden yapılan çevirilerin de katkı sağ­ladığını belirtmek gerekir. Batı kültür ve medeniyetinde meydana gelen ilerleme 18. yüzyılda çeşitli Avrupa ülkelerine seyahat eden Osmanlı aydınlarının ve elçile­rinin dikkatini çekmiş; bu aydınlar Viyana, Paris gibi büyük Avrupa şehirlerinde gözlemlediklerini anı tarzında kaleme alarak bizlere Batı kültür hayatından kesitler sunmuşlardır. Yirmisekiz Çelebi Mehmet’in kaleme aldığı Sefaretname, İbrahim Müteferrika’nın Avrupa’da tanıştığı matbaayı İstanbul’a taşıması bu anlamda dikkat çeken ilk faaliyetlerdendir. 19. yüzyılda Batı dillerinden özellikle de Fransızcadan Türkçeye yapılan ilk tercümelerin daha çok edebî içerikli olması edebiyatta bir ye­nilenme ve anlayış değişikliğini yaratmış, Türk edebiyatında ilk roman ve ilk tiyat­ro eseri bu dönemde yazılmış, gazetecilik faaliyetleri bu dönemde başlamıştır. 19. yüzyılda Batı dillerinden Türkçeye yapılan edebî çevirilerin ilk ürünleri arasında Münif Paşa’mn Voltaire, Fenelon ve Fontenel’den seçilmiş felsefi diyalogları içeren Muhaverat-ı Hikemiyye adlı eseri, Yusuf Kâmil Paşa’nın Fenelon’dan yaptığı Telemak çevirisi, Münif Paşa’nın Victor Hugo’dan Mağdurîn Hikâyesi adıyla yaptığı Se­filler çevirisi, Ahmet Lütfi Efendi’nin Daniel Defoe’dan Hikâye-i Robenson adıyla yaptığı Robinson çevirisi, Recaizade Mahmut Ekrem’in Chateaubriand’dan Atala çevirisi, Ziya Paşa’nın Rousseau’dan Emile çevirisi, Sıddık’ın Saint-Pierre’den Paul ve Virginie çevirisi, Teodor Kasap’ın Aleksandre Dumas Pere’den Monte-Cristo çe­virisi sayılabilir. Bu dönemde, yeni kurulan eğitim kurumlarındaki ders kitabı ihti­yacını karşılamak üzere batı dillerinden ders kitapları da çevrilmiştir.

Kültürel değişim süreçlerinin toplumsal yaygınlık kazanmasında haberleşmenin de belirli bir etkisi vardır. Şerif Mardin (2004:29) toplumun alt sınıflarındakilerle üst sınıflarındakiler arasında hem haberleşme hem de iktisadi yapı açısından karşılıklı bir bağımlılık varsa o zaman toplumsal seferberliğin de oluşacağını belirtir. Tanzimat döneminde gazetecilik faaliyetlerinin başlaması ve giderek hız kazanması, Türk mo­dernleşmesi ve dilde sadeleşme adına önemli bir aşamadır. O dönemde çıkarılan belli başlı gazeteler Ceride-i Havadis, Tercüman-ı Ahvâl, Tasvir-i Efkâr, Muhbir, İb­ret, Devir, Bedir, Tercüman-ı Hakikat, Hadika, Vakit, Sabah’tır. Tanzimat dönemin­de gazeteciliğin başlıca amaçlarından birisi, Batıdan alınan siyasi, kültürel, sanatsal, edebî kavramları topluma aktararak, farkındalık yaratmak ve değişime öncülük et­mektir. Dönemin başlıca kitle iletişim aracı olan gazete, içerdiği düşünce yazılarıyla toplumun Batılılaşması ve değişimi yolunda önemli bir işlevi yerine getirir. Şinasi, Namık Kemal, Ziya Paşa, Ali Suavi gibi pek çok Türk aydını gazeteler aracılığıyla hal­ka ulaşmış, yenilik hareketleri kadar zihniyet değişiminin de öncüleri olmuştur. Do­layısıyla Tanzimat döneminde gazeteler değişimin en önemli araçlarındandır.

Türk kültür tarihinde yaşanan belki de en önemli kültürel değişme aşaması, Cumhuriyetin kurulmasıyla, yeni kurulan Türkiye Cumhuriyetinin devlet programı dâhilinde devrimlerle gerçekleşir. Cumhuriyet devrimleri eğitim, hukuk, yaşam, dil vb. kültür hayatımızı ilgilendiren pek çok alanda gerçekleştirilmiştir. Bu dönemde yapılan devrimler arasında kıyafet devrimi, takvim, saat ve ölçülerde değişiklik, harf devrimi, dil devrimi gibi bugünkü kültür hayatımızı da şekillendiren önemli atılımlar sayılabilir.

 

Kültürel değişme süreçleri belirli aşamalarla gerçekleşir. Bu aşamalar yenilik, seçici ayıklama, toplumsal kabullenme ve bütünleşme olarak sıralanabilir (Tezcan, 1991: 22). Yenileşme sürecinde bireyler, o kültürde var olan, alışılmış davranışları dışında, öğrenme yoluyla yeni davranışlar elde ederler. Yeni davranışlar; farklı kül­türlerle karşılaşma ya da yeni teknolojik değişmeler, icatlar, toplumun kendi iç di­namikleriyle gerçekleştirdiği yenileşmeler ve yeni bilgiler yoluyla elde edilebilir. Seçici ayıklama sürecinde kültüre giren yeni öğeler, işlevlerini devraldıkları eski kültürel öğelerle rekabete girerler. Bir süre eski ve yeni kültür öğeleri bir arada ya­şar, yarışır. Bu rekabeti yeni öge kazanırsa, giderek yaygınlaşır ve toplumun bü­yük bir bölümü tarafından kabul görür. Bu süreç, kabullenme süreci olarak adlan­dırılmaktadır. Bütünleşme sürecinde ise yeni öge, kültürün diğer öğeleriyle uyum sağlamaya başlar (Tezcan, 1991: 22, 27, 30).

 

Yukarıda Türk kültür hayatından hareketle verilen kültürel değişme örnekleri, kültürün statik değil değişen, güncellenen, dinamik bir öge olduğunu gösterir. İn­sanların ihtiyaçları değiştikçe; ekonomik, sosyolojik ve politik koşullar farklılaştık­ça kültürel hayatta değişmelerin gerçekleşmesi de kaçınılmazdır.

 

 

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 yorum