Millî Edebiyatın Oluşumu

27 Mart 2015 0 yorum Millî Edebiyat Dönemi 426 Görüntüleme

24 Temmuz 1908’de 2. Meşrutiyet’in ilan edilmesinden sonra ülke yönetiminde bir dizi değişiklik oldu. Yeni anayasaya göre padişahın yetkileri kısıtlandı ve parlamenter hükümetin yetkileri arttırıldı.31 Mart Vak’ası’ndan sonra Meclis-i Mebusan tarafından ayaklanamadan sorumlu tutulan II. Abdülhamid tahttan indirilmiş yerine Mehmet Reşad Efendi (V. Mehmed) tahta geçirilmişti. İttihat ve Terakki Partisinin iktidar ve güç mücadelesiyle geçen bu dönemde ülke birçok iç ve dış problemle uğraşmaktaydı.

 

Osmanlı Devleti’nin çöküşünün önüne geçmek için ta Tanzimat’tan bu yana birçok formül denenmiş, birçok ıslahat gerçekleştirilmiş, Batılılaşma yönünde siyasi, sosyal, askeri, ekonomik ve kültürel alanda birçok yeniliğe gidilmiş; siyasi ve ekonomik çöküşün önü alınmaya çalışılmıştı. Osmanlının Batı karşısında her anlamda geri kalışı çöküşü tetikleyen önemli bir unsur olmakla birlikte Osmanlının çok uluslu bir millet oluşu, bu çöküşü hızlandıran başat sebep olmuştur. Gayri müslim unsurların devletten kopmasının önüne geçmek amacıyla “Osmanlıcılık” düşüncesi yerleştirilmeye çalışılmış olsa da, bu fikir yine Osmanlı aydınları dışındakiler tarafından pek kabul görmemiş, Batıcılık ve İslamcılık fikir akımları da Osmanlı milletlerini bir arada tutmaya yetmemiştir. Batı’nın dayatması ve iç karışıklıklar sebebiyle yapılan reform ve ıslahatlar da bu azınlıkları devlete bağlamak yerine onlardaki ayrılıkçı ve Türk karşıtı fikirleri körüklemiş, Yunanistan’ın, Mısır’ın, Sırbistan-Karadağ’ın, Arnavutluk’un, Bulgaristan’ın Osmanlıdan kopması bu sebeple daha çabuk olmuştur. Bu devletlerin Osmanlıdan ayrılmaları yetmiyormuş gibi Balkan Savaşı’nda eskiden tabi oldukları devlete saldırmaları ve ilkinde de (I. Balkan Savaşı) başarılı olmaları Osmanlı aydınındaki Türkçülük fikrini iyiden iyiye körüklemiş, Millî ve milliyetçi duyarlılıkta matbuat faaliyetleri görülmeye başlanmıştır. Bu matbuat faaliyetlerinde Türkçü derneklerin önemli görev ve etkileri olmuştur. 20. Yy.da ilk açılan dernek, Türk Derneği idi. (25 Aralık 1908). Necip Asım, Veled Çelebi Yusuf Akçura’nın kurucuları arasında yer aldığı bu dernek; Türk kavimlerinin eski ve yeni hayatlarını incelemek, Türk dilini sadeleştirmek ve zengin bir dil haline getirmek gibi ilmi amaçlar güdüyordu. Türk Derneği adında bir de dergi çıkaran bu dernek o yılların İslam birliği siyaseti karşısında başarılı olamadan dağılmıştır.

1911’in Kasım ayına gelindiğinde önceki Türkçülerden daha güçlü bir kadroyla Türk Yurdu adıyla bir cemiyet kurulmuş ve aynı isimde de bir dergi yayınlanmaya başlanmıştı. Mehmet Emin Yurdakul, Ahmet Hikmet Müftüoğlu, Yusuf Akçura, Ahmet Ağaoğlu, Âkil Muhtar, Hüseyinzade Ali Turan gibi isimlerin kuruluşunda yer aldığı bu dernekte Türkiyeli Türklerin yanı sıra Orta Asya Türk cumhuriyetlerinden kaçarak İstanbul’a gelen Türkçüler (Yusuf Akçura, Ahmet Ağaoğlu, Hüseyinzade Ali …) de yer alıyordu. Bu isimler ve onların çıkardığı Türk Yurdu dergisi (Bu dergi bugün Türk Ocakları tarafından hala çıkarılmaktadır)Türkçülük anlamında çok başarılı işler yaptılar. Türk Yurdu’nun açılışından kısa bir zaman sonra Türk Ocağı adıyla bir dernek daha kuruldu. (25 Mart 1912) Faaliyetleri zaman zaman kesintiye ulaşsa da günümüze kadar devam eden bu dernekte yukarıda saydığımız isimlerin dışında Mehmet Ali Tevfik, Emin Bülend, Fuat Sabit ve uzun dönem Türk Ocaklarının başkanlığını yapacak olan Hamdullah Suphi de vardı. Türk Ocakları ülkenin değişik bölgelerine şubeler açarak Türkçülük düşüncesinin yayılıp tanınmasında büyük katkıları olmuştur.

Genç Kalemler Dergisi ve Yeni Lisan

Türk Ocakları’nın açılışından yaklaşık 1 yıl önce Selanik’te Ömer Seyfettin ve Ali Canip Yöntem Hüsn ve Şiir adlı derginin adını değiştirerek Genç Kalemler adıyla çıkarmaya devam ederler. Genç Kalemlerin 11 Nisan 1911 tarihli ilk sayısında Ömer Seyfettin’in yazdığı anlaşılan “Yeni Lisan” adıyla bir makale yayımlanır. Ziya Gökalp’in de bu dergide yazmasıyla bu oluşumun adına “Yeni Lisan Hareketi” denmeye başlandı. Selanik’te yakılan bu dil ve fikir meşalesi kısa zamanda tüm ülkeye yayılmış ve böylece Milli Edebiyat cereyanının zemini oluşturulmuştur. Ömer Seyfettin’in kaleme aldığı Yeni Lisan makalesinde ileri sürülen görüşler özetle şunlardır:

Genç Kalemler adını alan derginin ilk sayısı

“Eski dil, asla konuşulmayan, Latince, İbranice gibi yalnız kendisiyle meşgul olanların zevkine, idrakine karşılık gelen bir şeydi. Dini ve Edebiyatı Farsçadan öğrenmiş, hatta bir zamanlar resmi dilimiz Farsça olmuş, dilimiz Arapça ve Farsça birçok kelimeyle dolmuştu. Edebiyatımız ya Doğu’ya yani İran’a yahut Batı’ya yani Fransa’ya yönelmiş, bugün Fransa’ya yönelenlerin yaptıkları hareketlerle eskiden İran’ı taklit edenlerin hareketleri arasında bir fark kalmamıştı. Eskiden Farsça yazanlar gibi şimdiki gençler arasında Fransızca şiirler, piyesler yazıp bunlarla iftihar edenler vardı. Tevfik Fikret en mühim şiir kitabı olan Rübâb-ı Şikeste’sinin ismini bile Emile Bergerat’ın “Lyre Brisee” (kırık saz)ından almıştı. Türk dili edebiyatında otuz beş sene evvel başlayan sadeliği öldürenler Servet-i Fünûnculardı. Onların öyle mısraları, cümleleri vardı ki içinde hiç Türkçe kelime yoktu. Millî bir edebiyat vücuda getirmek için evvela millî bir lisan gerekmektedir. Eski lisan hastaydı ve bu hastalığın sebebi de lisanın içindeki lüzumsuz ve yabancı kurallardı.”

Yeni Lisan makalesinde dil meselesine çözüm olarak da şunlar sıralanmaktadır[1]:

–          Arapça, Farsça tamlama ve cümle kuralları asla kullanılmayacak. Konuşma diline yerleşmiş olanlar istisna edilecek.

–          Türkçeye yerleşmiş Ama, fakat, şayet gibi edatların haricindeki edatlar kullanılmayacak.

–          Arapça, Farsça kelimeler içinde halk dilinde telaffuzu değişmiş olanlar, yazı dilinde bu değişmiş halleriyle yazılacak, buna karşılık “güneş” varken “şems”; “ay” varken de “kamer” denmeyecek.

–          Yazı dilinde yalnız millî ve basit bir gramer hakim olacak

–          Konuşma dili birçok Türk tarafından anlaşılan “İstanbul Türkçesi” olacak.

Yeni Lisan’ın Önemi

Yeni Lisan Hareketinin öncüleri olan Ömer Seyfettin, Ali Cânip ve Ziya Gökalp bu yola çıktıklarında dergiye de adını verdikleri gibi hem gençtirler hem de zorlu bir yolculuğa çıktıklarının farkındadırlar. Ancak onlar, “millet” olabilmek için millete ulaşmak gerektiğini, millete ulaşmak için de milletin her ferdinin anlayabileceği bir dil meydana getirmek gerektiğinin farkındadırlar[2]. Yazdıkları ilk “Yeni Lisan” yazısında dilde sadeleşmenin önünü açacak prensipleri ileri sürerler. Bu prensiplerden hareket ederek söylemek gerekir se bu yol “dilde aslına dönüş” ve “konuşulduğu gibi yazma yolu”dur.  Yeni Lisan tasfiyeci bir yol izlemez. Daha çok dilde ıslah denilebilecek bir anlayışı benimser. Sanat kaygısıyla dile taşınmış kelimelerin ayıklanmasını ister. Ama halkın diline yerleşmiş kelimeleri dilden atmak yerine onları korumayı tercih eder. Kavram özelliği taşıyan kelimeler, zihinlerde yeni bir karmaşa oluşturmaması amacıyla tartışmaların dışında tutulmuştur.

                                                                                                                                          Yaşar Vural




[1] Nihat Sami Banarlı, Resimli Türk Edebiyatı Tarihi, cilt 2, MEB yay. İstanbul, 1998, s. 1102

[2] Hülya Argunşah, Yeni Lisan Hareketi Yüz Yaşında, Türk Edebiyatı, sayı 450, Nisan 2011, s. 6

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 yorum