Deyimler ve Atasözleri

25 Şubat 2015 0 yorum Dil ve Anlatım 1237 Görüntüleme

Dilimizin söz varlığından atasözü ve deyimler etkili ve güçlü anlatım için çok önemli bir yere sahiptir. Atasözlerimiz ve deyimlerimiz hakkında kapsamlı bilgi ve atasözü deyim arasındaki temel faklılıkları burada bulabilirsiniz.

 

DEYİMLER

Türkçemiz dünyanın en güzel dillerinden biridir. Bu güzelliğin olu­şumunda ses uyumlarının sağladığı ezgisellik, çekimlerdeki düzenlilik, tam­lamalardaki belirginlik, kurallardaki açıklık gibi öğelerin yanında deyimle­rimizin de önemli katkısı vardır. Örnekleyelim:

sinekten yağ çıkarmak (Olmayacak yerden çıkar sağlamaya çalışmak)

kılı kırk yarmak (Çok titizlik göstermek)

Kızım sana söylüyorum, gelinim sen dinle. (Düşüncelerimi çok yakı­nım olan birisine söylüyorum; asıl amacım, doğrudan doğruya kendisine söylemeyi uygun bulmadığım kimsenin bilmesidir.)

baltayı taşa vurmak (Farkında olmadan karşısındakine dokunacak söz söylemek)

On parmağında yağlı kara. (Herkesi karalamayı huy edinmiştir.)

Çekici, çarpıcı, yoğun bir anlatım özelliği taşıyan ve çoğunun gerçek anlamından ayrı bir anlamı bulunan kalıplaşmış söz öbeklerine deyim denir.

Deyimlerin işlevi anlatımı güçlendirmek, güzelleştirmektir.

Deyimlerin kuruluşuna katılan sözcükler bütün olarak tek bir kavramı karşılar. Bu nedenle deyim başlı başına bir dil birimidir; deyimi oluşturan sözcükleri birbirinden ayrı düşünemeyiz. Örneğin, etekleri zil çalmak deyi­mini oluşturan “etek”, “zil”,çalmak” sözcüklerini kendi anlamlarıyla ve birbirinden bağımsız olarak düşünemeyiz; bu sözcükler, bir kalıp içinde bir bütünlük oluşturarak tek bir kavramı karşılar duruma gelmiştir. Karşıladıkla­rı kavram da “sevinmek”tir.

Kimi söz öbeklerinin deyim olup olmadığı ancak bağlam içinde anla­şılır. Örneğin, “kefeni yırtmak” sözü, “Anasının sandıkta sakladığı kefeni yırtmış. ” tümcesinde deyim özelliği taşımazken, “Ali Dayı bu kez de kefeni yırtmış. ” tümcesinde deyim olarak kullanılmıştır. İkinci örnek tümcede, “ke­feni yırtmak” kalıp özelliğindedir ve bu kalıbı oluşturan sözcükler, bütün olarak değişmeceli bir anlama bürünmüştür: “Ölüm tehlikesini atlatmak”.

Deyimler ortaklaşa (anonim) ürünlerdir. Kuşkusuz her deyimin bir ya­ratıcısı vardı; ancak, öteki ortaklaşa ürünler gibi, yaratıcıları unutulup giden deyimler, süreç içinde topluma mal olmuş, işlenip gelişerek günümüze gel­mişlerdir.

DEYİMLERİN ÖZELLİKLERİ

Deyimler, kalıplaşmış sözlerdir. Bu kalıplaşma, gerek biçim gerek an­lam açısından, uzun bir sürecin sonunda gerçekleşir. Bu süreç içinde toplu­mun dil (söyleyiş) değerlendirmesinden geçen deyimleri, başka bir biçimde ya da başka bir anlamla kullanamayız (Bir söz öbeğini kalıp söz olarak yeni biçimle söyleme ya da ona yeni anlam yükleme, yine toplumun olurunu, onayını gerektirir.). O nedenle, deyimleri biçimsel ve anlamsal açıdan ince­leme gereği vardır.

A- BİÇİMSEL ÖZELLİKLER

1-               Deyimler kalıplaşmış sözlerdir.

a- Katı, kesin bir kural olmamakla birlikte, deyimlerin sözdizimi bo­zulamaz. Sözdizimi bozulan deyimler, deyim özelliğini yitirir. Örneğin, de­vim olarak “beklenmedik bir durum ”u anlatan öp babanın elini söz öbeğini “babanın elini öp” dizimiyle kullanırsak, bu söz öbeği deyim özelliğini yi­tirir. Düz anlatımlı bir tümce olur.

Anlamını, ana yapısını korumak koşuluyla deyimlerin sözdiziminde değişiklik yapılabilir:

“Bizimki bırakır mı peşlerini. ” (“peşini bırakmamak’1)

(Ahmet Ümit, “Kâfi Delildir Aşk”)

b- Deyimlerin sözcükleri değiştirilip yerlerine eşanlamlı bile olsa, baş­ka sözcükler konulamaz. Örneğin, “söyleneni çok yanlış anlama ”yı anlatan kazı koz anlamak deyimini, “koz” sözcüğünün yerine onun eşanlamlısı “ce­viz” sözcüğünü getirerek “kazı ceviz anlamak” biçiminde kullanamayız. Böyle bir kullanımda deyimin etkisi, büyüsü yok olur.

Deyimlerde kalıplaşma, deyimleri oluşturan sözcük ve tümcelerle il­gilidir. Sözcük ya da tümcelerin yapısı bozulmamak koşuluyla deyimler çe­şitli ekler alabilir. Örneğin, “birine çok acıyıp üzülme ”yi anlatan içi parça­lanmak deyiminin şöyle kullanımları olabilir: 1) Adamı görünce içim parça­landı. 2) Görünce için parçalandı değil mi? 3) Onun da içi parçalanmış. … Bu örneklerde deyimin kuruluşunda yer alan “iç” sözcüğü, sırasıyla birinci, ikinci, üçüncü tekil kişi iyelik ekiyle kullanılmıştır; “parçalanmak” sözcüğü de üçüncü tümcede ötekilerden değişik çekimlenmiştir. Ancak, bu kullanım­larda, deyimin ana yapısı bozulmamıştır.

Deyimi oluşturan sözcükler arasına başka sözcükler de girebilir. Bu durumda da deyimin kalıp özelliği bozulmaz. Örneğin, “bir kimseyi ya da bir şeyi beğenme/beğenmeme”yi anlatan gözü tutmak/tutmamak deyiminin şöyle bir kullanımı olabilir: Bu adamı gözüm (hiç) tutmadı.

Başka örnekler:

“Günün birinde onun peşine de birisi takılıp laf atsa!”

(Orhan Kemal, Oyuncu Kadın, s.279.)

“Gözü gemi maketine takıldı… “

(Aslı Erdoğan. “Tutuklu”)

“Ekmeğini kunduracılıkta kazanıyormuş o günden bu yana… ”

(Reşat Enis, Sarı İt. s. 9.)

2-                 Deyimler en az iki sözcükle kurulur, genellikle de üç beş sözcüğü geçmez.

Biçimsel kuruluşları açısından deyimleri şöyle gruplandırabiliriz:

a-   Sözcük öbeği biçimindeki deyimler:

ağzı sıkı (Sır saklar)

boynu bükük (Kimsesiz, üzgün, acınacak ve yardım bekler durumda)

çanak yalayıcı (Dalkavuk)

eli maşalı (Edepsiz, kavgacı, saldırgan)

suya sabuna dokunmadan (Davranışlarında kimsenin incinmeyeceği sakıncasız bir yol tutmak)

kaşla göz artısında (Çok az bir zaman içinde)

kanı bozuk (Soysuz)

tavşan yürekli (Ürkek, korkak)

Örnek deyimlerin açıklamalarından da anlaşılacağı gibi, söz öbeği bi­çimindeki deyimler, tümcede ad, sıfat, belirteç görevi yaparlar:

“… güçsüzlüğünün kokusunu almada üstüne yoktu. ’’ —> ad

(Aslı Erdoğan, “Tutuklu “)

“… dokunur dokunmaz fitil alan Karadenizlilerden. ” —» sıfat

(Rıfat Ilgaz, Garibin Horozu, s.6.)

“Tepesi attı mı sustalısına sarılıveriyordu. ” —> belirteç

(Orhan Kemal, Oyuncu Kadın, s.236.)

Sözcük öbeği biçimindeki deyimleri bir alt bölümlemede çeşitlendirebiliriz:

1)                  Ad tamlaması biçimindeki deyimler: el kapısı, gece kuşu, elinin kö­rü, suyunun suyu…

2)                  Sıfat tamlaması ya da bileşik sıfat biçimindeki deyimler: yağlı müş­teri, niyeti bozuk, tavşan yürekli, saçı uzun aklı kısa, sütü bozuk, tok sözlü…

3)                   İkileme biçimindeki deyimler: açık saçık, çoluk çocuk, deli dolu,

incik boncuk, kör topal…

4)                  İlgeçlerle kurulan deyimler: bacak kadar, ele güne karşı, hatır için,

yangından mal kaçırır gibi…

b- Tümce biçimindeki deyimler:

Ateşe vursan duman vermez.

Buyurun cenaze namazına.

İğne atsan yere düşmez.

Öküz öldü ortaklık ayrıldı.

Suratına bakanın kırk yıl işi rast gitmez.

Battı balık yan gider.

Ekmeğine kuru, ayranına duru mu dedik?

Ünlem anlamlı kimi deyimler de tümce biçiminde ya da tümce değe­rindedir:

Adam sen de!

Ağzını topla!

Yok devenin başı!

Eylemlikle biten deyimler, bağlam içinde, eylemsi olarak ya da ad çe­kimlerine girerek, ad soylu sözcüklerin görevlerini üstlenirler. Örneğin, göz­leri yollarda kalmak deyimi, “Gözleri yollarda kalmış bir anacığı var. ” kul­lanımında ortaç olarak “tamlayan” görevini üstlenmiştir. Ancak eylemlikle biten deyimlerin birçoğu, eylem çekimine girer, dolayısıyla tümce kurar. Bu nedenle, eylemlikle biten deyimleri de tümce biçimindeki deyimlerden saya­biliriz. Örnekleyelim:

ayağına kapanmak: Birzamanlar ayağına kapanıyordun,

ciğeri beş para etmemek: Çocukluktan bilirim, ciğeri beş para etmez göğsü kabarmak: Güllü nün başarısı göğsümüzü kabarttı

burnu büyümek: Son zamanlarda burnu iyice büyüdü

Göz göze geldiler. ” -> “göz göze gelmek “

Y          (Dinçer Sezgin, Geçmişe Bakan Katim, s. 146.)Kimi deyimlerimiz öykücük ya da konuşma biçimindedir:

Kestane kabuğundan çıkmış da kabuğunu beğenmemiş.

Bizim tavuk bir yumurta yumurtlar, yedi mahalle duyar; elin kısrağı küheylan doğurur, sesi çıkmaz.

Deveye “Boynun eğri. ” demişler; “Nerem doğru ki?demiş.

c- Eksiltili anlatım biçimindeki deyimler:

Bir ya da birkaç sözcüğü kullanılmayan deyimlerimiz, eksiltili anlatı­mı örneklemektedir.

baştan ayağa (Baştan ayağa değin)

çat kapı (Çat diye kapıyı vurarak)

 laf aramızda (Laf aramızda kalsın.)

 

B- ANLAMSAL ÖZELLİKLER

 1-        Değişmeceli (Mecaz) anlamla kurulan deyimler

Deyimin kuruluşuna katılan sözcükler genellikle gerçek anlamlarını yitirirler. Birçok deyim, aktarmalı anlatımla, özellikle de aktarmanın temeli sayılan somutlaştırma yoluyla kurulur. Örneğin, denizden geçip çay’da bo­ğulmak deyimi, “en büyük güçlükleri yenmişken önemsiz bir engel yüzün­den başarıyı yakalayamama” durumunu somutlaştırarak aktarır. Bunun gibi, binlerce deyimimiz, anlatılması güç durum ya da duyguları, somutlama yo­luyla çarpıcı bir biçimde canlandırıverir. İşte birkaç örnek:

ağzını bıçak açmamak

ağzıyla kuş tutsa…

Dağ fare doğurdu,

kozunu oynamak

kök söktürmek

iki eli böğründe kalmak

yaka silkmek

tükürdüğünü yalamak

şapa oturmak

yüreği ağzına gelmek

burun kıvırmak

 

Deyimlerimizin birçoğu da benzetmeli anlatımla kurulmuştur.

arpacı kumrusu gibi düşünmek

tereyağından kıl çeker gibi

dut yemiş bülbüle dönmek

suyu çekilmiş değirmene dönmek

 

2-                Gerçek anlamlı deyimler

Kimi deyimlerde anlatım aktarmalı değildir; anlam, deyimin kurulu­şuna katılan sözcüklerin gerçek anlamıyla verilir. Örnekler.

ağzına bir şey koymamak

dosta düşmana karşı

hem suçlu hem güçlü

iyi gün dostu

özrü kabahatinden büyük

yeri yurdu belirsiz

yükte hafif pahada ağır

 

DEYİMLER BAŞKA DİLE ÇEVRİLEBİLİR Mİ?

Dilimizde gerçek anlamlarıyla kullanılan deyimler, başka dile, sözcü­ğü sözcüğüne çevrilebilirler. Örneğin, kuruluşuna katılan sözcüklerin gerçek anlamıyla verildiği iyi gün dostu deyimi, başka bir dile, sözcüğü sözcüğüne çevrildiğinde, Türkçedeki kavramı belirtecektir.

Gerçek anlamları dışında kullanılan deyimlerimiz, sözcüğü sözcüğüne başka dile genellikle çevrilemezler, çevrilseler de Türkçedeki kavramı tam olarak belirtemezler:

aklı sıra, çam devirmek, çantada keklik, dananın kuyruğu kopmak, etekleri zil çalmak, mercimeği fırına vermek…

Değişmeceli deyimlerimizin bir bölümünü, başka dillere aynı sözcük­lerle ve değişmeceli durumlarıyla çevirmek olanaklıdır:

aşağı tükürsem sakal, yukarı tükürsem bıyık, çayı görmeden paçaları sıvamak tükürdüğünü yalamak ,uyuyan yılanın kuyruğuna basmak, yağmurdan kaçarken doluya tutulmak…

 

ATASÖZLERİ

Uzun gözlem ve deneyimlere dayanan yargıları, genel bir kural, bilge­ce bir düşünce ya da öğüt olarak yansıtan ve halkın ortak kullanımına giren kalıplaşmış özlü sözlerdir.

Ulusal bir özellik taşıyan atasözleri, genellikle, toplumun ortak değer yargılarını yansıtır. Örneğin, bizim toplumumuzda, “Aman diyene kılıç kalk­maz. ”, “Gülme komşuna gelir başına. ”, “Kanı kanla yumazlar, kanı suyla yurlar. ”, “Yaş kesen baş keser. ” gibi atasözleri erdemli olmanın ölçütlerini verir, kişileri bu erdemlere yöneltmeye çalışır.

Ancak kimi atasözlerinde erdemliliğe, bilime, çağdaş düşünceye ters düşen yargılar, yanlış yönlendirmeler de göze çarpar. Örneğin, “Bana do­kunmayan yılan bin yaşasın.”, “Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar.” gibi atasözlerini erdemlilikle bağdaştırmak güçtür. Bu tür atasözleri, toplu­mun kimi kesimlerinde, kimi zamanlarda yaşamın bir dayatması, bir zorun­luluk olarak geçerli olmuştur. Örneğin, Birinci Dünya Savaşı’nda, Yemen çöllerinde, birçoğunun yıkanma olanağı olmadığı için bitten öldüğü bir or­tamda, “Pire itte, bit yiğitte bulunur. “ sözü, Mehmetçik için belki de son bir avuntuydu. Yine, yerleşim yerinde küçük bir derecikten başka su kaynağı bulunmayan insanların “Akarsu pislik tutmaz” demeleri, belki de, koşulların dayatması sonucu, o insanların bilinçli olarak kendilerini aldatması ya da avutmasıydı.

Konusu aynı kimi atasözlerinin karşıt önermeler içermesini bu tür et­menlerle açıklayabiliriz.

 

ATASÖZLERİNİN ÖZELLİKLERİ

A- BİÇİMSEL ÖZELLİKLER

1-               Atasözleri, deyimler gibi, kalıplaşmış sözlerdir.

Deyimlerdeki sözdiziminin bozulamaması, sözcüklerin yerine başka sözcük getirilememesi gibi özellikler, atasözleri için de geçerlidir. Ancak atasözlerindeki kalıplaşma, deyimlere göre, daha sıkıdır; atasözleri eylem çe­kimine girmez, atasözünü oluşturan sözcükler ek almaz.

2-               Atasözlerinin çoğu bir ya da iki tümceyle kurulmuştur. Daha uzun olanları azdır.

Atasözlerindeki biçimsel oluşumla ilgili olarak aşağıdaki örneklendirmeler yapılabilir:

a- Ses yinelemelerine yer verenler:

Bol bol yiyen bel bel bakar.

Kaynayan kazan kapak tutmaz.

(İlk örnekte, “b” sesi beş, sesi dört kez; ikinci örnekte, “a” sesi sekiz, “k” sesi dört, “y” ve “z” sesleri de ikişer kez kullanılmıştır.)

bÖlçülü-uyaklı (şiir biçiminde) söylenenler:

At ölür meydan kalır, yiğit ölür şan kalır.

Dumansız baca olmaz, kahırsız koca olmaz.

Katrandan olmaz şeker, olsa da cinsine çeker.

Var evi kerem evi, yok evi verem (elem) evi.

c- Karşılıklı konuşma biçimindekiler:

-Saçım ak mı, kara mı? -Önüne düşünce görürsün.

-Hekim kim? -Başına gelen.

 d- Öykülemeye başvurulanlar:

Arsızın yüzüne tükürmüşler, Yağmur yağıyor.demiş.

Kurda, “Neden ensen (boynun) kalın? ” demişler, “İşimi kendim görü­rüm de ondan.demiş.

e- Eksiltili tümce biçimindekiler:

Eksiltili tümce biçimindeki atasözleri de genellikle ölçülü-uyaklıdır:

Harman yel ile, düğün el ile.

İneğin sarısı, toprağın karası.

Böyle baş böyle tıraş.

Kız evi naz evi.

Daha da çoğaltabileceğimiz bu biçimsel kuruluş özellikleri, atasözle­rinin bellekte kalmasını kolaylaştırmanın yanında, anlatıma güzellik, devin­genlik kazandırmaktadır.B- ANLAMSAL ÖZELLİKLER

Atasözlerimizde ölçü, uyak, ses yinelemesi (aliterasyon) gibi şiirin ya­rarlandığı biçimsel öğelerden başka, söz ve anlam sanatlarına da yer veril­miştir. Böylece yüklü bir içeriği olan atasözlerimizin etkileme gücü de artı­rılmıştır.

Birkaç örnek:

Ağaç yaşken eğilir. —> eğretileme

Ölmüş eşek kurttan korkmaz. —> eğretileme

Ağız yer yüz utanır. —> düzdeğişmece

İki el bir baş içindir. —> düzdeğişmece

Öksüzün karnına vurmuşlar, “Vay arkam!” demiş. —> tevriye, dokun­durma

Can boğazdan gelir. —> değinmece

Güvenme varlığa, düşersin darlığa. —> karşıtlık

Üzüm üzüme baka baka kararır. —» güzel nedenleme (hüsn-i talil)

Balcının var bal tası, oduncunun var baltası. —» cinas

Ulu sözü dinlemeyen uluyakalır. —> cinas

Bu örneklerde, aynı zamanda, aktarmalı anlatımın egemen olduğunu görüyoruz. Atasözlerinin birçoğu, deyimler gibi, aktarmalı anlatımla kurul­muştur. Ancak az da olsa gerçek anlamlı atasözlerimiz de vardır. Öyleyse anlamsal kuruluşları açısından, atasözlerimizi de iki öbeğe ayırabiliriz:

1-    Değişmeceli anlamla kurulan atasözleri:

Atasözlerinin büyük bir bölümü gerçek anlamının dışında kullanılan sözlerdir.

Türkçemizin somutlaştırmaya eğilimli bir dil olduğunu belirtmiştik. Atasözlerimizin birçoğu, deyimlerimiz gibi, somutlaştırmanın en güzel ör­neklerini oluşturur.

Bu konuda, özellikle, kişilere yönelik yargıların hayvanlardan yapılan aktarmalarla dile getirildiği görülür. Birçoğunda “konuşturma” sanatının da kullanıldığı bu atasözlerimizin kimileri, yazınımızın ilk fabl örnekleri olsa gerektir.Örnekler:

Eşeği düğüne çağırmışlar, “Ya odun eksik ya su. ” demiş.

(Çevrelerinde pek değer verilmeyen kimseler, beklenmedik bir ağır­lama ya da okşayışla karşılaştıkları zaman bunun gene kendilerine bir iş yükletilmek amacıyla yapıldığını düşünmeye başlarlar.)

Aç köpek fırın deler.

(Aç kimse karnını doyurmak için inanılmaz işler yapabilir.)

Katıra “Baban kim?demişler. “Dayım at.demiş.

(Aşağılık duygusu içinde olan kişiler, oldukları gibi görünmekten ka­çınır, salt iyi yanlarını göstermeyi yeğlerler.)

Yılanın sevmediği ot. deliğinin ağzında biter.

(Başkalarına kötülük etmek isteyenler, hoşlanmadık şeyleri hep karşı­larında bulurlar.)

Tilkiye “Tavuk kebabı yer misin?” demişler, “Adamın güleceğini geti­riyorsunuz.demiş.

Karga yavrusuna bakmış, “Benim ak pak evladım!demiş.

Kişileştirmeye dayandırılan bu tür örneklerin yanında, daha yüzlerce atasözümüzün başka yollarla değişmeceli anlamda kurulduğu görülür.

Birkaç örnek daha:

Damlaya damlaya göl olur.

Dolu küpün sesi çıkmaz

Keskin sirke küpüne zarar.

Mum dibine ışık vermez.

Taşıma su ile değirmen dönmez.

2-    Gerçek anlamlı atasözleri:

Akıllı düşman akılsız dosttan hayırlıdır.

Bugünkü işini yarma bırakma.

Dost dostun ayıbını yüzüne söyler.

Dost ile ye iç, alışveriş etme.

Emanete hıyanet olmaz.

 

Deyim ve Atasözü Arasındaki Fark

Deyimler ve atasözleri zaman zaman birbirine karıştırılmaktadır. Bu iki kalıplaşmış yapı arasında biçime ve anlama bağlı birtakım farklar vardır. Bunları şu şekilde sı­ralayabiliriz-.

1.         Deyimler yargı bildirmezler. Bir durumu, olayı ya da varlığı betimlemek, açıklamak, ifade etmek amacıyla etkili anlatımından yararlanılan kalıplaş­mış söz gruplarıdır. Atasözü ise bir gözlem ve tecrübenin sonucunda orta­ya çıkmış ve zamanla herkesçe benimsenmiş bir yargıyı dile getirir. Bazı deyimlerde yargı bulunsa da genelde deyimler yargısız ifadelerdir. Kısaca deyimler daha çok benzetme, kıyaslama yoluyla bir durumu açıklamak; atasözleri ise bir durum veya olayı tecrübeye dayalı bir yargıya bağlamak amacıyla kullanılır.

2.         Atasözleri de deyimler gibi kalıplaşmış ifadelerdir. Ancak kalıplaşmanın bi­çiminde bazı farklılıklar vardır. Atasözlerindeki kalıplaşma deyimlere göre daha sıkıdır. Deyimlerde yer alan kelimeler başta, ortada ve sonda birtakım değişiklikler gösterebilir.

3.          Deyimler amaç bakımından da atasözlerinden farklıdır. Deyimlerin amacı bir durumu ya da kavramı özel bir kalıp içinde çekici ve etkili bir anlatımla belirt­mek iken; atasözleri öğüt verme, yol gösterme ya da tecrübe aktarma amacı gü­derler. Bu yönüyle bazı kalıp sözler her iki grupta da yer alabilir (Sinan, 2001-.22).

 

Kaynakça:

  1. Muhittin Bilgin, Anlamdan Anlatıma Türkçemiz, Kültür Bak. Yay. Ankara,2002
  2. Türk Dili I, Anadolu Üniversitesi Yay. S. 161

 

 

 

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 yorum