Şeyh Galip’in” Düştü” Redifli Gazeli Şerhi

12 Şubat 2015 0 yorum Divan Edebiyatı 814 Görüntüleme

GAZEL

1. Yine zevrak-ı derunum kırılıp kenare düştü
Dayanır mı şişedir bû reh-i seng-i sâre düştü

 

2. O zaman ki bezm-i canda bölüşüldü kâle-i kâm
Bize hisse-i mahabbet dil-i pâre pâre düştü

3. Geh-i zîr-i serde dest-i geh ayağı koltuğunda
Düşe kalka haste-i gam der-i lûtf-i yâre düştü

4. Erişip behâre bülbül yenilendi sohbet-i gül
Yine nevbet-i tahammül dil-i bi-karâre düştü

5. Meh-i burc-ı ârızında gönül oldu hâle mâil
Bana kendi tâliimden bu siyeh sitâre düştü

6. Süzülüp o çeşm-i âhu dedi zevk-i vasla yâ Hû
Bu değildi neyleyim bu yolum intizâre düştü

7. Reh-i Mevlevîde Galib bu sıfatla kaldı hayran
Kimi terk-i nâm u şâne kimi i’tibâre düştü

Günümüz Türkçesi ve Şiirin şerhi

 

1.  O zamân ki bezm-i cânda bölüşüldü kâle-i kâm Bize hisse-i mahabbet dil-i pâre pâre düştü

(Can meclisinde istek kumaşları bölüşüldüğü zaman, bizim payımıza sevgi payı ola­rak parça parça olmuş bu gönül düştü.)

Bu beyitte tasavvufta sıkça kullanılan bezm-i elest kavramını görmekteyiz. Bezm-i elest, elest meclisi diye anıldığı gibi bezm-i can olarak da bilinir. Bu mecliste insanların dünyadaki kısmetlerinin de paylaşıldığı bir meclis olarak da kabul edilir. Bu mecliste kim neyi talep etmişse dünyada o kısmetine düşermiş. Şair kâle-i kâm (dilek kumaşı) ifadesi ile bu duruma gönderme yapmıştır. Dilek kumaşı ifadesi Sebk-i Hindi’ de sık kullanılır. Bu durum soyut kavramların somutlaştırılmasına örnektir.

Aşkın muhatabı gönüldür. Bunun sonunda gönüle düşen param parça olmaktır. Bunun sonunda elinde olan param parça olmuş kumaş kırpıntısı değil kendi parçalanmış yüre­ğidir.

2.  Gehî zîr-i serde desti geh ayağı koltuğunda Düşe kalka haste-i gam der-i lutf-ı yâre düştü

(Gam hastası bazen eli başının altında, bazen de ayağı (kadehi) koltuğunda olduğu halde düşe kalka sevgilinin kapısına düştü.)

Bu beyitte farklı anlamlar kullanılarak anlam katmanlaşması sağlanmıştır. 1. Anlama göre beyiti ele alacak olursak; ortada bir gam hastası, eli ayağı dökülen bir aşk düşkünü vardır. Bir elini düşen başına destek yapmış, sürüdüğü ayağını da taşımak için de koltuk değneğine dayanmış bir şekilde sevgilinin kapısına doğru gitmektedir. Divan şiirimizde sevgili iki zıt özelliği birden temsil eder. O gamıyla aşığını hasta ederken bir yandan da onu tedavi eder. Sevgilinin tedavi etmesi gönüyle, aşık sevgilinin kapına doğru sürüklen­mektedir.

2. Tevriyeli anlama göre ise, yolcu olan kişi sarhoştur. Yolcu omzunda bir testi ve koltuğunun altında bir kadeh taşımaktadır. Divan şiirinde sevgili, saki ve onun bulundu­ğu yer de meyhane olduğuna göre sarhoş oraya boşalan kadehini ve testisin doldurmaya gitmektedir. Aşık sarhoş olduğu için de yürürken düşe kalka yol almaktadır.

Bu beyitte bir de namaz mazmunu görmek mümkündür. Beyitte tasvir edilen yolcu­nun durumuna baktığımızda namaz kılan bir insan canlanır. Elin baş altında olması tek­biri, ayağın koltuk altında olması secdeyi, düşüp kalkmayı da kıyam ve rükû ifade eder. Bütün bunları düşündüğümüzde beklentileri ve istekleri olan bir mümin, lütfûnu umarak Hakk’ın huzurunda secdeye varmaktadır.

3.  Erişip bahâra bülbül yenilendi sohbet-i gül Yine nevbet-i tahammül dil-i bî-karâre düştü

(Bülbül bahara erişti ve gül sohbeti yenilendi; ancak ayrılığa tahammül nöbeti yine bizim kararsız gönlümüzün payına düştü.)

Uzun bir ayrılığın sonunda bahar mevsimi geldi ve gülle bülbül yeniden kavuştular, sohbete başladılar. Peki benim zavallı sabırsız gönlüm senin gülün ve baharın ne zaman olacak. Senin payına yine tahümmül düştü.

Bülbülün bahar mevsiminde güle karşı söylenişi sohbet olarak nitelenmiştir. Aşığın asıl baharı ise sevgiliye kavuşma zamanıdır. Bülbül istediğine kavuşmuştur ama dert or­tağı olan aşık kendi gülünden uzak olduğu için gelen bahara ilgisizdir. Bu zamana kadar bülbülle aynı kaderi paylaşan aşık, bülbülün gülüne kavuşması ile tahammül mesleğinde tek başına kalmıştır.

4.  Meh-i burc-ı arızında gönül oldu hâle mâ’il Bana kendi tâli’imden bu siyeh sitâre düştü

(Gönül, sevgilinin aya benzeyen yanağının burcunda bulunan beni (tanesi) sevdi; dolayısıyla bana kendi talihsizliğimin siyah yıldız düştü.)

Bu beyitte tevriyeli bir anlatım söz konusudur. Birinci anlam: Divan şiirinde sevgili­nin yüzü dolunaya benzer. Sevgilinin yüzündeki ben gibi ayın yüzeyinde de siyahlıklar vardır. Âşık sevgilinin o dolunaya benzeyen yüzüne aşık olmamış gidip sevgilinin yü­zündeki ben tanesine kapılmıştır. Bu bir talihsizliktir. Yanak vahdeti, ben ise siyahlığı ile kesreti temsil eder.

Yeryüzü ve gök tabakasının bir sistemi mevcuttur. Bu sisteme göre her seyyarenin insanların kaderi üzerinde etkili olduğu bir zaman dilimi vardır, ilahi irade yukarıdan aşa­ğıya doğru bu seyyarelere intikal eder. Son gezegen ay olduğu için akış orada durmuştur. Bu noktada ay ile ilgili benzetmeler ve yorumlar devreye girmektedir. Ay Peygamber Efendimizin remzidir. Bu sebepten dolayı Hz. Peygamber’in insanlığın kaderine hakim olduğu ahir zaman ve devri kamer adıyla anılır. Bu durumda bir insanın Hz. Peygamber’in devrinde gelmesi ve onun ümmeti olması bir şanstır. Ama şair bu güzel dönemde gönlünü sönmüş bir yıldıza benzeyen ben tanesine kaptırmakla şansını şanssızlığa çevirmiştir.

5.  Süzülüp o çeşm-i âhû dedi zevk-i vasla yâ Bu değildi niyyetim bu yolum intizâre düştü

(Sevgilinin o ceylan gözleri süzülerek kavuşma zevkine yâ Hû dedi. Ne yapayım, böy­le olmamalıydı, beklediğim bu değildi; gözlerim yoluna düştü.)

Yâ hû kelime anlamıyla ‘‘ey o, Allahım’’ demektir. ‘‘Artık her şey bitti, bir Allah kaldı’’anlamlarında kullanılır. Sevgili, o ceylan gözleri süzülerek kavuşma anında Alla­hım dedi. Aşık da bu böyle olmamalıydı benim sevgiliden beklediğim bu değildi. Ama benim yine gözlerim sevgilinin yolunu gözlemeye başladı.

(Bu beyit Cihan Okuyucu’nun ‘‘Gazel Bahçesi’’kitabında bulunmamaktadır; ama Haluk İpekten’in ‘‘Şeyh Galib Hayatı-Sanatı Eserleri’’kitabında yer almaktadır.)

6.  Reh-i Mevlevîde gâlib bu sıfatla kaldı hayrân Kimi terk-i nâm u şâne kimi it’ibare düştü

(Gâlib, Mevlevilik yolunda kiminin namını ve şanını terk ettiği, kiminin de itibar he­vesine düştüğünü gördü ve bu gördükleri karşısında şaştı kaldı.)

Mevlevilik daha çok nefis terbiyesidir. Gerçekte olması gerekli olan iç terbiyedir. Şan, şöhret, namdan kurtulmaktır. Bu yolun amacı bu olmakla birlikte her yolcunun alacağı nasibi farklıdır. Kimisi şandan şöhretten geçer kimisi de manevi bir itibar hevesindedir. Şan, şöhret hevesi olması aslında manevi bir düşüştür.

Şair, aynı yolun yolcuları arasında görülen farklı neticeler karşısında şaşkınlığını, ba­zıları istediği yere ulaşmışken bazılarının da yolda kaldığını ifade ediyor. Bu yolda başa­rılı olanlar için hayran olunacağını ve bu kişilere takdirin yanında şaşkınlığında olduğunu düşünebiliz.

Kaynakça:

Abdülbaki Gölpınarlı, Şeyh Galip Divanından Seçmeler, Meb. Yay. Ankara 2001, s. 78

Yrd. Doç. Dr. Ali Rıza Özuygun, Habibe Baysan; Ekev Akademi Dergisi Sayı 60, (Yaz 2014)

 

 

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 yorum