En Büyük Gaflet

21 Aralık 2014 0 yorum Nihat Sami Banarlı 371 Görüntüleme

EN BÜYÜK GAFLET

 

En büyük Gaflet, Yahyâ Kemal’in son 50 yıldan beri Türkçe’ye karşı tutumumuz hakkında verdiği acı hüküm­dür. Târih boyunca, Türkçe’nin vardığı en yüksek seviyenin şâiri, dilimizin bu seviyeye varması için hayâtının 60 yılını vermiş bir Türk büyüğü olarak, en büyük sevgilisine yapılan zulmün derin sızısını duymuştur. Bu sözü de onun için söy­lemiştir.

 

Onun bu sözü, sâdece söz hâlinde kalmamış, şâirin, kendi elyazısıyle bir müsvedde kâğıdına da geçmiştir.

Yahyâ Kemal, Türkiye Türklüğünün daha İstiklâl Sa- vaşı’ndan sonra, yeni bir millet olmağa çalıştığı yıllarda Türkçe için şöyle düşünüyordu:

“Lisan bahsi açıldıkça hâlâ mı o bahis? diyerek bezginlik gösterenler, bana, acınmaya lâyık, gözlerini gaflet bürümüş, en zavallı kayıtsızlar gibi görünüyor­lar. Vatan bahsi açıldığı bir yerde hâlâ mı o bahis; di-yecek bir Türk, menfûr bir kayıtsızlık göstermiş sayı­lır. Bu telâkki, lisan bahsine olan kayıtsızlığa karşı da bu derece vâriddir.

Vatan fikri bizde dâimâ vardı; fakat, Namık Ke­mal’in bu fikri kalbimizde yeni bir nefesle uyandırdı­ğı günden beri daha uyanığız. Onun vatan fikrini uyandırdığı gibi, bir diğer Türk şâiri çıkıp da lisan fikrinin kudsîliğini uyandırsaydı bize öğretseydi ki: Bizi ezelden ebede kadar bir millet hâlinde koruyan, birbirimize bağlayan bu Türkçe’dir, bu bağ öyle metîn bir bağdır ki vatanın hudutları koptuğu zaman bile kopmaz hudutlar aşırı yine bizi birbirimize bağlı tu­tar.

    Türkçenin çekilmediği yerler vatandır.

Ancak çekildiği yerler vatanlıktan çıkar, vatanın kendi gövde ve rûhu Türkçedir. Bu bağ milyonlarca Türk’ü birbirinden ayırmıyor; fakat dimağdan dimâğa kalbden kalbe geçmiş bir teldir ki yarın Türk edebiyâtının âteşin, feyyâz, ceyyid bir devresi açılır­sa, millî rûhu bir elektrik seyyâlesi gibi bütün o di­mağlar ve kalblerden geçirerek bu kitleyi yekpâre bir halde ayağa kaldırır.

Heyhât bir kimse zuhûr edip de lisan fikrini kafa­larımızda kudsileştiremedi. Türkçeyi sevmiyor değil seviyoruz. Fakat tıpkı, vatan’ı Nâmık Kemal’den evvel sevdiğimiz gibi. Bu kâfi değil. Lisan fikri bizim kafa­larımızda henüz tâli bahislerle yer tutmuş bir fikir­dir. Zannediyoruz ki bu bahisle ancak lisan meraklı­ları, edipler, muallimler alâkadardırlar. Ah bu gaflet, gafletlerimizin en büyüğüdür.”

Türkçe üzerinde derin düşünen ve fikirlerini bir gün Atatürk’e de kabûl ettiren büyük şâirin Türkçe anlayışını bu kitapla defâlarca îzâh etmiş bulunuyorum.XX. asırda Türkçeye değer vermek, onu, memleketin büyük ve çok bahtiyar bir tesâdüfle bir arada yetiştirdiği hakîkî dil ve edebiyat büyüklerinin ve Avrupalı dil âlimleri­nin bir araya getirilmesiyle kurulacak bir Türk Dili Akade­misine tevdi etmekle başlayacaktı:

Türkiye’de Fuad Köprülü, Yahyâ Kemal, Hâlide Edîb gibi hakîkî dil, kültür ve sanat otoriteleri hayatta iken, bu üç imzânın da iştirâk etmediği bir dil hareketi yapmak, işi esâsından yanlış tutmak demekti.

Diller, İlmî veyâ edebî otoritelerini bütün millete kabûl ettirmiş, yüksek kültürlü dil ve sanat adamlarının elinde ni­zam bulur; milletlerini mutlakaa iyiye ve İlmîye doğru kal­kındırmak idealindeki devlet adamları vâsıtasıyle de böyle ellere verilir.

Böylelikle millet, hiçbir zaman biribirinin dilinden an­lamayan ve daha fenâsı, biribirinin dilinden nefret eden nesiller yetiştirmiş olmanın uçuru­muna düşmez!

Yukarıda en büyük gafletimizin millî lisâna vatan top­raklan gibi ve ondan hiç farksız bir değer vermek lâzım gel­diğini söyleyen adam, yerden göğe kadar haklıdır: Bizim bu­gün içinde bulunduğumuz bütün çıkmazlar, Türkçemizi maksadlılar ve mâcerâcılar elinde bırakarak millî bir bağ ol­maktan tamâmıyle uzaklaştırmış olmamızdandır.

Türkiye’de nice yıllardan beri, âileleri veyâ hocaları uyanık olmayan çok mühim bir kısım gençlik her bilginin doğrusundan çok, yanlışını öğrenerek yetişmiştir. Türk Dili, Türk Târihi, Türk Medeniyeti, Türk îmânı gibi, milletimizi birbirine millî kültürle bağlayacak en hayâtî mevzûlarda ço­cuklara doğru yerine yanlış öğretilmiştir.

Bütün dillerin Türkçe’den çıktığı, birçok başka milletle­rin aslında Türk olduğu şeklindeki aşırı sağ dil ve târih yanlışları, zamanla bunun aksini öğrenen çocukların milleti-mize olan itimâdını sarsmıştır.

Selçuk ve Osmanlı Türklerinin büyük zaferlerini, bü­yük faziletlerini ve çok büyük medeniyetlerini kasden ka­ranlıkta tutan bir târih tedrisâtı da aynı kötü neticeyi ver­miştir.

Nihâyet çocuklarımıza durmaksızın salâhiyetsiz ve eh­liyetsiz eller tarafından uydurulan kelimeleri öğreterek, memleketin bütün gençlerini büyüklerinin dilinden anlamaz hallere düşürmek de yurdda tam bir anarşi doğurmuştur.

Bu yüzdendir ki bugün Türkiye’de büyükler, gençlere ne söyleseler onlar ya anlamıyor yâhud tersini anlıyor, yâhud da kendilerine nice yıllardan beri doğruyu söyleme­miş olan büyüklerinin sözlerine artık inanmıyor ve değer vermiyorlar.

Türk çocuklarının çeşitli kutuplara bölünerek kendi va­tanında birbirlerine, düşman kesilmeleri, eğer bu söylediği­miz sâhalarda bu yanlışlar yapılmasaydı, bugün istesek de varamayacağımız bir netice olurdu.

Yıllarca evvel, Türkiye’de tek ve güzel bir lisan varken, yabancı ideolojilerin Türk gençliğine en yalçın kayalara çar­par gibi tesir edemeyişi de bundandı: Çocuklarımız, dil vâsıtasıyle yapılan her hiyleyi anlayacak bilgideydiler. Bu vatanın bütün çevresini saran sol’un giremediği tek tılsımlı belde bu yüzden yalnız Türkiye topraklarıydı.

Vaktiyle Çinlilerin, Türk bütünlüğünü bozmak için eski bir Türk Hâkanından, verecekleri bir prensese mukaabil Türk vatanından bir taş parçası istedikleri bilinir. Hâkan, büyük bir gaflete düşerek bu tılsımlı taşı Çinlilere verince vatanda korkunç felâketler olur. Bir kısım Türkler Çinlilere esir olurlar. Bir kısmı ancak vatanlarını bırakarak başka yerlere göçmek sûretiyle yaşamaya devâm edebilirler.

Bugün de düşmanlarımızın bizden çalıp koparmak iste­dikleri üç büyük tılsım vardır:1.   Milleti birbirine bağlayan tek ve güzel bir dil.

2.            Türk milletini tam 1000 yıl, dünyânın en ahlâklı, en medenî ve en büyük kuvveti hâline getiren Türk müslümanlığı.

3.            Türk çocukları için dâimâ büyük şeref ve güven kay­nağı olan, millî târih ve ecdad sevgisi.

Şimdi, dikkat edersek, açıkça görürüz ki elimizden gi­denler hep bunlardır.

Bugün, artık birbirimizin dilini bilmiyor, değerini anla­mıyor, inanışını küçümsüyor ve birçoklarımız kendi târihimize küfürler savurarak yetişiyoruz.

Eğer hâlâ çâresini bulmaya davranmazsak, kendi eli­mizle hazırladığımız ve kendi büyük gafletimizle devâm et­tirdiğimiz bu mânevî yıkılışı, hiçbir başka kalkınış veyâ dav­ranışla önleyemeyiz.

 

(Nihat Sami Banarlı, Türkçenin Sırları, Kubbealtı  Neşriyatı, İst. 1996, s. 236)

 

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 yorum