Ahmet Şafak’la Mülakat

14 Aralık 2014 0 yorum Söyleşi 434 Görüntüleme

(Bu Söyleşi İlteriş dergisi 6. sayısında yayımlanmıştır)

 

Türk milletinin son dönemlerde yetiştirdiği aydın-sanatçılar arasında zikredebileceğimiz ender isimlerden biri olan Ahmet Şafak ile “sanat, sanatçı, millî-milliyetçi sanat ve sanatçı” üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik.

 

Sayın Şafak, size göre sanatta “millîlik ve milliyetçilik” kavramları nasıl izah edilmeli? Türk tarihinin kahramanlık sayfalarına atıfta bulunmak ya da sanatta yerli unsurlara değinmek sanat ve edebiyatta millîlik ve milliyetçilik için yeterli midir?

AHMET ŞAFAK- Çok önemli bir soru bu. Yani meali galiba şudur: Hamasetin sanatta yeri var mıdır?Ya da hamasetle bir sonuç almak mümkün müdür?Öncelikle Türk tarihinin kahramanlık sayfalarına atıfta bulunmak iyi bir şeydir ama yeterli değildir.Sanatın toplum indinde yeri diğer bütün mesleklerden daha önemlidir.Halk bir açıdan duygu ve inanç bütünüdür.Böyle bir durumda sanat duygu ve estetik gücü ile toplumu etkisi altına alabilir.Siyasal disiplinlerin amacı da toplumu etki altına almak değil midir?Milliyetçilik siyaset disiplinlerine anlam veren,ruh veren ve bu disiplinleri şekillendiren bir temel oluşumdur.Sadece tarihte ve yerel noktada kalan bir milliyetçilik hevesten ibaret kalır.Ya da bir küçük hevesliler grubunun meşgalesi şeklinde kalır.Halbuki milliyetçilik,toplumun sağlıklı,milletin bereketli olması yolunda devletin düzenlenmesini de talep eder. Milliyetçilik; sosyal,ekonomik,idari alanları belli sistem dahilinde organize eder.Sanat ve edebiyat da bu amacı estetik sahada işler.Milletin ruhunu güçlendirir.Bu sebeple tarihin altın sayfalarını günümüze taşıyan,günümüzün idrakiyle tarihi olayları işleyen bir sanatı ve edebiyatı esas alıyoruz.

 

        “Her şey zıddı ile kaimdir” sözünden hareketle Millî sanatın ve edebiyatın karşısına “gayri-millî” sanat ve edebiyatı koyabilir miyiz? Sizce gayri-millî edebiyat ve sanat ülkemizde hangi konumda?

AHMET ŞAFAK-Aslında idealist hareketlerin varlık sebebi için zıtlar sistemine ihtiyaç yoktur.Ortada bir değer var ve bu değerin yaşatılması,güçlendirilmesi gerekir.O zaman yapılacak iş dün-bugün-yarın düzleminde o değeri yaşatacak ve bu arada zamanın dışına düşmeyecek eserler ortaya koymak.

Sorunuza gelecek olursak,ben gayri milli edebiyat ve sanat yerine daha çok kozmopolit kültür tabirini kullanıyorum.Türkiye’nin temel sıkıntılarından biri de budur;kozmopolit kültürün milli kültür karşısındaki gücü. Genel olarak hem hâkim kültür anlayışı,hem bu kültüre muhalif olan kesim kozmopolit bir karaktere sahip.Yani kamuoyunun iktidar fikri de bu fikre muhalif olanlar da kozmopolit.Nedir kozmopolitizm? Milli olamayan,dünyeviliği öne alan. Bir zamanlar Tevfik Fikret’in söylediği gibi “vatanım bütün dünya milletim bütün insanlık.” Bugün popüler kültür bu sloganla hareket ediyor.Ve bu zihniyet çok güçlü durumda.Esas olarak kozmopolitizmin deşifre edilmesi lazım.Bunu yapamazsak,rahatsızlığı teşhis edemeyiz ve milli ile gayri milli birbirine karışır.Kimi zaman gayri milli olan da algı operasyonlarıyla kendisini milli olarak topluma takdim eder.Türkiye’nin bir talihsizliği de sistemi oluşturan her iki kanat da kozmopolittir.Demekki üçüncü bir yol bulmak gerekir.İşte milli olan o üçüncü yolun inşası ile meşgul olmalıdır.Üçüncü yolun,bir buçuk asrı bulan bir mazisi var.Örneğin Ziya Gökalp’in çalışmaları bir açıdan da üçüncü yol çalışmalarıdır.Bu çizgi takip edildiğinde günümüze kadar bir üçüncü yol hikâyesi çıkar.Sanatın ve edebiyatın menbaı, pınarı Türkleşmek,İslamlaşmak,Çağdaşlaşmak terkibinde,bileşkesinde kendini bulur.Bu bileşkeden alınan ilhamla kimin milli, kimin gayri milli olduğu da ortaya çıkar. Tabiki bu anlattıklarımızdan şu sonuç çıkmamalı: Milli sanat,milli sınırlara hapsolmalıdır!Hayır,milli sanat da bir açıdan dünyevidir.Sanat üretildiği andan itibaren bir dünya eseri olarak ortaya çıkar.Dostoyevski,Rus yazarıdır,romanlarını Rus okurları için yazmıştır.Kitapları çıktığında bir gün dünya klasikleri arasına gireceğini öngörmemiştir.ViktorHügo,Sefiller romanını yazdığında Fransa’nın değil,örneğin Türkiye’nin de okuyacağını hesap etmemiştir.Ama sanatın gücü böyle bir şeydir.Fransa siyasal,kültürel gücünü sanatına da yansıtmıştır.Her ülke bütün olarak kendisini gösterir.Biz de Kanuni Süleyman dönemi hem askeri,hem siyasal başarılarla doludur. Ancak Mimar Sinan,Bakî bu iklimde yetişmiştir.

Milli sanat ve edebiyat dünya ile doğru,gerçekçi ilişkiler kurmayı bilmelidir.Necip Fazıl’ın en azından biçim olarak Rimbaud şiirlerinden etkilendiğini bugün artık herkes kabul ediyor.Milli aydınlar dünyaya gözlerini kapatmamışlar.Fransa’nın,İngiltere’nin,Almanya’nın önde gelen ve düşünce adamlarından etkilenmişler.Onları takip etmişler,onların görüşlerini Türkiye’ye tanıtmışlar. Muhafazakâr kesimin en önemli ilham kaynaklarından biri her halde Bergson’dur.

Yani milli olmak,dünyaya kapanmak değil,dünyayı anlamak ve milli değerlerin muhafazası eşliğinde değer üretmek demektir.

 

 

       Daha önce yaptığınız bir söyleşide “Millî üretim”den bahsediyorsunuz? Millî üretim nedir? Sizce millî üretimi kimler yapabilir?

AHMET ŞAFAK-Milletin yararına olan herşey milli üretimdir. Milli üretimi,milli değerlerini,Türklük temelinde ifade eden,bağımsızlık hassasiyeti olan ve vatan ile sıcak temasını sürdürmeyi başaran herkes milli üretim yapabilir.Bu açıklamayı neyin milli üretim olduğu noktasındaki sorunu tanımlamak için yapıyorum.Tabiki sizin kasttetiğiniz değer noktasındaki milli üretimdir,her halde iktisadi üretim değildir.Meseleyi değerler açısından ele aldığımızda milli  üretimde edebiyat,sanat,sinema,şiir,roman,müzik gibi estetik,kültürel alanlar söz konusudur.Bu noktada iyi örnekler olduğu gibi ne yazıkki zihinsel ve estetik kirliliğe sebep olabilecek örnekler  çoktur.

 

       Bir başka mülakatta da “Bence kuraklık, çoraklık siyasal alanda değil edebiyat ve felsefe alanındadır” diyorsunuz. Bu sözünüzden hareketle millî sanat ve edebiyatta bir “kuraklık” döneminden bahsedilebilir mi? Milli dimağları, gönülleri bereketlendirmek için ne yapmalı?

AHMET ŞAFAK-Edebiyat ve felsefe ne yazık ki bu coğrafyada oldukça horlanmıştır. “Bana felsefe yapma” sözü bile bu telakkinin açık işaretidir. Büyük tarihçi Nihal Atsız’ın “hayatı anlamayız felsefeyle ilimle, hayat çelik ellerle atılan zar olmalı” mısrasını da her halde doğru anlamak gerekir.Bu şiiri yazan Atsız,yazılarında tarih felsefesi yapmaktan geri durmamıştır.Felsefe; bilgi,kelam sanatıdır.Bilgiden fikir üretmek,felsefenin işidir ve milli felsefe açısından Türkiye talihsiz bir ülkedir.Türkiye,siyaset ağırlıklı bir kamuoyu tarafından idare edilmektedir.Siyasetçiler,herşeyi örtmekte,gölgelemekte,ikinci plana atmaktadırlar.Popüler kültür araçları da siyasileşmiştir.Gazeteler,televizyonlar tamamen politikanın tekelindedir.Üstelik politik sistemimiz edebiyat,sanat ve felsefe alanlarından uzaktır.Siz hiçbir politikacıya “son yıllarda okuduğunuz kitabın adı nedir?” diye bir soru yöneltildiğini gördünüz ya da duydunuz mu? Mümkün değildir,çünkü ülkemizde bin kişiye 10 kitap bile düşmemektedir.Hal böyle olunca siyaset de kuraklığın önüne geçilebilir mi?Topluma bilgiyi değil duyguyu pompa eden bir sistem elbette daha kolay idare edilir.Çünkü bilen sorar,araştırır ve  yorumlar.Bilmeyen inanır,inanmak ister ve geleceğini bu inanç temelinde birilerinin ellerine bırakır.Halbuki İslam dini “taklidi” değil “tahkiki imanı” esas alır.

Dimağları,zihinleri,gönülleri bereketlendirmek için milli ve dini kaynakları çağın idrakine sunmaktan başka yolumuz yoktur.Edebiyat ve sanat milli kültür açısından bir zincirdir ve zincire yeni halkalar eklemek için hem yeni edebiyatçılar hem yeni sanatçılar bulmalı ve bu insanlara cazip bir iklim sunmalıyız.Cazip bir iklimden kasıt aslında okur kitlesidir.Bu konuda üniversitelerde ve liselerde okuma atölyeleri kurmalı,edebiyat,dil,tarih bölümü öğrencilerini yazmaya teşvik etmeliyiz.

 

 

–          Millî duruş sergileyemeyen, kendi toplumuna uzak, cemiyetine fil dişi kuleden bakan sanatçılara, çıktığınız TV programlarında ya da verdiğiniz mülakatlarda çıkışıyor, onlara çeşitli göndermeler yapıyorsunuz. Hatta “Aranıyor” adlı albümünüzde yer verdiğiniz “Sahte Patlıcan” adlı parça adresine teslim sözlerden oluşuyor. Halktan kopuk sanatçıları “sahte patlıcan”a benzetmenin bir hikâyesi var mı? Nereden çıktı bu sahte patlıcan?

AHMET ŞAFAK-Bir sanatçının veya bir aydının topluma karşı görevi olduğuna inanırım.Sanatçılık aydınlığa eş değerdir.Sanatçılar aydın olmalıdır.Benim her alanda olduğu gibi bu alanda da tarihi esas alma tarzım bilinir.Benim için iki tip sanatçı vardır; eğlendirenler ve anlatıcılar.Bunu da Dede Korkut ile bizanstinist sanatçı algısı olarak sistemleştirmişimdir.Dede Korkut aslında bir sanatçıdır.Yaylı kopuzuyla eserlerini icra eder.Ancak onun bütün Oğuz Coğrafyasında adı “Oğuzun Tamam bilicisidir.” Görüyor musunuz, hem sanatını icra ediyor ama her şeyi de biliyor.Böyle bir sanatçı tipine günümüz şov sistemi tahammül edebilir mi?Ben sanat dünyasına ilk merhaba dediğimde,önemli bir televizyonun program müdürü “Ahmet,televizyon eğlence kutusudur,burada felsefe yapmamak lazım” demiştir.Aslında bu sözler Türkiye’nin popüler sanat anlayışını resmeden gerçeğin sözleridir.Buradan anlıyoruz ki,anlatıcı sanatçıların yanında bir de eğlendiren sanatçı var.İşte ben bu sanatçılara bizanstinist sanat geleneğine yaslanan sanatçı diyorum. Bunların işi gücü eğlendirmek,düşündürmemek,gündemde kalmak,şöhret planlaması yapmaktır.

İşte sahte patlıcan tam da bu bakıştan doğmuştur.Aslında bu eser sistemi tenkit eder; şov,gösteri sistemini eleştirir.Sanat da duruşu,kalıcılığı işaretler.Elbette ki benim muhalif tavrımı bu eserde görmek mümkündür.

 

       Sayın Şafak Türkiye’de millî bir edebiyat, millî sinema, millî bir tiyatro ve sanatın diğer dallarında da “millî”lik için ne lazım? Milliyetçi ve muhafazakâr kesim sanatı millîleştirecek birikim, tecrübe ve kaynağa sahip mi? Değilse bu nasıl oluşturulabilir? Bu konudaki düşüncelerinizi bizimle paylaşabilir misiniz?

 

AHMET ŞAFAK-Öncelikle milliyetçi ve muhafazakâr kesimin,sanatın ve edebiyatın toplum için ifade ettiği değeri bildiği konusunda şüphem var.Milliyetçi ve muhafazakâr kesim sanatı daha çok geleneksel kaynaklarla ele alıyor.Bir de televizyonun etkisi ile popüler sanattan haberdar oluyor.Bunun dışında tiyatro,sinema,müzik alanında geleneksel örnekleri takip etmekle yetiniyor.Milli sinemanın,milli tiyatronun oluşabilmesi için milliyetçi-muhafazakâr izleyici topluluğunun olması gerekir.Halka en yakın tiyatro kuruluşlarının Şehir tiyatroları olduğunu esas alırsak,bu kuruluşların repertuarına, yani oyunlarına bakmamız kâfidir.Bu oyunlar içinde yerli yazar oldukça azdır.Çünkü artık tiyatro yazarı da yetişmemektedir.İşin seyir boyutuna geldiğimizde milliyetçi, muhafazakâr kesimin ilgisinden söz etmek ne yazık ki mümkün değildir.Bunun için milliyetçi-muhafazakâr kesimin öncü isimlerinin tiyatro,sinema salonlarında görünmesi,topluca tiyatro ve sinema izlentilerinekatılınması ve edebiyat dergilerinde tiyatro,sinema eleştirilerinin yer alması gerekir.Daha pek çok şey sıralanabilir.

 

        Bir Televizyon programında mesleğinizi, “benim asıl mesleğim ses sanatçılığı, beste yapmak ve yaptığım besteleri seslendirmek” şeklinde açıklamıştınız. Ama ses sanatçılığının dışında sizi, TV programcısı, yazar, oyuncu olarak da görüyor özellikle Bengütürk kanalında hazırladığınız “Söz-Müzik Ahmet Şafak” adlı programla izliyoruz. Her ne kadar ses sanatçılığı dışında kalan uğraşlarınızı hobi olarak niteleseniz de özellikle TV programcılığı ve yazarlıktaki hakkınızı teslim etmek gerekir. Soruya gelecek olursak; Ahmet Şafak’ta olduğu gibi sanatçı kendi alanında yetkinleşirken farklı alanlarda da kendini geliştirmeli midir?

 

AHMET ŞAFAK-Sanatçı bir toplum gözlemcisidir.Toplumu izlemeli,eksik,gedik ne varsa görmeli ve onu sanatına yansıtmalıdır.Barış Manço’yu gözünüzün önüne getirin.Eserlerinde hep bir anlatım,mesaj ve öğreti vardır.Geçmişle,bugünü bileştirir. Mesela “Halil İbrahim Sofrası” isimli şarkısı destan gibidir.Sanat yolu irfan yoludur.Tabiki sanatçı kendisini farklı alanlarda geliştirmelidir.Benim durumum elbette biraz farklı.Benim gibi bir sanatçı olmak Türkiye ölçeğinde zordur.Çünkü günde 150 sayfa kitap okuyacaksınız.Senede en az iki kitap yazacaksınız.Toplumun ve müzikseverlerin ilgisini çekebilecek besteler yapacaksınız.Albümler hazırlayacak,bizzat albümlerin hazırlığını yapacaksınız.Kliplerinizi bizzat çekecek ve bunların yayını ile ilgileneceksiniz.Bir vatandaş sorumluluğu ile Türkiye ve dünya olaylarını bütün yönleriyle tahlil edip bir senteze gideceksiniz.Sonra da bunu bir özgüven ile bütün zeminlerde dile getireceksiniz.Doğrusu bunu sanatçılardan beklemek haksızlık olabilir.

 

 

       Millî duruşa sahip sanatçılarımızın ve özelde kendinizin medyada (görsel ya da yazılı basında) yeterince yer alabildiğinizi, düşüncelerinizi ifade etme imkânı bulabildiğinizi düşünüyor musunuz? Sanatçının eserlerini, düşüncelerini halka sunmada, halka ulaşmada medyanın günümüzdeki rolü tartışılmaz. Bu anlamda eserlerinizin halka ulaşmasında medyanın çifte standardıyla karşılaşıyor musunuz?

AHMET ŞAFAK-Popüler sanata başladığım 2000 yılında işimiz biraz daha kolaydı.Muhtelif programlara çıkıyor eserlerimizi ve kanaatlerimizi müzikseverlere aktarabiliyorduk.Hatta,hoşumuza giden proje olduğunda dizi filmlerde bile oynuyorduk.Fakat Türkiye,2002’den sonra algı operasyonları sürecine girdi.Türkiye’nin dönüştürülmesi amacına sanat merdivenini kullanarak hız verildi. Özellikle 2007’den sonra bu süreç alabildiğince hızlandı.Sanatçılar artık siyasetin unsurlarına dönüşmeye başladı.Televizyonlarda müzik ve sanat programları azaldı,hatta neredeyse yok denecek noktaya geldi.Siyaset ve hobi programları,yarışmalar öne çıktı.Eserleriyle,sanatsal birikimiyle önde olan sanatçılar geri plana itildi.Gelinen noktada sanatçıların da rolü vardı.Sanatçılara mevcut iktidarla uzlaşma,anlaşma seçeneği sunuldu.Çok az sanatçı hariç kalanı ne yazık ki bu seçeneği tercih etti.

Türkiye’de popüler sistem,kimliksiz,renksiz ve sadece eğlenceye yönelik karakteriyle siyasetin alacakaranlığına hizmet etmeye başladı.Önce bozdular,sonra bozulmayı bahane ederek değiştiriyorlar ama bu değişim hayra alamet değil.

Ben popüler sistemi başından beri tenkit eden bir sanatçıyım.Bu sistem,özellikle fırsat eşitliğine düşman,yeni sanatçıları yok sayan,sanatı sadece eğlendirici unsura dönüştüren bir karaktere sahiptir.Hiç unutmam, 2006 yılında Kral TV Özgün Erkek kategorisinde birinciliği aldığımda, elimde ödül, salonda beklerken hiçbir televizyon gelip benimle röportaj yapmamıştı.Sarıkamış ile aldığım ödül belliki magazin sınıfının hoşuna gitmemişti. Türkiye’de magazin sistemi kozmopolitizm ideolojisinin tesirindedir. Bu ideolojinin teorisi “bırakınız yapsınlar,etsinler”dir; pratiği ise “vur patlasın çal oynasın”dır.En güçlü sınıf bu sınıftır.Herkesle uyum içine girer.Merkezi yoktur,sadece varlığını koruma içgüdüsü vardır.Bu sebeple siyasi baskıdan ödü kopar,iktidarlara hemen boyun eğer.Kendisini kabul eden herkesle uzlaşır.Milli olandan ise hazetmez.

 

                          

          Siyasi gelişmelerden soyutlamak elbette mümkün değil ama sanat açısından değerlendirirseniz sizce geleceğin Türkiye’sini neler bekliyor? Gelecekten ümitvar mısınız ve ümitvar olmalı mıyız?

      AHMET ŞAFAK-Elbette ümitvar olmak gerekir.İdealistler,umudu üretirler.Yaşamak var olmak için yeter sebeptir.Madem ki yaşıyoruz.İdeallerimiz uğruna mücadele etmekten geri durmamalıyız. “Allah var, keder yok ”

 

      Millî-milliyetçi bir sanatçı adayının beslenebileceği kaynaklar, feyz alabileceği, gelişimine katkı sunabilecek kaynaklar nelerdir? Onlara bu konuda tavsiyeleriniz olur mu?

AHMET ŞAFAK-Hangi mesleği icra ederse etsin bir milliyetçinin kaynağı tarihtir.Tarihle doğru ilişki kuramayanın milliyetçiliği kusurludur.Tarih felsefesi milliyetçinin başlangıç eşiği olmalıdır.Bu sebeple Alparslan Türkeş,Dokuz Işık’ta birinci derse şu cümleyle başlar:Tarih milletler mücadelesinden ibarettir.Sanatçı adaylarının bir kültür coğrafyası algısı olmalıdır.Milliyetçi sanatçıların kültür coğrafyası Türkçe’nin hâkim olduğu bütün bir iklimi ihtivaeder.Doğudan batıya, Anadolu’dan Türkistan’a bütün bir iklimi.Milliyetçi sanatçı  bir kültür tarihçisi gibi bilgi sahibi olmalıdır.Ahmet Yesevi ile Hacı Bektaş arasındaki ilişkiyi bilmeli,Dede Korkut’un bütün eserlerini anlamalıdır.Türk kültür tarihinin ortak temsilcilerini birbirinden ayırmamalı,destanlarımızı bilmeli,atasözleri üzerinde çalışmalı,Türk Dünyasını sıkıca takip etmelidir.Dünya artık benzerlerin birbirine yaklaştığı bir dünyadır.Türk Dünyası Türkiye’nin önündeki en önemli,en zengin bileşke projesidir.Bu projenin gerçeklik zemini öncelikle kültür sahasındaki çalışmalarla güçlendirilmelidir. Milliyetçi sanatçı Kırgızistan’dan,Kazan’a,Kerkük’e,Bosna’ya,Azerbaycan’a, Tuva’ya,Doğu Türkistan’a kadar kültür izlerini sürmelidir.Bilmelidir ki,Türkiye bir büyük tarihin özetidir.Bu tarih medeniyet tarihidir.Bu sebeple eserlerinin gölgesi uzun olmalıdır.Belli bir kesimi hoşnut kılmak yerine tarihin aynasında görülebilecek eserler üretmelidir.Elbette,sanat öncelikle gerçeklik zemini ister.Yani doğduğu dilin ikliminde nefes almak ister.Ancak bu uğraş doğru olmakla birlikte buna çakılı kalmak,popüler kültüre kuyruk olmayı,teslim olmayı,yozlaşmayı da beraberinde  getirebilir.İşte kültür, ilim,irfan bu ayarı yapmaya yarayan bir ölçü sunabilir bize.

Sanat bir yeteneğin gölgesinde gelişir.Ama yeteneğin boy atıp,filizlenmesi,büyümesi kültürle mümkündür.

İnşallah hazırlıkları biten ve baskıya verdiğimiz yeni kitabımız “Türkiye’de Sanatçı Olmak/ Söyleşiler” isimli kitabımızda Türkiye’nin sanat,edebiyat,sinema,şiir,roman,Türk Dünyası edebiyatı,Aşk gibi konularda içinde bulunduğu hali ve çözüm yollarını belirtmiş olacağız.  

 

Bu mülakatta sorularımızı açık yüreklilikle cevaplandırdığınız için teşekkür eder, İlteriş dergisi olarak çalışmalarınızda başarılar dileriz.

AHMET ŞAFAK-Ben size teşekkür ederim. Dergiler tefekkür kaleleridir.Bu kaleyi muhafaza etmeniz takdir edilmesi gereken bir fedakârlıktır.Yolunuz açık olsun.Allah sizinle ve okuyucularınızla olsun.

 

 

 

 

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 yorum