Necip Fazıl ve Kop Dağındaki Dükkanı – A. Hamdi Tanpınar

6 Temmuz 2014 0 yorum Ahmet Hamdi Tanpınar 433 Görüntüleme

                                  (Necip Fâzıl’ın Birkaç Hikâye, Birkaç Tahlil isimli kitabı mü­nasebetiyle)

 

NECİP Fâzıl, Hikâye ve Tahlillerini, Kop Dağında Bir Dükkân adlı güzel olduğu kadar doğru bir san’at mülâhazasıyle bitiriyor.

Kop Dağında bir dükkân açmak, güzel’in peşinde koşanlann en ta­biî ve meşru arzusudur. Doğrusunu isterseniz, bu dükkân on seneden beri açıktır ve oldukça geniş bir müşteri kafilesine nadir emtiasını dağıtıyor.

 

Ben, o dükkânın ilk ve devamlı alıcılarından biriyim. Örümcek Ağı’nın titiz örgüsünü orada buldum, Kaldırım’ların yalnızlığını orada tanıdım. Fener, Gözler, Otel Odaları, Sayıklama, Geçen Dakikalarım… Bütün bu acının yenilmez arzu ve tutulmaz vehim usarelerinden süzülmüş emsal­siz ve bahasız içkiler, hep oradan, yirmi yaşında genç bir adamın bundan on sene evvel, Kop Dağı’nın bir dönemecinde — üstünde fırtınalar didi­şen ve ayağının ucunda uçurumların baş döndürücü daveti işitilen ücra bir köşesinde — açtığı dükkândan geldi.

Fakat ne yalan söyleyeyim, ben bu dükkânda çok nadir şeylerin daha fevkinde bir lezzet buldum: Satıcının kendisi. Onun için beraberimde gö­türdüğüm ganimetlerden ziyade, tezgâh başında yaptığımız sohbetleri ha­tırlıyorum.

İnsan, eserinin fevkine çıkmadıktan ve bir gün hayatının istediği bir gününde onu fırlatıp atmak kudretini kendinde bulmadıktan sonra, niçin yazmalı? Boş rakam kalabalığının üstüne çıkabilmek, ancak bu cins adamların hakkıdır. Ben ve ötesi şâirinde bu ruh kudreti vardır.

O, en zalim bir rüyayı bile sonuna götürmeden uyanmasını istemez, fakat en cazibini bile üç def’a üst üste görmeğe razı değildir.

Birkaç def’a düşündüm; her hayat davetinin önünde, yelesi taze ve keskin bir bahar kokusu ile kabarmış bir küheylân gibi, burun delikleri açılıp kapanarak şahlanan bu genç adam, kendisini şiirin dar nizamına sokmamış olsaydı, acaba ne olurdu? Belki, zaferini terennüm eden tunç boruların akislerini ufkun dört köşesinden üstümüze bir altın yağmuru hâlinde yağdıran bir kahraman, belki köksüz bir adam, belki de daha büyük bir ihtimalle sadece bir deli.

Kaç def’a bu ikinci ihtimalin korkunç gölgesini onun başı üstünde, avını arayan bir kartal gibi daireler çizerken gördüm ve onun süzülüp inmek üzere olduğunu ve biraz sonra siyah çelik gagasının ucunda acaip parıltılı bir elmasla boşluklarda kaybolacağını düşünerek, gözlerimi kapa­dım. Fakat hayır, hiç birinde bu tehlike ciddî değildi.

O bu anda, sadece bir ihtimalin son haddini zorluyordu.

Bazı insanlar, ara sıra ayaklarını imkânsızın denizinde yıkadıkları içindir ki, zaman zaman başları bulutlarla çarpışır.

Eserinden bahsetmiyorum. İlâhî kıvılcımın içlerinde tutuştuğunu hisseden gençler onu okusunlar. İyi şeyler, ancak iyi şeylerden doğar.

VARLIK, nr. 1, 13 Temmuz 1933, s. 15

 

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 yorum