Fuzûlî’den Kanuni’ye Övgü

26 Şubat 2014 0 yorum Divan Edebiyatı 1959 Görüntüleme

Osmanlı Devletinin en görkemli padişahlarından “Muhteşem” lakabıyla da tanınan Kanuni Sultan Süleyman’ın şair olduğunu ve “Muhibbi” mahlasıyla şiirler yazdığını artık bilmeyenimiz yoktur.

Ancak Eski edebiyatta padişahlara övgü şiirleri sunmak bir adetti. Özellikle padişahın ikram ve izzetinden istifade etmek isteyen divan şairleri padişah ya da devletin ileri gelenlerine kaside adı verilen şiirler takdim ederlerdi. İşte bunlardan önemli birisini paylaşıyoruz sizlerle.

Divan Edebiyatının usta şairlerinden Fuzûlî, Kanuni Sultan Süleyman’ı metheden bir kaside yazmıştır:

 

KASİDE DER-SİTAYİŞ-İ SULTAN SÜLEYMAN
Fâ i lâ tûn / fâ i lâ tün / fâ i lâ tün / fâ i lün

1. Çıhdı yaşıl perdeden ‘arz eyledi ruhsâr gül
     Sildi mir’ât-ı zamir-i pakden jengar gül
2. Câm dut saki ki gül-bünler gül izhâr itdiler
    Sen dahi bir gül-bün-i ra‘nasın it izhâr gül
3. Geldi ol dem kim ola izhâr-ı hikmet kılmağa
    înşirâh-ı şadr ile şadr-i şaf-i ezhâr gül
4. Yetdi ol mevsim ki açmağa gönüller mülkini ;
     Ola gül-şende reyâhin hayline ser-dâr gül
5. Âdem isen bağ seyrin eyle bu mevsimde kim
    Bağı reng ü büy ile kıldı behişt-âsâr gül
6. Çâr-sü-yı bağ seyrânı bugün merğübdur
    Kim şüküfe anda şarrâf oldı vü ‘attâr gül
7. Çıhmış iken bezm-i gül-şenden yine ‘avdet idüb
    Câm-ı mey sundurdı ehl-i tevbeye tekrâr gül
8. Habsden Yusuf çıhup Sultân-ı Mışr olmuş kimi
    Oldı açup ğoncesin ârâyiş-i gül-zâr gül
9. San Züleyhâ halvetidür gonca-i der-beste kim
    Çıhdı andan dâmen-i çâkiyle Yüsuf-vâr gül
10. Çak olub bulmuş şafa bâd-ı seherden sanasın
    Baddur Cibril ü kalb-i Ahmed-i Muhtâr gül .

11. Şeb-nem-i gül-zar-ı ruhsar-ı Rasulü’llah’dur
      Neşr-i ‘ıtriyle kılur her dem anı iş‘âr gül
12. Dürr-i şeb-nem şaçdı rengin berglerden her taraf
      Lal-i handan itdi hûblar kimi gevher-bâr gül
13. Şüret-i hâline hayran eyledi ‘arifleri
     Açdı ‘irfan ehline gencine-i esrar gül
14. Sebze üzre gezdürür bâd-ı şabâ gül bergini
      Sanki sebze âşmândur kevkeb-i seyyar gül
15. Kıldı pinhan goncenün lu‘b ile gözden hokkasın
     Bulmak olmaz hiç reng ile zihî ‘ayyâr gül
16. Yüz çevürmiş hardan ayrılmak ister bî-sebeb
      Mün’am-i nâkes kimi aslından eyler ‘âr gül
17. Hâr-ı gayret n’ola ger sancılsa gül-bün bagrına
      Ayrılup andan olur hem-şohbet-i agyar gül
18. Yiridür odlara yansa hasret ile hür kim
     Andan alur zıb ü zînet gayre olur yâr gül
19. Bl-vefalığ ‘âdetin dutmış anunçündür bu kim
    ‘Ömrden olmaz cihan bağında ber-hurdâr gül
20. Hansıbülbülkanı dutmuş bilmezem kim muttasıl
     Geh esîr-i hâr olur geh mübtelâ-yı nâr gül

21. Seyr-i bağ itdüm seher gördüm açup mecmu‘asın
     Hıfz idüp bu matla’ı eylerdi istihzar gül
22. ‘Aşık olmuş hüsnüne ey serv-i hoş-reftâr gül
     Çak çak itmiş senünçün sîne-i efgâr gül
23. Gül ne nisbetdür sana senden ana yüz fark var
     Sen büt-i perde-nişînsen şâhid-i bâzâr gül
24. Eyle pinhân eylemiş göğsinde sırr-ı ‘ışkunı
     Kim ayagından asarlar eylemez izhâr gül
25. Tütiyâ-yı çeşm içün her subh-dem yollar dutup
     Hâk-i dergâhun sabâdan eyler istifsar gül
26. Seyr-i gül-zâr itdüğün peyk-i sabâdan fehm idüp
     Genc-i zer kılmış müheyya kılmağa îsâr gül
27. Berg-i güller sanma rengin hıştler cem’ eylemiş
     Çekmeğe ol genc-i zer hıfzına bir dîvâr gül
28. Tâ serîr-i sebzeyi depretmeye tahrîk-i bâd
     Sâyesinden urdı her levhine bir mismâr gül
29. Her seher gül-zâr levhine çeker yüz dâ’ire
     Gâlibâ minkâr-ı bülbülden alur pergâr gül
30. ‘Ayş içün gül-şen şeb-istânnın münevver kılmağa
     Her ağaçda asdı bir kandil-i pür-envâr gül

31. Munca kandili furuzan eyledi amma ne sud
     Dûd-ı dilden kıldı bülbül rüzgârın târ gül
32. Dâr-ı dünyâyı fezâ-yı cennete dönderdi lik
     Gonce kimi bülbüle dünyâyı kıldı dar gül
33. Bir zebân-ı hâldur her yaprağı fehm itseler
     Perde-dâr-ı hâk olanlardan virür ahbâr gül
34. Bülbülün zar itdüği feryâdlar te’sîridür
     Bî-sebeb h’âb-ı ‘ademden olmamış bîdâr gül
35. Bâğ-bân Sultân-ı ‘âdil devridür tenbîh kıl
    Urmasun gül-zâra âteş zulm idüp zinhar gül
36. Cevr eliyle ğonce-veş pîrâhenin çak itmesün
    Cünbiş-i nâ-mu‘tedilden kılsun istiğfar gül
37. Yohsa nâ-geh suret-i hâli olur Sultân’a ‘arz
     Kahra uğrar muktezâ-yı vaz‘-ı nâ-hem-vâr gül
38. Ol gül-i bâğ-ı hilâfet kim bahâr-ı devleti
    ‘Alem-efruz olalı görmez cefâ-yı hâr gül
39. Oldı devrinde hevâ mahbûs-ı zindân-ı habâb
    Gâliba görmiş hevadan şemme-i âzâr gül
40. Berg-i gül gezdürmez oldı mahmil-i bâd-ı şabâ
    Haddi yoh kim çekdüre bâd-ı sabâya bâr gül

41. Sarsar-ı kahr-ı cihan-sûzından âgâh olalı
     Açmaz oldı büstân-ı fitne-i eşrâr gül
42. Halvet-i lutfınadur nur-ı dil-i mü’min çerâg
     Gül-şen-i kahrınadur dâg-ı dil-i küffâr gül
43. Şah-ı dîn Sultân Süleymân-ı sa‘adet-mend kim
     Kesb ider hulk-ı hoşından nüzhet-i etvâr gül
44. Başa salmış mihrini rûz-ı ezelden çarh-ı pîr
     Eyle kim gül-ruhlar eyler zînet-i destâr gül
45. İnkılâb-ı devrden bulmazdı her giz ihtilâl
     Alsa andan hükmine fermân-ı istimrâr gül
46. Zevk bâzârında bulmazdı bu reng ile revâc
     İtmeseydi nakş-ı mührin sikke-i dinar gül
47. Olmag içün mutrib-i bezmi dutup bir dâ’ire
     Öğrenür her şubh bülbülden fen-i edvar gül
48. Matbah-ı cûdına kim dûdına sünbüldür gulâm
     Hâr-keşlik şan‘atın dutmış değül bî-kâr gül
49. Kurtulur feth itdügi kişver belâ-yı fitneden
     Kim açıldukda tikenden aynlur nâ-çâr gül
50. Şerh idüp sûsenlere evsâf-ı hulkın gezdürür
     Gonceden her şubh açup gül-şende bir tûmâr gül

51. Katre-i şeb-nem midür ya el açup sa’il kimi
    Hâzin-i lutfından almış lü’lü-i şeh-vâr gül
52. Koymayup devrinde viran kâr-gâh-ı gül-büni
     Bir ayağ üzre durup olmuş ana mi‘mâr gül
53. ‘Adli eyyâmında şeb-nem sanmanuz kim bülbülün
     Ahçasın koynında hıfz itmiş olup gam-hâr gül
54. Dâmen-i pâkiyle ol behcet-fezâ-yi mülkdür
     Ger cihan bağında cennet güllerinden var gül
55. Vaz‘-ı ‘âlemden felek maksûdı oldur kim olur
     Beslemekden hârı manzûr-ı ulül-ebsâr gül
56. Ferrine virmez halel hâr ile kılmak iltifat
     Zîb ü zînet virdüğiçün hâre olmaz h’âr gül
57. Mîve ol sultân-ı ‘âdildür nihâl-i devlete
     Sâbıkâ gelmiş selâtîn-i felek-mikdâr gül
58. N’ola ger sabıklar oldıysa fenâ oldur garaz
     Mîve gösterdükde tökmek resmdür eşcâr gül
59. Kıl Fuzulî medhin ol şâhun ki bâğ-ı medhinûn
     Bülbüli olurdı bulsa kuvvet-i güftâr gül
60. Gerçi yohdur i‘tibârun medhin it izhâr kim
     ‘Adet-i devr-i zamândur hâre olmak yâr gül

61. Var ümîdüm nice kim resm-i medar-ı dehrdür
      Yılda bir kez ‘âleme ‘arz eylemek dîdâr gül
62. Feth bağında ana her dem hilâf-ı bâğ-ı dehr
      Taze taze aça lutf-ı Izid-i Cebbar gül

                                                    Fuzûlî

 

SULTAN SÜLEYMAN’IN ÖVGÜSÜNE KASİDE

1. Gül, yeşil perdenin arkasından çıkıp yanağını gösterdi. Böylece temiz gönül aynasının pasını sildi.

2. Ey sâkî! Kadeh tut. Çünkü gül ağaçlan güllerini gösterdiler. Sen de güzel bir gül ağacısın; gülünü göster.
3. Hikmet göstermek için gülün, göğsünü açarak çiçekler sırasının en ucunda yer aldığı zaman geldi.
4. Gönüller ülkesini fethetmeye, bu mevsimin gel­mesi yetti. Gül, artık gül bahçesindeki çiçekler topluluğuna kumandan olsun.
5. Eğer insan isen, bahçeyi bu mevsimde gez, seyr et. Zira gül, bahçeyi çeşitli renkler ve kokularla cennete benzetti.
6. Bugün bahçenin dört bir yanını gezip seyretmek oldukça güzeldir. Çünkü orada çiçek sarraf, gül de attar (koku satan, kokucu) oldu.
7. Gül, gül bahçesindeki meclisten çıkıp gitmiş iken, tekrar geri döndü ve tevbe etmiş olanların tevbesini bozdurarak kendine kadeh sundurdu.
8. Hz. Yusuf’un hapisten çıkıp Mısır’a sultan ol­ması gibi gül de, goncasını açıp gül bahçesinin süsü oldu.
9. Kapalı gonca, sanki Hz. Yusuf un Züleyhâ ile bir arada kaldığı oda gibidir. Zira gül oradan Hz. Yusuf gibi, eteği yırtılmış olarak çıktı.
10. Gül, saba rüzgarının etkisiyle parçalanıp fe­rahlık bulmuş bir halde açıldı. Sanırsın ki rüz­gar, Cebrail; gül de, Ahmed-i Muhtar olan Hz. Muhammed’in kalbidir.
11. Gül, sanki Allah’ın Rasûlü’nün, gül bahçesi gibi olan yanağındaki bir çiğ tanesidir. Yaydığı ko­kuyla her an onu hatırlatır.
12. Gül, renkli yapraklarından her tarafa çiğ incileri saçtı. O, güzellerin gülen dudakları gibi, inciler dağıtır.
13. Gül, irfan sahiplerine sırlarının hâzinelerini aça­rak onları, kendi haline hayran etti.
14. Sabâ rüzgarı, gülün yaprağını yeşillikler üze­rinde gezdirir. Sanki yeşillik, gökyüzüdür; gül de, orada dönüp duran bir yıldız.
15. Gül, oyun yaparak goncanın hokkasını göz­lerden gizledi. Çeşitli şekillerin içinde onu bul­mak mümkün olmaz. O gül, ne kadar hilekârdır.
16. Gül, dikenden yüz çevirmiş, sebepsiz yere ondan ayrılmak ister. Sonradan görmüş cimri birisi gibi o da, aslından utanır.
17. Gül ağacının bağrına kıskançlık dikeni saplansa çok mu? Çünkü gül, ondan ayrılmış, baş­kalarıyla arkadaşlık eder.
18. Diken, hasretle ateşlere yansa yeridir. Çünkü gül, bütün güzelliğini ve süsünü ondan alır, fakat başkalarına yar olur.
19. Gül, vefasızlığı âdet edindiği için ömür ba­kımından dünya bahçesinde mutlu olamamıştır.
20. Gül, hangi bülbüle karşı işlediği cinayetten do­layı şaşırmıştır bilmem; durmadan bazen dikene esir olur; bazen da ateşe tutulur.
21. Seher vaktinde bahçeyi gezdim. Orada gördüm ki gül, mecmuasını açmış, bu matlası ezberleyerek hazırlanıyordu.
22. Ey güzel yürüyüşlü servi (boylu güzel)! Gül, senin güzelliğine âşık olmuş. Hatta o, yaralı göğsünü
senin için parça parça etmiştir.
23. Gülün sana benzetilmesi ne mümkün? Seninle onun arasında yüz fark vardır. Sen, perdenin ar­kasına oturmuş (iffetli) bir güzelsin; o ise gü­zelliğini herkese gösteren meydan güzelidir.
24. Gül, senin aşkının sırrını göğsüne öyle gizlemiş ki, ayağından asarlar, onu, yine de açıklamaz.
25. Gül, her sabah vakti, yollara düşüp gözüne sürme yapmak için, sabâ rüzgarından senin dergahının toprağını sorar.
26. Gül, senin gül bahçesinde gezindiğini sabâ rüz­garının habercisinden anlamış ve senin ayağına saçmak için altın hazinesini hazırlamış.
27. Sakın gülün yapraklarını, altın hazinesini ko­rumak için duvar yapmak üzere gülün topladığı renkli tuğlalar sanma.
28. Rüzgarın iteklemesi yeşilliklerin tahtını oy­natmasın diye gül, onun her tahtasına göl­gesinden çivi çakmıştır.
29. Gül, her sabah gül bahçesinin levhasına yüzlerce daire çizmektedir. Galiba gül, bunu yapmak için bülbülün gagasını pergel olarak kullanmaktadır.
30. Gül, gülüp eğlenmek üzere gül bahçesinin gecesini aydınlatmak için her ağaca çok aydınlatıcı kan­diller astı.
31. Gül, bunca kandili yaktı ama, ne fayda? Öbür taraftan gönül (ateşinin) dumanından bülbülün gününü karanlık hale getirdi.
32. Gül, dünya yurdunu cennet semasına çevirdi; fakat gonca gibi, bülbüle de dünyayı dar etti.
33. İnsanlar anlayabilseler, aslında gülün her yap­rağı toprakla örtülenlerden (ölenlerden) haber veren birer hal dilidir.
34. Gülün yokluk uykusundan uyanması, sebepsiz yere değildir. Bu, bülbülün feryad ederek ağ­lamasının tesiriyle olmuştur.
35. Ey bahçıvan! Bu devir, adaletli bir sultanın dev­ridir. Tenbih et de gül, zulmederek gül bahçesini ateşe vermesin.
36. Gül, kendi kendine eziyet ederek gonca gibi, gömleğini parçalamasın. O, öyle yapacağına den­gesiz davranışlarından tevbe istiğfar etsin.
37. Yoksa gülün durumu, derhal sultana arz olunur da, uygunsuz hareketlerinden dolayı halinin gerektirdiği şekilde cezaya uğrar.
38. (O Sultan) hilâfet bağının gülüdür, onun dev­letinin baharı dünyayı aydınlatmaya baş­layandan beri gül bile, dikenden dolayı cefa çek­mez.
39. Onun devrinde hava, su kabarcıklarının içine haps edildi. Galiba gül de, havadan birazcık in­cindi.
40. Sabâ rüzgarının sepeti, artık gül yaprağı gez­dirmez oldu. Zaten gülün, saba rüzgarına yük taşıtmaya hakkı yok.
41.
O padişahın cihanı yakan kahrının şiddetli rüzgarından haberdar olalıdan beri, şerlilerin fitne
bahçesinde gül açmaz oldu,
42. Mü’minin gönlünün nuru, onun lutfunun gerçekleştiği odanın mumudur. Kafirlerin gönül yarası da, onun kahrının gül bahçesinin gülüdür.
43. Dinin padişahı mutluluk sahibi Sultan Süleyman Ki, onun güzel huyundan gül, neşe ve ferahlık elde eder.
44. Gül yüzlü güzellerin, gülü başlarındaki örtüye süs yaptıkları gibi, ihtiyar gökyüzü de, güneşi
ezelden beri en yükseklere çıkarmıştır.
45. Eğer gül, o padişahtan zamanın hükmüne karşı devamlılık fermanı alsaydı, zamanın değişmesiyle asla bozulmazdı.
46. O padişah, altın paranın üzerine vurulan mührünün süsünü gulden yapmasaydı, o, bu renkleriyle bile eğlence pazarında itibar görmezdi.
47. Gül, o padişahın meclisinin çalgıcısı olmak için her sabah bir halka meydana getirerek bülbülden musikî sanatını öğrenir.
48. Sünbül. o padişahın cömertlik mutfağının dumanına köledir. Aslında gül de, işsiz güçsüz değildir; o, onun sarayının mutfağında yakılmak üzere diken taşıyıcılığı yapmaktadır.
49. O padişahın fethettiği ülke, tıpkı gülün açıldıkça çaresiz olarak dikenden ayrıldığı gibi, fitne belasından kurtulur.
50. Gül o padişahın huyunun niteliklerini susamlara açıklamak için her sabah goncadan bir parça alıp gül bahçesinde gezdirir
51. Gül, bir çiğ tanesi midir? Ya da dilenci gibi el açıp, o padişahın lutuf hazinedarından iri ve iyi cins bir inci tanesi mi almıştır?
52. Gül, o padişahın devrinde bir ayağının üzerinde durup mimarlık yaparak gül ağacının iş yerini viran bırakmamıştır.
53. Gül, onun adaletle hükmettiği günlerde bülbüle üzüntüsünü paylaşan bir arkadaşlık yaparak, onun parasını koynunda saklamıştır. (Gülün üzerindeki odur). Onu, çiğ tanesi sanmayın.
54. Her ne kadar dünya bahçesinde cennet gül­lerinden gül varsa da, o padişah, namus ve şe­refiyle ülkenin güzelliğini artırmıştır.
55. Feleğin, dünyada mevcut olanları ortaya koy­maktan maksadı, dikeni besleyerek gülün elde edilebildiğini basiret sahiplerinin gözleri önüne sermektir.
56. Gülün dikene İltifat etmesi, onun değerine gölge düşürmez. Ayrıca dikene güzellik ve süs verdiği için de hakir görülmez.
57. Devlet fidanının meyvesi, o adaletli sultandır. Ondan önce gelip geçmiş, gökyüzü kadar yüce padişahlar, o meyveyi yetiştiren çiçektir.
58. Daha önceki sultanlar yok olduysa ne olmuş? Meyvelerin ortaya çıkmasıyla ağaçların, çi­çeklerini dökmeleri normaldir. Asıl maksat da budur.
59. Ey Fuzûlî ! O padişahı öv. Eğer gül, kendinde söz söyleme gücünü bulabilseydi, onun övgü
bahçesinin bülbülü olurdu.
60. Gerçi senin bir değerin yok ama, yine de ona olan övgünü açığa vur. Gülün dikene dost ol­ması, geçip giden zamanın bir âdetidir.
61. Nasıl gülün, yılda bir kez de olsa yüzünü dün­yaya arz etmesi, zamanın bir gün insanın im­dadına yetişeceğinin bir alameti ise, benim de, (zamanla yüzüme bakılacağına) ümidim var. ( “Yeryüzünü bir beşik, dağları –onun için- birer kazık yapmadık mı?” Nebe suresi)
62. Dünya bahçesinin aksine, Cebbar olan Allah’ın lutfu, onun için, fetih bahçesinde taze taze güller açtırsın.

 Kaynak: Ali Yılmaz, Kanuni Sultan Süleyman’a Yazılan Kasideler, Kültür Bak. yay. 

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 yorum