Nice Hamlar Pişer Bizim Ocak’ta

21 Ocak 2014 0 yorum Denemeler-Makaleler 360 Görüntüleme

“Hamdım, piştim, yandım” dedi, görklü nazarlı Mevlâna sekiz asır öncesinden. Neydi bu sözdeki hikmet, neydi üç kelimeden doğarak âlemi sırtında taşıyacak üç söz? Bir lugaz mı, bir muamma mı, yoksa cevabı içinde saklı bir bilmece mi? Elbet Mevlâna’da Mevlâ’dan sırlar vardı. Bu sırrı, şu üç kelâmda çözmek aslında daha evlâ idi: “Hamdım, piştim, yandım!” Ham geldik dünyaya, ham gitmek ne zul! Başta akıl, dizde dermân olana Mevlâna işaret eyledi yolu: “ Ne olursan ol yine gel!”

 

 

Aslında bu ateşi bin yıl evvelinden yaktı Horasan erenleri, ham olanları pişirmek, katı yürekleri yumuşatmak için. Ta Yesi’de yandı ocağım ilkin. “Aşk yolunda ölmeden evvel muhakkak öl sen!” diye uğurladı beni Hocam Ahmet Yesevî.  Horasan’dan akın etti görklü nazarlı sultanlar, Allah’ın dostları, pirler, velîler, erenler… Sonra Anadolu’da kurdu ocağını ata yurttan akın eyleyip gelenler… İslam elbisesini Türklük bedenine giydirenler… Hacıbektaş nefes verdi ocağıma Kırşehir’de. Özümdeki közü yaktı; elim de, belim de, dilim de bağlandı. Tapduk’un tapusuna kapılandım, miskin Yunus oldu adım. Ham girdim ocağa kırk yıl pişip yandım. Dağlar ile taşlar ile, gökyüzünde kuşlar ile çağırdım Mevlâ’mı. Hakir bedene yük bir baş ve bir hırka, bir lokma; nefsi köreltecek bir kuru aş ile çağırdım Mevlâ’mı . “Bir kıymetli nesne” olan “aşk” ile çağırdım Mevlâ’mı.

 

Ankara’ya vardı yolum, bir ulu zâtın ocağına. Velîm Hacı Bayram’da küllerimden kurtuldum yine. O dahi nazâr eyleyip şu kelâmı azık etti heybeme:

“Gönül yapmak halilim Kâbe bünyâd etmeden yeğdir

Dil-i mahzûnu şâd etmek kul âzâd etmeden yeğdir”

 

Gönüller yapmanın kıymetini kâbe yapmaktan üstün tutan bir feyz ile nasiplenip Domaniç’e vardım. Şeyhim Edebalı’nın öğüdünü, biraz sabır, biraz cömertlik ve biraz da bahadırlık hamurunda yoğurarak toprağa diktim söğüt’te. Ve toprağa kök salan fidan bir nice zaman sonra palazlanıp dal budak saldı, kolları üç kıtayı saran ulu bir çınar oldu. Osman’ın ocağında yanan ateş, cihânı sardı. Edebalı’dan Akşemsettin’e el gitti, İstanbul’un surlarında bir çağ yandı, bir çağ bitti. Sultan Süleyman’la bizim türkümüz söylendi Viyana’dan bu yana. Endülüs’ten en kutsal topraklara kadar Osman’ın adaleti hüküm sürdü.

 

Bir zaman tütmez olmuş ocağım, közüm küle gark olmuş, sönmüş harareti. Kemal’im, harlamış ateşimi, bin dokuz yüzün yirmi üçünde küllerimden yeniden doğmuşum. Ta Göktürk atam Bilge Kağan’ın “Ey Türk, titre ve kendine dön!” çağrısını duymuş ve o da şöyle demişti: “Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur!” İçimizdeki asli cevheri çıkarmaya mahir atam, Türk’ün ezelî düşmanlarına Anadolu’yu dar etmişti. Samsun’dan yanan ocağın ateşi bütün Türk iline dağıldı. Ya devlet başa gelmeliydi ya da konmalıydı kuzgun leşe. Ay ile yıldızım buluşmuş memleketimin semalarında, hudutlarımı temizleyince haydutlardan, Dedem Korkut misali bir ad koymuşum devleri deviren memleketime. Adını benden almış, yaşını Mevlam versin!

 

Çiçeği burnunda memleketimin ufkunda yine kara bulutlar dolanmaya başlamış. Bana yasaklanmış benden olan, devletimin başına geçmiş beni benden alan. Dilime, dinime, fikrime bana yabancı bir sürü izmler, kalemi devşirilmiş çizimler girmiş. İşte böyle çetin zamanlar yetiştirirmiş çetin adamları, Türk’ün bilge başbuğu oturmuş kurt başlı bir tuğ dalgalanan otağıma. O davudî sesiyle, Türk çerilerine yön vermiş, ön alıp en bunalımlı zamanımda milletime ön vermiş. Nefesi kısılan gençliğime nefes, sesi kısılan irfanıma ses vermiş, ün vermiş. Vatana kurban nice kan, kaç Velican ve kaç Gün vermiş…  Seksende yıkılmadı belki bu ulu çınar amma 80’inde can vermiş.

 

İşte böyle… Nice hamlar pişti bizim ocakta, nice “adam”lar yetişti. Ateşi nice gönüllere girdi, nice evde yandı bu ocağın. Nice ananın ninnisinde, nice ozanın türküsünde adı söylendi  bu ocağın ve söylenmeye de devam edecek:

 

Lekesizdir elbet yüzümüz bizim 
Sefai namustur sözümüz bizim 
Durmadan dövülür özümüz bizim 
Nice hamlar pişer bizim ocakta

 Yaşar Vural

(İlteriş, 1. sayı, Aralık 2012)

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 yorum