HARAMİNİN OĞLU-SADİ (GÜLİSTAN’DAN)

31 Aralık 2013 0 yorum Öykü 331 Görüntüleme

Haraminin oğlu

Birtakım Arap hırsızları bir dağ başına yerleşip kervan geçidini kapamışlardı. Şehir­lerdeki halk onların hilelerinden sinmiş, sulta­nın askeri onlara yenilmişti. Zira dağın tepe­sinde sağlam bir sığınağı ele geçirip mesken edinmişlerdi.

 

Bu sebeple, o taraf memleketlerini idare edenler, bunların kötülüklerini defetmek için toplanıp konuştular: «Eğer bu taife bir süre daha bu yolda yürürse kendileriyle baş edile­mez.» dediler.

 

Yeni kök salan ağaç, bir insan zoruyla ye­rinden çıkar. Ama bir süre öyle bıraksan, kağ­nı ile dahi söktüremezsin. Pınarın başını bir kürek toprakla kapamak mümkündür; fakat doldu mu, fil ile geçmek imkânsız olur.

Verdikleri karara göre birini onlara ca­sus tâyin ettiler ve fırsat gözlediler. Nihayet hırsızların bir kabileye akın edip yurtlarını boş bıraktıkları bir sırada, iş görmüş, savaşta bu­lunmuş yiğitlerden birkaçını oraya gönderdiler.

Bunlar, dağ yolunda gizlendiler. Akşam olunca hırsızlar döndüler. Döğüşmüşler, ganimet getirmişlerdi. Silâhlarını çözdüler. Ganimetleri­ni bıraktılar. O anda kendilerine saldıran ilk düşman uyku oldu, öyle daldılar ki geceden bir nöbet vakti geçti.

“Güneş tekerleği karanlığa daldı. Yunus, balığın ağzına girdi.

Yiğitler pusudan sıçradılar. Hırsızların el­lerini birer birer arkalarına bağladılar. Sabahleyin hükümdarın huzuruna çıkardılar. Hü­kümdar, hepsinin öldürülmesini emretti.

Nasılsa aralarında bir genç de vardı. Deli­kanlılık çağının meyvesi yeni yetişmiş, yanağı gülistanının sebzesi henüz bitmişti.

Vezirlerden biri hükümdarın tahtının ayağını öptü ve şefaat yüzünü yere koydu:

“Bu çocuk, dedi, öyle hayat bağından meyve yememiş, delikanlılığa doymamıştır. Padişahın kereminden, bunun kanını bağışlamakla bendesini (kölesini) minnettar kılacağını umarım…”

Hükümdar, yüce görüşüne uygun bulmadığı bu söz üzerine kaşlarını  çattı, dedi ki:

 “Tıyneti kötü olan kişi iyilerin nurunu kabul etmez. Kabiliyetsizi terbiye etmek kubbede ceviz durdurmak gibidir. İyisi mi, bunların soyu sopu yok edilmeli kökleri kazılmalıdır. Çünkü ateşi söndürüp koru bırakmak, engereği öldürüp yavrusunu alıkoymak akıllıların işi değildir. Bulut bengisu yağdırsa bile, söğüt dalından meyve alamazsın. Bayağı kimseye vakit harcama: Hasır kamışından şeker yiyemez sin”

 

Vezir bu sözleri dinledi. İster istemez kabul ederek hükümdarın güzel düşüncesini övdü. Sonra dedi ki:

“Saltanatını Tanrı devamlı kılsın, efendimin buyurduğu, hakikatin ta kendisidir. Gerçekten bu çocuk o kötülerin çevresinde kalıp terbiye görseydi onlardan biri olurdu. Lâkin bendeniz, iyi insanların çevresinde terbiye edilirse akıllıların huyunu kapacağını umuyorum. Çünkü henüz çocuktur. O güruhun zalim ve inatçı tabiatı bunun yaradılışına sinmemiştir. Hadîs’te, «Herkes ancak İslâm olarak doğar.  Sonra anası babası onu Yahudi, Hıristiyan, Mecusî yaparlar.» buyurulmuştur

«Lût’un karısıkötülerle dost oldu da Peygamber ailesinden olma şerefini kaybetti. Ashâb-ı Kehf’in köpeği birkaç gün iyilerin izinde yürümekle insan oldu.”

 

Vezir bunu söyledi. Hükümdarın nedimle­rinden bir kısmı şefaat konusunda ona yâr oldular. Nihayet padişah, çocuğun kanını dök­mekten vazgeçti:

“Yerinde bulmadımsa da bağışladım.” de­di.

Zâl’in kahraman Rüstem’e: “Düşmanı hakir görüp biçare saymamalı. Küçük bir kaynaktan çıkan suyun, çoğalınca deveyi yükü ile götürdüğünü çok gördük.” dediğini bilir mi­sin?

 

Velhasıl vezir, çocuğu evine götürdü. Naz­la, nimetle besledi. Terbiyesi için yetişkin bir öğretmen tâyin etti Güzel söz söylemeyi, ye­rinde cevap vermeyi ve sair saray âdâbını ona öğrettiler. Herkesin gözünde makbul oldu.

Bir gün vezir, padişahın huzurunda, çocu­ğun güzel huylarından birazını anlattı:

“Akıllıların terbiyesi ona tesir etmiş, mi­zacından eski cahilliğini çıkarıp atmıştır.” dedi.

Padişah bu söze gülümsedi, dedi ki:

«İnsanla birlikte büyüse bile, kurdun eni­ği yine kurt olur.»

 

Aradan bir iki yıl geçti. O mahallenin ip­sizlerinden birtakımı delikanlıya sokuldular ve onunla uyuştular. Nihayet delikanlı, bir fır­sat anında veziri ve iki oğlunu öldürüp hesap­sız bir serveti kaçırdı, babasının yerine, hırsız­ların mağarasına yerleşti, âsi oldu.

Padişah hayretle parmağını ısırdı, dedi ki:

 “Bir kimse kötü demirden iyi kılıç çıka­rabilir mi? Soysuz adam terbiye ile insan ol­maz, ey bilge! Tabiatının letafetinde herkes, müttefik iken, yağmur bile bağda lâle bitirir çorak yerde çerçöp.”

 Çorak toprak sümbül bitirmez. Emel to­humunu orada yok etme. Kötülere iyilikte bulunmak, iyilere kötülük etmek gibidir.

 

(Sadi, Gülistan, IV. hikâye s. 26)

 

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 yorum