YAZMAK YAŞAMAK NE OLA Kİ?

18 Temmuz 2013 0 yorum Mehmet Salihoğlu 1329 Görüntüleme

YAZMAK YAŞAMAK NE OLA Kİ? – Mehmet Salihoğlu

Yaşamak, doğada başlıbaşına bir olay, yaratıcı bir oluşumdur hiç kuşkusuz. Canlılara vergi devingen bir durum, üstün bir süreçtir. Doğ­ma, beslenme, büyüme, barınma, üreme denilen oluşumların üstüne kurulmuş bir büyük olay; daha doğrusu olaylar bütünüdür. Öyle ki, bu bütün içinde kavga var, barış var, sevme var, tiksinme var, sevinme, üzülme var; acı, tatlı duyma var; usumuza getirebileceğimiz daha ne ka­dar karşıtlık varsa hepsi var. En başta da, görünen, görünmeyen bir alay devinme var.

Bu saydığım öğeler, genel olarak hayvanlarla, insanların ortak oldu­ğu yaşama ögeleridir. İlk saydıklarımın birkaçı, biçimleri değişik de ol­sa bitkilerin de ortak olduğu ögelerdir. Doğma (tohumdan çıkma), bes­lenme, büyüme, üreme gibi…

H. Bergson, bu çağdaş Fransız düşünürü, dirim olayını üçüzlü bir atılım olarak görür. Ve bunun: Bitkisel uyuşukluk, hayvansal içgüdü, insansı anlaktan (zekâdan) oluştuğunu söyler. Bütün bunlara bir de birtakım seçkin insanlarda, ökelerde rastlanan sezgiyi ekler. Yaşam gerçeğinin de ancak onunla kavranılabileceğini öne sürer. Doğadaki ya­şama atılımı (élan vital) budur işte, demeğe getirir. Yanlıştır denilemez bu yoruma. Ne var ki, dirim olayının, o doğayı doğa yapan, dünyayı değiştireduran yüce varlık olayının ille de bir tanıma sokulması, onu her zaman çepçevre kavramamıza yetmiyor. Gün günden bulunan yeni ger­çekler, ulaşılan yeni doğrular, bilimlerin sanatların, özellikle insanla ilgili olarak ortaya koyduğu yeni bilgiler, veriler, yaşam üstüne, daha başka düşünce ufukları açmakta, oradan gelen yeni ışıklarla bizi daha başka tanımlara da itileyebilmektedir.

Bu böyledir ya, bizim bu denemede değinmek istediğimiz yön o değil! Kişioğlu için yaşamın anlamıdır, değinmek istediğimiz. Bir insan, “oh bugün yaşadım” derken ne anlatmak ister? Daha doğrusu, her insanın yaşamaktan anladığı ne ola ki? Besbelli buradaki yaşamak, hoşlanılan, beğenilen, mutlu olunan bir yaşama biçimini deyimler. Anlatılmak iste­nilen şey, bize: “çok şükür yaşadım” dedirten duygudur. İçimizi mutlu­lukla aydınlatan duygudur.

Montaigne: “Bugünüm yine boş geçti”, diyenlere kızar. “Daha ne ola­caktı, yaşadın ya?” der. Evet yaşadın. Anladığım yanlış değilse, gördün, tattın, kokladın, acıktın, doydun, sevdin, hoşlandın, düşündün demeye getirir. Az şey mi bu? Hele sağlıklı olarak, az şey mi?

Ölebilir, acı çekebilirdik değil mi?.. İlle de bir iş yapmak mı gerekli, yaşadım demek için?.. Bence de değil. Hep iş, hep çalışmak dayanılır şey midir?.. Doğanın, kişioğlunun yarattığı, ortaya koyduğu bunca gü­zellikler çepeçevre bizi kuşatmış dururken, vaktin boş geçtiğini söyle­mek ne demek? Can sıkıntısı ne demek?

Duyan bir yüreği, düşünen bir kafası olan her insan, çalışırken de yaşıyordur; gönençle, mutlulukla doludur, aylakken de!.. Ne var ki, ya­şam koridoru içinde, her insanın, öteki durumlardakine göre daha çok mutlu olduğu bölgeler vardır. Daha bir yaşama bilincine erdiği, sevinç narası attığı, içinde mutluluğun fişek gibi patladığı anlar vardır.

Örneğin bir yazar, bir ozan gibi yazmak; bir bahçıvan için çiçek tarh­ları arasında dolaşarak toprağa tohum ekmek, fide dikmek, kütükleri budamak, böyle bir mutlulukla, yaşama sevinciyle ışıldayan anlardır.

“Yazmak Yaşamak” diyen Oktay Akbal’ı iyi anlıyorum. Yazarken duy­dukları, düşündükleri, yaşadığını söylemesine yetebilecek yoğunlukta­dır da ondan. Yazmak yaşamaktır. Doğru, çünkü gerçeği arama, onu anlama çabasıdır yazmak. Aramak ise, umutla, özleyişle dolu bir eylem olduğu için zevk verir bize, coşku verir, dolayısıyla da mutlu kılar kişi­yi. Hele yazar Oktay Akbal gibi sanatçı da olursa; gençliğinde olsun ozanlıktan gelmiş, ozanlığın örsünde dövülmüş bir kalemi de varsa, ya­zarken yaşamış olmaz de ne yapar?.. Evet, yazmak yaşamaktır sanatçı­lar, yazarlar için. Çünkü onlar, gerek toplumun, gerek doğanın bütün seslerine antenlerini germiş, ya da girgeçlerini (fişlerini) varlığın almacına (prizine) takmış o seçkin, o duyarlıklı kimselerdir ki, sürekli olarak algılanır, dolarlar. Dolunca da, iç gerilimlerle, titreşimlerle yüklenince de, boşalmak gereksinmesi duyarlar. Başka bir deyişle, boşalmaktan alamazlar kendilerini. Onların boşalması ise, yazarak, iyi biçimler kura­rak olur.

Neden boşalmaktan alamazlar kendilerini? Yazarlık aynı zamanda bir sorumluluktur da ondan. Her gerçek yazar, doğru bildiğini söyleye­rek, bir kamburu düzeltmek, bir eksikliği gidermek ister. Bunun için de göze alamayacağı şey yoktur.

Yazar onun için özgür kişidir, özgürlükle silâhlanmış kişidir. O, bu kutsal eylemim sürdürürken, bazı yasak duvarlarına da çarpabilir; hatta o duvarların arkasına atılabilir. Olsun! Bundan çekinmez ki bü­yük ve gerçek yazar. Onun için önemli olan, doğruları söylemek, onla­rın yayılmasına çalışmak ve içini boşaltmaktır. Boşalırken de söyleye­cekleri şeylere en uygun, en yetkin, en vurucu biçimi vermektir kaygı­ları. Ne var ki, o kaygının dişlileri arasında bile o, mutsuz değildir. O kaygı, kendisine: “yaşadım” dedirten güzel duygunun bir soy tuzu, bi­beridir çünkü.

Ozanlar, yazarlar için yazmak, birkaç nedenden ötürü yaşamanın ta kendisidir de zaman zaman. Bir kez, ortaya bir yapıt koymak, bir güzel­lik yaratmaktır yazmak. İstemli bir kendiliğindenliktir. Dipten kayna­yan bir pınarın boşalması gibi bir şeydir. Bir doğa-toplum olayıdır da di­yebilirsiniz ona. Gel gelelim her yazı yazan, kalemi her eline alan da ya­zar demek değildir. Söyleyecek sözü olmayan, düşüncesinde bir takım doğrulara, bir bakış açısına ermemiş olan, hele dil kaygısı, biçim kaygı­sı çekmeyen, bu yüzden de bir deyişe, kendine özgü bir deyiş biçimine varamamış olan kimselere yazar denemez. Yazar olmayanlar için de yazmak yaşamak değil, bir sıkıntı, bir ölüm olsa gerek! Öyle değil mi?

(Gün Işığına Çıktıkça, s. 86-89)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

Sorry, no posts were found.

0 yorum