YAZAR ÖZGÜR OLMALI

18 Temmuz 2013 0 yorum Oktay Akbal 1480 Görüntüleme

YAZAR ÖZGÜR OLMALI – Oktay Akbal

 

Yazar özgür olmalı… Bunu herkes istiyor. Ama nasıl? Bir yazar nasıl özgür olabilir? Mümkün mü böyle bir şey? Önemli olan bu. Çünkü ya­zarın özgür olmasını isteyenlerin pek çoğu gerektiği zaman bu özgürlü­ğü çekinmiyorlar. Demek böyle bir kam çoğu defa önyargıdan ileri git­miyor. Öteden beri sık sık tekrarlanan bu dilek düşsel bir amaç olmak­tan kurtulamıyor. Düşsel amaçlar için savaşmak da ne çare kişiye ver­gi bir özellik. Kişi oğlunun geçmişi, kısacası uygarlık dediğimiz şey de düşsel gibi görünen birtakım duyguların, düşüncelerin gerçekleştiril­mesinden başka nedir? Demek düşsel dediğimiz dilekleri, amaçları bir gün ele geçirmek umuduyla savaşmak kaçınılmaz bir görev.

    Yazar özgür olacak! Olacak ama, olabiliyor mu? Hangi çağda bu du­ruma ulaşabilmiş? Dikkatle incelenecek olursa yazarların tarihin hiçbir çağında, hiçbir ülkede tanı bir özgürlüğe, yaratıcı için gerekli sayılan öz­gürlüğe kavuşamadığını göreceğiz. Eski çağlardan bu yana özgür dü­şünceli yazarlar karşılarında akla, hayale sığmaz çeşit çeşit düşmanlar arasında siyasal iktidarlar, zorbalar, krallar, derebeyleri, hatta liberal anlayışta olduğunu söyleyen değişik rejimler, demokrat olmak iddiasını taşıyan hükümetler, liderler başta gelir. Özgür yazarlar her çağdaş, her– ülkede idareyi elinde tutan iktidar sahiplerince tehlikeli varlıklar olarak kabul edilmişlerdir. Bu pek tabii bir şeydir. Çünkü iktidarlar yerleşmiş kanıların, inançların, düzenlerin değişmesini istemezler. İktidar sahip­leri, halk yığınlarının ufuklarını açan yaratıcı yazarlara, düşünürlere kendi rahatlarını kaçırdıkları için düşman olurlar. Yalnız iktidarlar mı? Geniş halk yığınları da özgür yazarların yetişmesini önlemek, yetişenle­ri ürkütmek, yollarından caydırmak için elinden gelen baskıyı yapmak­tan geri kalmaz. Halk yığınlarını kuran bireyler birtakım yerleşmiş dü­şüncelerin, alışılagelmiş kanıların, ezberlenmiş yargıların çevrelediği bir acunda yaşarlar. Okudukları kitaplar, gördükleri eğitim, aldıkları öğre­nim onları belirli bir kişiliğe, bir anlayış seviyesine getirmiştir. Dünya görüşlerini kökünden yıkacak, inançlarım sarsacak herhangi yeni bir fi­kir, değişik bir görüş huzurlarım kaçırır. Bu yüzden özgür düşünceden korkarlar. Yem akımlara karşı gösterilen şiddetli tepki yem düşüncele­re, yeni duyuşlara karşı beslenilen karşı koyma direnci bu korkunun sonucudur. Alışkanlıkları değiştirmek bir çaba işidir. Kişioğlu ise çaba­dan pek hoşlanmaz. Elde ettiği bilgileri, düşünceleri atıp yemlerini öğ­renmek çoğu kişinin hoşlanmadığı bir durumdur. Yaratıcı sanatçıların, düşünürlerin içinde yaşadıkları toplumlarda, bu toplum hangi uygarlık ölçüsüne ulaşmış olursa olsun karşılaştıkları tepki ve direnç duygusu­nun özünde işte bu çabadan kaçma isteği vardır.

Özgür yaratıcı çeşit çeşit engelle savaşıyor… Bu engelleri yenmesini başaran kimse gerçekten bir yaratıcı olduğunu ispat etmiş sayılır. Yok­sa, daha ilk adımda toplumun baskısı karşısında çekilip sinen, alışıl­mış düzene kendini kaptıranlar yaratıcı olmaktan uzaktır. İçinde yaşa­dığı toplumun beğenisini yenmemiş tek bir yaratıcı yoktur. Kalıcı olma­yı başarmış yaratıcılar hep bu özgürlük savaşından başarıyla çıkanlar­dır. Ta eski Yunan’dan çağdaş topluma kadar yeni bir beğeni, yeni bir görüş, yem bir biçim, yem bir anlayış getiren kişiler hep bu çetin yol­dan geçmişlerdir. Çevresinin direncim yenemeyen tek bir sanat ve dü­şünce eri gerçekten kalıcı bir yapıt ortaya koyamamış, adını daha son­raki kuşaklara bırakamamıştır. Yadsınması mümkün olmayan bir ger­çek, yaratıcıların ancak özgür kaldıkları, kalabildikleri ölçüde amaçla­rına eriştikleridir.

       Evet, her çağda özgür yazarların karşısında dikilen zorluklar sayısız­dır. Zordur bir yazarın tam bir özgürlüğe ulaşması. Çoğu defa da, pek çok yazar için imkân dışıdır. Bugün için de, yarın için de!.. Öyledir ama gerçek yaratıcı kişiliğine sahip olanlar her şeye rağmen bu özgürlüğe ka­vuşmak için didinirler. Ne geniş halk yığınlarının yıkıcı direnci, ne çe­şitli iktidar sahiplerinin, yetkili kişilerin, kurumların ezici baskısı bu özgürlüğü kökünden yok edemez. Yazar için, gerçek yazar için yaratma özgürlüğü her yerde, her çağda, her ülkede, her zaman vardır, olmuş­tur. Bu özgürlük yok edilmez bir cevherdir. En karanlık günlerden en korkulu dönemlerden yarınlara kalan işte bu yitirilmez cevherin bir adı da kişi oğlunun sönmez iç alevidir diyebiliriz. O alev yandıkça özgür ya­ratma alanında yeni yeni yapıtlar yükselecektir. Zoru, imkânsızı, ele ge­çirilmezi, ulaşılmazı gerçekleştiren kişiler hep bu iç alevinden güç alır­lar. Bu alev yandıkça, özgür yaratma isteğini hiç kimse önleyemeyecek­tir. Yazara, yazarlara düşen özgürlüğü her değerin üstünde tutmaktır. Özgürlükle yaratma alevi eştir çünkü… Biri sönünce öteki de yok olur. Bunu bilmeyen yazarlara acımak bile gereksiz. Onlar yollarını kendi el­leriyle seçmişlerdir. Her yazar kendi yapıtından sorumludur. Bizi ilgi­lendirmez böyleleri…

(Konumuz Edebiyat, s. 29-31)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

Sorry, no posts were found.

0 yorum