ÖZGÜRLÜĞÜMÜZÜN SINIRLARI

18 Temmuz 2013 0 yorum Melih Cevdet Anday 1349 Görüntüleme

ÖZGÜRLÜĞÜMÜZÜN SINIRLARI – Melih Cevdet Anday

 

Dilimize doladığımız bir söz oldu “insan hak ve özgürlükleri” sözü. Sık sık kullandığımız bu söz, özellikle siyasal alanda çok geçerli. Mo­dern bir savaşımdır bu, hep var olduğu sanılmasın, Batı’da iki yüzyıllık bir geçmişi var. Bizde daha az, yüz elli yıl kadar bir şey. Yoksa özgür ol­ma isteği insanda yeni mi uyandı? Eylemleri tabularla sınırlandırılmış ilkel toplum insanının yaşamını göz önüne getirdiğimde, özgürlüğe hiç gerekseme duyulmadan yüzyıllar boyu nasıl edildiğini kuşku ile düşün­mekten kendimi alamıyorum. Evet, kuşku ile… Eğer doğamızın buyru­ğu değilse, bu özgür olma isteği nerden doğdu? Bu sorunun yanıtını bi­lir gibiyiz! Batı Avrupa’da yeni palazlanan tüccar sınıfı, malını içinde bulunduğu senyörlüğün dışında da, diyesim (yani) bütün yurtta sat­mak istedi, ekonomik çıkarı bunu gerektiriyordu çünkü; böylece de de­rebeylik rejimine başkaldırmış oldu. Bakın burada özgürlük idesinin va­tan, millet kavramları ile birlikte doğduğunu görüyoruz… Peki yetinelim mi bu bilgi ile? Sorunlar birbirini kovalıyor: Kent ekonomisinden yurt ekonomisine geçişin nedeni ne idi?

Bunlar bizi bugünkü konumuzun uzağına düşürebilir. Burada şuncasını deyivermekle yetinelim: Yukarıdaki örnekte gördüğümüz özgür­lük, toplumsal özgürlük kavramı içine sokulabilir. Ya kişi özgürlüğü? Öyle bir özgürlük de yok mu? Başka bir deyişle, o tür bir özgürlüğü ay­rı olarak ele alamaz mıyız?

Ancak burada, unutmadan söyleyelim ki, toplumdan bağımsız bir in­san tasavvuruna gidilecek değildir.

Geçen haftaki gazetemizin gençlerle ilgili röportaj dizisinde (Sayın Dr. Erdal Atabek’in hazırladığı dizi) bir genç şöyle diyordu: “Bugünün genci kendi kimliğini kendi gelişiminde arıyor.” Buradaki kimlik sözcüğü ke­sinlikle özgürlük kavramı ile ilişkilidir. Neyi yapabilecek, neyi yapamaya­cak! Bir özgürlük araştırmasıdır bu. Demek verilmiş değil, bulunacak.

Bu tür düşünceler, beni, ister istemez doğum olayına götürüyor. Öz­gür doğup doğmadığımız sorununa gelmek istiyorum. Kimsenin karşı gelemeyeceğine inandığım şu gerçekle başlayayım söyleyeceklerime: Dünyaya gelmemiz, bizim istememize bağlı değil: ana bananın isteğin­den ötürü ya da rastlantı ile geliyoruz. Bunu, özgürlüğümüze daha baş­tan konmuş bir engel sayamaz mıyız?

Ama bununla bitmiyor ki! Doğumumuzda nice kalıt (hastalık, yete­nek) taşımaktayız, onların etkisini de yok etme gücü yok elimizde. Sa­çımızın, gözümüzün rengini biz seçmiyoruz. İngiltere Kralı III. Richard, anasından dişli, kambur ve çolak doğmuştu: bu durum onun yaşamını etkilemesin olur mu? Artık Mozart’ın kulağından söz açmak istemiyo­rum, laf uzar.

DNA’larımızın taşıdığı buyrukları da buna ekleyelim mi?

Bakalım bize özgürlük alanı olarak sonunda ne kalacak!

Aile terbiyesine, ailemizin eğitim konusundaki gelenek ve olanakları­na elbette boş veremeyiz. Yeteneklerimizin gelişip gelişmeyeceği, sanı­rım, büyük ölçüde buna bağlıdır. Devletin eğitim alanında eşitliği sağ­lama çabalarına önem vermeye başlamaları bir haksızlığı önleme dene­nine bağlanabilir. Ama bu alandaki başarı oranı nedir, tam olarak bil­miyoruz. Zengin aile çocukları ile yoksul aile çocukları arasındaki yetiş­me yarışının eşitlik içinde geçtiğini söyleyemeyiz.

Şimdi karşımıza bir de bu çıktı. Yoksa özgürlük idesi eşitliğin, top­lumsal adaletin ürün olmasın? Bakalım, geleceğiz. Bu konudaki çeşitli görüşlere de bir göz atmamız gerekecek.

1988 yılında basılmış Uludağ Konuşmaları adlı bir kitap var elimde, Türkiye Felsefe Kurumu baskısı. Bu kitabın yazarı değerli felsefecimiz İonna Kuçuradi, önsözde şöyle diyor:

“Sizlere, felsefenin hangi alanında olursa olsun, küçük-büyük ama özgün bir katkı yapan ya da özgün bir inceleme olan Türkçe yazılmış ça­lışmalar sunmak istiyoruz.”

Ne sevindirici bir istek!

Bu küçük kitabın içerdiği konular şunlar:

Özgürlük ve Kavramları

Ahlak ve Kavramları

Kültür ve Kavramları

Bunların ilkinde felsefî bir kavram olarak özgürlük konusu ele alın­maktadır. Şöyle başlıyor Sayın Kuçuradi bu bölüme: “İnsanların en çok özlediği şeylerden biridir özgürlük”. Arkasından bir soru geliyor: “Özle­nen nedir?” Öyle ya, sakın ne olduğunu bilmeden özlemiş olmayalım öz­gürlüğü? Hiç aşka tutulmadan âşık olmak isteyenler vardır. Fakat ko­numuzu yürütmeye başlamadan şunu söyleyeyim ki, eşitlik özlemi, öz­gürlük özleminden önce başlamıştır.

Sayın Kuçuradi’den öğrendiğimize göre kimi filozof “İnsan özgürdür” ya da “istenmesi özgürdür” demiş, kimi “özgür değildir”, kimi de “insan özgürleşebilen bir varlıktır” demiş.

Böyledir felsefe, çeşitli görüşlerle karşılaşırsınız. Sayın Kuçuradi de özgürlüğü bir kavram olarak inceliyor ve başta David Hume’un (18. yüz­yıl) şu görüşüne yer veriyor:

“Özgürlük, isteme’nin belirlemelerine göre eylemde bulunma ya da bulunmama gücüdür: özgürlükten isteme belirlenmeden eylemde bu­lunmayı -nedensiz eylemde bulunmayı ya da bir şey istemeden, rasgele eylemde bulunmayı- anlarsak, o zaman özgürlük yoktur denebilir.”

Demek özgürlük istemeden önce kendimize soracağız: Ben neyi söy­lemek istiyorum da söyleyemiyorum, ne yapmak istiyorum da yapamı­yorum?

Ah, insanın istekleri çok değildir ve bunlardan çoğunun da özgürlük­le bir ilişkisi yoktur. Çıkarlarımız için özgürlük istersek haklı olmayız. Kant şöyle demiş:

“Öyle hareket et ki, eylemde bulunurken, her defasında, kendine ve başkasına sırf araç olarak değil, aynı zamanda amaç olarak da muame­le edebilesin.”

Şunu eklemiş Sayın Kuçuradi:

“Kant’a göre özgürlük, eylemde bulunurken bunu ‘istemek’tir; böyle eylemde bulunmayı istemektir. Eylemlerimizin değil, istemelerimizin bir özelliğidir özgürlük.” (altını ben çizdim M.C.A.)

Özgürlük, insan aklının yarattığı bir düşündür Kant’a göre.

İşte bu görüş Jean-Paul Sartre’da sanki zorunlu bir yaratıcılık duru­muna gelir; ona göre, insan özgür olmaya mahkûmdur. Çünkü insanın varoluşunu önceden belirleyen hiçbir şey yoktur, bu bakımdan da, öz­gürlük (eylem) ona gereklidir. Başka bir deyişle, özgürlük kendimizi var etmemiz için gereklidir bize.

“İnsanın önce var olması, sonra da -seçip yaptıklarıyla- olduğu insan olması, özgür olması demektir.”

Böylece kişi, kendi kendini seçer.

“İnsanın özgür olduğunu bilen kişi özgürdür demektir.”

Demek özgür olabilmek için kendi kendimizi seçmemiz, sonra da bu­nu eylemlerimizle göstermemiz gerekiyor. Bu seçim, dünyanın en güç işlerinden biridir ve insana büyük sorumluluk yükler. Böyle olunca da, düşünüyorum ki, özgürlük istemek, çok zahmetli, bizden büyük çaba bekleyen bir şeydir. Özgürlüğü başkasından beklemekle, bunu kendi­mizin yaratması arasında büyük ayrım vardır.

1991

(Geleceği Yaşamak, s. 328-331)

 

 

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

Sorry, no posts were found.

0 yorum