NİÇİN YAZIYORUM?

18 Temmuz 2013 0 yorum Fakir Baykurt 1541 Görüntüleme

NİÇİN YAZIYORUM? – Fakir Baykurt

 

Daha önce de birkaç kez yanıtladım bu soruyu.

On dört yaşındayken şiirle başladığım yazma işini kırk yıldır sürdü­rüyorum. Yayımladığım kitaplar otuzu aştı. Bir o kadar da basılmayı bekleyen var. Bunca yıldır hem öğretmenlik yapıyor, hem yazıyorum durmadan; acaba niçin?

Yanıt bir yanıyla açık, bir yanıyla biraz karmaşık.

Pek çokları gibi hevesle başladım ben de. Belki kolay sandım. Ünlen­mek istedim belki. Biraz daha açık olayım, belki değil kuşkusuz ünlenmek istedim. Herkes adımı bilsin, yüzümü tanısın, yoldan geçerken yanımdakine göstersin istedim. Şiir yazıyordum: “Şair geçiyor!” desin istedim.

Kaç yıl sürdü bu? Yazdıklarımı on yıl süreyle durmadan yayımladım. Köy Enstitüsünde öğrenciydim. Orda sadece ders yapmıyor, iş de yapı­yorduk. Bir kitaplığımız vardı. Boş vaktimizi yurt ve dünya yazınından yapıtlar okuyarak, aynı zamanda yazarak değerlendirmeye özendirili­yorduk. Köy Enstitüleri Türkiye’nin gördüğü en iyi eğitim kumullarıydı. Gericilerle çıkarcılar birleşip kapattı. Okudukça anladım, sadece bir he­ves uğruna, yada sadece ünlü olmak için yazılmaz; köy görgüsüne. Köy Enstitüsü eğitimine göre ün için çabalamak ayıptır. Tavuk gibi bir yu­murta yumurtlayıp kırk kez gıdaklamak olmaz. Ad delisi, ün delisi ol­mak hoş görülmez.

Okumak insanı değiştiriyor. Kitaplar göz açıyor. Ben de okudukça dünyada ardına düşülecek değerli amaçlar olduğunu sezdim. Köy gezi­leri de yapıyordum. Halkın durumu özellikle köylerde kötüydü. Köyde yaşam çağ gerisiydi. Yoksulluk, gerilik büyüktü. Aydınlar üzerindeki baskı ağırdı. Ama yoksullar üzerindeki baskı daha ağırdı. Uslu uslu oturmak olmaz, insan buna yazarak karşı çıkmalıydı. Çığlık atmalı, haksız düzeni protesto etmeliydi. Biliyordum böyle şairler, yazarlar he­men mimlenir. Nitekim ben de mimlendim. Yılmak olmazdı. Ne pahası­na olursa olsun safımı seçmeli, kalemimle savaşıma katılmalıydım.

Köy öğretmeniyken kaç kez dikkatim çekildi, evim arandı: Savcılığa, sorgu yargıçlığına gidip anlatım verdim. Ankara’daki Gazi Eğitim Enstitüsü’ne gidince bu dosyalar ardımdan geldi. Köy Enstitüsünü zor bitir­miştim, Eğitim Enstitüsünü daha zor bitirdim. Öğretmenliğim tedirgin­lik içinde geçti. Kaç kez bakanlık buyruğuna alındım, sürüldüm, işsiz bırakıldım. Kaç kez tutuklanıp cezaevine konuldum.

Niçin yazdığımı kendi kendime sormuyorum artık. Biliyorum niçin, kimler için yazdığımı. Daha Köy Enstitüsünün ileri sınıflarında biliyor­dum bunu; okuyarak, gezip görerek, düşünerek kavradım.

Öyle insanlar vardı, konuşamıyor, yazamıyordu. Halkımızın dilsizler­den ayırdı yoktu. Anadolu’yu batıdan doğuya dolduran kadınların %90’ı okur yazar bile değildi. Dilsizlerin dili olmak diye bir yolu benimsedim. Bu insanlar aynı zamanda acı çekiyor, haksızlık görüyor, kıyım yaşıyor. Gezip dolaştığım ya da yaşadığım yerlerde bunlara tanık oluyordum, öy­le durumlar vardı, ben yazmazsam kimse yazmayacak. Hepsi boşa gide­cek. “Bu nasıl olur?” diye soruyordum. Hiçbir çile, hiçbir acı boşa gitme­sin, buna karşı verilen savaşım boşa gitmesin diyordum. Her şey bilin­sin, hem de bir yerlerde kalsın istiyordum. En azından şehirlerde aydın­lar, okumuşlar, yetkili yetkisiz yurttaşlar, halktan yana olanlar bilsin, bilenlerin sayısı artsın, haksızlıklar üstüne çoğulca gidelim istiyordum. Haksızlıklar sadece içerde bilinmekle kalmasın, dışarda Afrika’da, Çin’de, hattâ kutuplarda bilinsin; yoksa ezilmeyi alt edemeyiz diyordum.

Bu tutumumdan ötürü cezaevlerine düştüm. Mahkemeler en baskı­cı dönemlerde bile bana ceza veremedi. Kendimi savunup aklandım. Ce­zaevlerinde haksız yere yatırıldım. Bundan yüksünmedim, ama ceza­evinde yazmak zordu. Gene de yolunu bulup yazdım. Hiçbir zaman meslekten (profesyonel) yazar olmadım. Karnımı öğretmenlikten doyur­dum, ailemi bu yoldan geçindirdim. Gene de durmadan yazmam gerek­tiğine inandım. Yaşar halde kaldıkça hep yazmam gerektiğine inandım. Yazdıklarım belki pek ahım şahım olmadı, en başta kendim kendimin yüz eksiğimi bulurum. Bu yüzden yazdıklarımı sürekli düzelttim. Bun­lar ben yazmazsam yazılmayacak gariban insanların yazılarıydı. Gücüm daha az kusursuzunu yazmaya yetmese de yazdım. Bana öyle gelir ki, ben sadece ölünce, elim kalem tutmaz olunca yazmaktan kalırım, bunu sık sık duyumsadım.

Niçin yazdığımı daha iyi anlatabilmek için, niçin yazmadığımı söyle­meliyim. Ün için yazmadım örneğin, ün yazdıkça geldi. Para için yazma­dım. para da geldi az çok. Ama ikisinin de ardına düşmedim. Ünlenin­ce gazete yazarlığına, politikacılığa çağrıldım. Mecliste, senatoda, bü­rokrasinin üst katlarında yer almam istendi, hepsine hayır dedim.

Yazarlıktan hak ettiğim paraları kârlı işlere yatırmam istendi, hayır dedim. Bunlarla uğraşmadım. Geçinmek için para getirecek yazılar, ki­taplar yazmak zorunda kalırım kaygısıyla öğretmenlikten kopmadım. Koparıldığını zaman onu yapmayı sürdürmenin yolunu aradım. İçerde bulamadım, dışarda buldum.

Yurtta, yurt dışında sekiz ödül kazandım. Yapıtlarım yabancı dillere çevrildi. Bunların üstünde durmadım. Ünümü yitirmeye başladığım za­man tasalanmadım. Yazdıklarımın bir önemi varsa bunların bugün de­ğilse yarın okunacağına inandım. O yüzden çok yazdım, kitaplarım bi­rikti. Yazmayı hâlâ sürdürüyorum.

Okurlarımla yazınsal söyleşiler yaparken önüme değişik düşüncede kimseler çıkıyor: “Siz bir amaç uğruna yazıyorsunuz öyle mi? Yani sa­nat kaygısıyle yazmıyorsunuz?!” Kimi zaman 180 derece yanlış anlaşılı­yor: Bana öyle gelir ki, yurdumuzda sanat kaygısı benimkinden yüksek yazar yoktur. Elbet “sanat için sanat” değil, ama benim çabalarım aynı zamanda sanat içindir. Sanatı ben bir amaca doğrultmuşum, onu hal­kımın yükselmesi amacına bağlamışım. Gene yanlış anlaşılıyor: “Öyley­se sen toplum için yazıyorsun, birey için yazmıyorsun, birey seni ilgilen­dirmiyor?” Şu bendeki özgüvene bakınız: Birey kaygısı benimki kadar yüksek yazar da yoktur.

Bizim toplum ne yazık kulaktan geçiniyor. Çok yerde okurlar, kitap­larda bin kez yanıtlanmış sorulara dönüp dönüp yanıt istiyor. “Kimi ya­zarlar kendim için yazıyorum diyor. Peki sen kendin için yazmıyor mu­sun?” İnançlarımı, ilkelerimi açık seçik belirttim. Halkım ve ilkelerim için yazmak aynı zamanda kendim için yazmak sayılmaz mı? Kendime aykırı olacaksam niçin yazarım, daha doğrusu nasıl yazabilirim? Ben insanların, toplumun, halkın tanık olduğum acılarını yazmasam çatla­rım. Yazarak çatlamaktan kurtuluyorum. Bu nedenle yazdıklarım aynı zamanda kendim için yazmak oluyor.

Demiştim, sorunun yanıtı bir yanıyla açık, bir yanıyla karmaşık. Açık seçik anlatabildim mi bilmem?

                                                            1990 (Benli Yazılar, s. 107-110)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

Sorry, no posts were found.

0 yorum