MAVİ VE KARA

18 Temmuz 2013 0 yorum Sabahattin Eyüboğlu 1533 Görüntüleme

MAVİ VE KARA –  Sabahattin Eyuboğlu

Maviyle sanat, karayla para demek istemiyorum. Neden derseniz, acımtrak olacağım önceden bildiğim bu yazının adında olsun biraz renk olması hoşuma gidiyor. Her rengin kendine göre bir güzelliği vardır: Kır­mızının. sarının, yeşilin her birine ayrı bir destan yazılabilir. Her üç renk nice nice şair ve ressamlarda insan düşüncesini coşturan anlam­lar kazanmış. Kırmızıya ölke, sarıya dert, yeşile umut koyagelmiş insa­noğlu. Her rengin bir başka tadı, yerine göre bir başka derinliği olabilir: Ama her yaşayamn iliklerine işleyen, ölüm karasına, kasvet karasına bire bir gelen renk mavidir. Karanlığı asıl yenen mavidir, güneş değil! Güneş çekilip gittikten sonra bile mavi sabahlara kadar cançekişir ka­ranlıkla. En güzel gecelerin bile rengi mavidir. Laf bütün bunlar, bun­dan sonra söyleyeceklerim de laf ama derdimi anlatamazsam bir mavi olsun kalsın aklınızda, sanatın da kendisi mavi.

Şu son yıllarda kara maviyi, yani para sanatı bulandırıyor gibi geli­yor bana. Belki hep böyleydi de ben şimdi farkına varıyorum: Olabilir. Saflığıma verin. İster eski gerçek olsun, ister yeni gerçek: Paranın sana­tı yenmesinden daha acı bir şey düşünemiyorum insanlık için. Birçok sanatçılar tanımadık mı hep? Pazarları, para kayguları olmadığı zaman, zamanlarını ve kendilerini aşıyor, pir aşkına geceyi gündüze çeviriyor­lardı. Sanatları para getirmeye başlar başlamaz değişiverdiler: Sanatı bakkallara inat seçmişken bir çeşit bakkal oluverdiler: içlerindeki ma­viyi haraç mezat sattılar. Belki rahat ettiler: ama para para, kurum ku­rum kuruttu hepsini. Bir adları kaldı, sanatçı.

Sanatçı hep züğürt mü kalmalı demek istemiyorum. Yoo. En çok onun kazanmasını isterim. Elimde olsa ciğeri beş para etmeyen nice zenginlerin parasını ona verirdim; ama onun para peşine düşmesine ra­zı değilim. O zaman sanatçı, mavi yaratıcı olmaktan çıkıyor da onun için, o zaman üstelik yetişebilecek sanatçıların hakkını yiyor da onun için. Sanatçısını parasız bırakan bir toplumun utanması gerekir; ama sanatçı, gerek yaratıcı olmaktan çıkmış birinin de sanat adına para ka­zanmaktan utanması gerekmez mi? Dünyamızı dolduran bayağılıkların çoğu parayı seçmiş sanatçıların yüz karasıdır. Halkın bayağılıktan hoş­landığını söyleyen de onlardır her zaman. Örnek her sanatta tümen tü­men: ama çok para getiren sinemada başka türlüsü binde bir.

İyi ama, diyeceksiniz, sanatçının iyisini, kötüsünü, yaratıcısını, kısı­rını nasıl ayırdetmeli? İşte bu zor iş gerçekten, dünyanın en zor işi bel­ki de. Öyle olmasa bu kadar karışmazdı zaten birbirine. İyisi çok defa acıdan ölüp, kötüsü onun sırtından geçinmezdi. Paris gibi uyanık bir sanat çevresinde bile kimse önleyemiyor kötülerin yüze çıkmasını. Yal­nız halk, zamanla, haklarından gelebiliyor. Akademiler, jüriler, priler, tenkitçiler hepsi aldanabiliyor. Durmadan gelişen, gelişmesi gereken sanat her yerde, her zaman ölçüleri aşarak, şaşırtacak, yanıltacak, bu­nun çaresi yok. Yok ama her şeyin de bir derecesi var. En iyiyi bulmak­ta aldansak, geciksek bile, sanatı göz göre göre sömürmeleri olsun ta­nıyamaz, tanıtamaz mıyız? Bütün ölçüler değişir, değişmelidir; ama. ca­nım, ölçüler üstünde kalan, insandan insana pek değişmeyen bazı de­ğerler de var. Hakkından fazlasını zorla, yalan dolanla almayı hangi in­sanlık değeriyle uzlaştırabilirsiniz?

Bir insanın içinde para kaygusuyla sanatın uzlaşacağına inanmıyo­rum. Sanat hiçbir ortak kabul etmeyecek kadar kıskanç bir sevgilidir. Küçük hesapların da en büyük düşmanıdır. Önce para kazanayım, son­ra sanat yaparım diyen sanatçıların nasıl kuruduğunu görmüşsünüz- dür. Buna karşılık ekmek paralarını bile sanatlarına harcayanlar so­nunda para da kazanmışlardır. Bu iki kaygu biraraya gelmiyorsa kaba­hat kimin? Orası ayrı mesele ama gelmediği ortada.

Sanatçının bir evliya olmasını, dünyadan elini eteğim çekip güzellik yaratmanın mutluluğuyla yetinmesini mi istiyorum? Hayır; dünyamızın en çok onun dünyası olmasını istiyorum, ama sanatçı kalması, insanlı­ğın en temiz sesi olması şartıyla. Zaten, önünde sonunda hayatımıza, duygularımıza biçim veren sanatçı olmuyor mu? Dünyayı sevmesini, sevdiğinizle konuşmasını bile o öğretmiyor mu bize? Onu paranın kul­luğundan kurtarmak hepimizin boynunun borcudur. Öyledir, ama biz onu kurtarmaya çalışırken, o bu kulluktan hoşlanmaya başlarsa? O za­man ara da bul maviyi! Hiçbir şey vermez mi olur paranın kulu olmuş sanatçı? Verir, kolayına kaçtığı için daha da bol verir; ama ne? Kirli bir mavi, olmasa da olur bir mavi.

Parasız, hiçbir şey yapılmaz oldu, biliyorum. İdeal, ülkü, mefkûre apartman adı olmaya başlayalı gençliğin gözünden düştü, biliyorum. Para düşünmeden sanat ve bilim derdine düşen enayi sayılıyor ya da kuşku uyandırıyor, biliyorum. Bağımsızlığı herkesten çok gerekseyen sanatçı geçinmek, çoluğunu çocuğunu geçindirmek zorundadır, biliyo­rum. Kazandıkları paraya layık olmayan insanlar arasında yaşayan bir sanatçıya paraya boş ver demek gülünçtür, biliyorum. Ama bütün bu gerçeklere inat, sanatı paranın, maviyi karanın üstüne çıkaranlar var ya? Binde bir de olsun var ya? İşte onlar sanatçı: Üst tarafı manatçı? Çok mu sert oldu bu yargı? Yumuşatalım biraz: Bütün manatçıların sa­natçı olduğu zamanlar vardır. Aynı şeyi bir başka türlü söyleyelim: Her insanın Tanrı olduğu anlar vardır.

1958

(Mavi ve Kara. s. 96-98)

 

 

 

 

 

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

Sorry, no posts were found.

0 yorum