DÜŞÜNÜYORUM ÖYLEYSE VURUN

18 Temmuz 2013 0 yorum İlhan Selçuk 1767 Görüntüleme

DÜŞÜNÜYORUM ÖYLEYSE VURUN – İlhan Selçuk

 

Makedonya Kralı Filipos, oğlu İskender’in ne akıllı bir kişi olacağını ilk ne zaman sezmiş?

Bir at varmış, öylesine azılıymış ki, kimse sırtına binemiyormuş. Hayvan, bütün binicilerini üstünden atıp benzetmiş; kiminin kafasını, kiminin çenesini, kiminin kolunu, kiminin bacağını kırmış. Hani şu Amerikan filmlerinde rodeo denilen zanaatın ustalarını izliyoruz ya: on­lara benzer ne kadar Makedonya kovboyu varsa azgın atı bir kez dene­yip derslerini almışlar; toprağı öpmüşler.

İskender, atla binicilerini izlerken görmüş ki, hayvan gölgesinden ürktüğü için azıyor. Bunun üzerine atın sırtına atlayıp güneşe doğru sürmüş.

Arkaya düşen gölgesini görmediğinden ürkmemiş beygir, durulmuş, İskender’in buyruğuna girmiş; herkes bu işe şaşıp kalmış.

Kral Filipos düşünmüş:

– Benim ne akıllı bir oğlum var, demiş, ünlü bilgeleri öğretmen ola­rak görevlendirip kendisine iyi bir eğitim vereyim.

O çağın en ünlü bilgesi Aristoteles olduğundan Kral Filipos’un emriy­le İskender’i yetiştirmeye çalışmış. İskender büyük yeteneklerini geliş­tirmiş; ama “cihangirlik” tutkularına saplanmış: dünyayı avucunun içi­ne almaya çalışmış: ordusunu ardına takmış, gidebildiğince gitmiş; önüne kim çıkarsa ezmiş geçmiş.

*

Çoğu zaman (yalnız at değil) insanoğlu da kendi gölgesinden korkup azgınlaşır.

Böyle durumlarda en iyisi sanırım yüzünü güneşe karşı dönmektir. Çünkü kendi gölgesinden korkan adam, güneşe, bir başka deyişle ay­dınlığa, (daha başka bir deyişle gerçeğe) sırtını dönen kimsedir.

Ürküp azgınlaşması da bundandır.

*

Aristoteles’in İskender’i olgun bir insan olarak yetiştirebildiği kanı­sında değilim.

Büyük İskender yaman bir savaşçı, ünlü bir “cihangir” olabilir. Lise­nin ilk sınıf edebiyat kitabında Aristoteles ile İskender’e ilişkin söylene­cekleri okumuştuk. Anımsadığıma göre savaş meydanında yatan ölüler arasında dolaşan İskender, hocasına sorar:

–  Aristo bu nedir?

Bilge cevap verir:

–  Zafer veya hiç!..

Okul kitaplarında Cengiz Han’dan Attila’ya, İskender’den Sezar’a de­ğin nice “cihangir’’in neden ordularının başına geçip yen yuvarlağını ele geçirmeye çalıştıkları anlatılmaz, ama insan okuldan ayrıldıktan sonra merak edip kendisine sorabilir:

Bu adamlar, niçin koskoca ordularla ülkeden ülkeye dolaşıp dünya­yı ele geçirmeye çabalamışlar?

Bu sorunun yanıtını kurcaladıkça kişioğlu bilinçlenir: Her bir sava­şın ardında hangi nedenin yattığını öğrenip anlar; savaşçılığın iyi bir şey olmadığını algılar, ama iş işten geçmiş olur.

Eflatun demiş ki:

Ancak krallar filozof, ya da filozoflar kral olursa devletler mutlu ola­bilir.

Günümüz koşullarında pek akıllıca sayılmasa da, insanı düşünmeye yönelten bir yanı vardır bu sözün; çünkü devlet yönetiminde düşünce­nin, fikrin mantığın ağır basmasını istiyor Eflatun.

Oysa tarih boyunca devlet yönetimlerinde mantığın pek az payı ol­muştur.

Descartes’in ünlü özdeyişini anımsayın:

Düşünüyorum, öyleyse varım.

Bu özdeyiş çoğu yerde şöyle anlaşılmış:

Düşünüyorum, öyleyse vurun.

Çağımızda fikir özgürlüğüne karşı çıkanlar da böyle davranmıyorlar: mı?

(Düşünüyorum Öyleyse Vurun!., s. 5-7)

 

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

Sorry, no posts were found.

0 yorum