Şair ve hayvansever: Ahmet Haşim

27 Nisan 2013 0 yorum Fecr-i ÂtÎ Edebiyatı 2150 Görüntüleme

Ahmet Haşim ile ilgili Beşir Ayvazoğlu’nun 2000 yılında Aksiyon dergisinde çıkan yazısı Haşim’in bilinmeyen yönlerini ortaya koyması açısından ilgi çekicidir:

Samsun’da köpekleri kesip biçerek kalplerini inceleyen kaçık ilkokul hademesiyle ilgili haberleri okurken Ahmet Haşim’in “Kediler mezbahasında” başlıklı yazısını hatırladım.

Boğaziçi sırtlarında kurulmuş bir yabancı kız okulunda şahit oldukları karşısında duyduğu üzüntü ve tepkiyi anlatan yufka yürekli şair, gencecik kızların laboratuvarda deney yapmak için kedileri, köpekleri, tavşanları vb. canlı canlı kesip biçtiklerini görüp bu işi zerre kadar acı duymadan, çok tabii bir işmiş gibi yaptıklarını öğrenince hayret ve dehşet içinde kalmıştır. Vivisection’un, yani canlı hayvan üzerinde teşrihin feci bir şey olduğunu, üstelik bu türden deneyler aleyhinde ilim ve fen adamları tarafından yazılmış ciltler dolusu yazı bulunduğunu belirttikten sonra, bunun bir cellat oyunu olduğunu söyleyen Haşim, “Kestiğiniz hayvanların kanları karşısında kalbiniz hiç acı duymuyor mu?” diye sorar.

Ahmet Haşim “Hayvanlara işkence” başlıklı yazısında da Yüksekkaldırım’da küçük bir tekne ve kirli bir su içinde halka parayla gösterilen fok balığının sahiplerine karşı dâvâ açan Himâye—i Hayvanat Cemiyeti’ni alkışlamıştır. Hiçbir zaman etyemezlik iddiası taşımamış olmakla beraber, yazılarından yola çıkarak hüküm vermek gerekirse etle beslenme konusunda tereddütleri ve endişeleri vardır; “Hayvan intikamı” başlıklı yazısında anlattığına göre, birgün tabiiyatçı bir dostuna şöyle bir soru sorar: “Her gün binlercesi katledilen masum hayvanların intikamını kim alacak?” Dostu, kesip kesip mideye indirdiğimiz o masumların intikamlarını bizzat aldıklarını ve bizi yavaş yavaş öldürdüklerini söyler. Aslında hastalıklarımızın birçoğu onların intikamıdır; hatta hayvan eti yiyen insanlara zamanla onların budalalığı, tembelliği, hunharlığı, saldırganlığı vb. bulaşır. “Doğuşta iyi olan insanı gâh katil, gâh hırsız, gâh serseri yapan, hayvan etinin mide yolile müthiş intikamıdır”.

Göl Saatleri’ni ve Piyâle’sini okurken kendimizi bir kuş cennetinde hissettiğimiz Haşim, edebiyat tarihimizin belki de tek ciddî hayvanseveridir. İlgisi ve şefkati haşerâta kadar uzanır. Mesela “Müthiş bir böcek” başlıklı yazısında, tahtakurusunun akıl almaz cesaretinden övgüyle söz etmiştir. Bir gece uykusunun derin bir yerinde keskin bir ısırışla fırlayıp elektrik düğmesini çevirince görür ki, doymuş bir tahtakurusu aptal aptal kaçmaya çalışıyor. Küçük haşereye dokunmaz, “çetin talii ve müthiş cesareti hakkında hayretle düşünceye” dalar. Bu cesur ve o ölçüde savunmasız haşereyi öldürmemesi, muhtemelen diğer canlılar hakkında savunduğu düşüncelerle ilgilidir. Ama bazan haşereler onun da sabrını taşıracak muzırlıklar etmekten geri durmazlar. Frankfurt’a giderken, kompartımanda uçuşan on on beş sinekten biri, öğle yemeğinden sonra biraz kestirmek için uzanan Haşim’i gözüne kestirir ve etine yapışır. Sineğin kendiliğinden defolacağını umarak sabırla beklemeye başlayan zavallı şair, “Ne gezer!” diyor. “İğrenç böcek, düşüncemi anlamış ve sinirlerimin tahammül kabiliyetini ölçmek istiyormuş gibi, gitmek şöyle dursun, bilâkis yarım harap ettiği âsâbımı son haddine kadar aşındırmak için konduğu yerde daha derin yerleşerek, ıslak hortumu ve soğuk bacaklarıyla derimin üzerinde ağır ağır, küçük küçük ürpertici daireler çizmeğe koyuldu”. Bu müthiş işkenceye daha fazla dayanamayan şair birden iradesini kaybederek yerinden fırlayıp var gücüyle havayı tokatlarsa da, nafile! Gerisini kendisinden dinleyelim:

“O andan itibaren sinekle aramda baş döndürücü bir inat kavgası başladı: Ben çabaladıkça, o bir an için havalanıyor ve elimin hareket kavsi bitince, sanki gülerek süzüle süzüle aynı yere gelip konuyor ve etimin üzerinde başladığı işkenceye rahatça devam ediyordu. Başım dönmeğe başladı, çıldırmış gibi yerimden fırladım ve kompartımanımı muzaffer sineğe terkederek kendimi koridorlara atmaktan başka bir kurtuluş çaresi bulamadım”.

Haşim, “Sinek” başlığını taşıyan bu yazısında aslında kendisine ikide bir sataşan muarızlarını zekice hicvetmiş, Frankfurt’a sadece tedavi maksadıyla değil, aynı zamanda küçümsediği muarızlarının inatçı saldırılarından kurtulmak için gittiğini anlatmak istemiştir.

Frankfurt Seyahatnamesi’nde yer alan “Sincaplar, kuşlar vesaire” başlıklı yazısında, Ahmet Haşim’in hayvan sevgisinin çocukluk yıllarından kalma olduğunu öğreniyoruz. İlk çocukluğunu, çocuklara hediye olarak oyuncak yerine ayı yavrusu, karaca, sansar, tilki veya sincapların getirildiği dağlık, yabani bir memlekette yaşadığını, bunun için hayvanları çok sevdiğini, tilkilerini üst kattaki sandık odasında, dolapların arkasında sakladıklarını, bahçede büyük bir ağacın gölgesinde esir bir kartalın geniş kanatlarını gererek pençelerini tutan zinciri şıngırdata şıngırdata gezindiğini, bir ayının homurdanarak bahçenin yüksek duvarları üzerinde dolaştığını ve kurşun hızıyla uzaklara taş attığını, kurnaz ve çevik sincapları ellerinde fazla tutamadıklarını, boyunlarına geçirilen parlak çıngıraklı kırmızı tasmalarıyla ellerinden kaçıp büyük çitlenbik ağacının gür yaprakları arasında kaybolduklarını ve bahçedeki ağaçlardan günlerce esrârengiz çıngırak seslerinin duyulduğunu anlatır. Sonraki yıllarda hayvan besleyip beslemediği konusunda pek fazla bilgimiz yok. Sadece Ahmet Hamdi Tanpınar onun kedisinden ve yavrularından kısaca söz etmiştir:

“Hemen her gidişte günün yeni bir vak’asile karşılaşırdık. Haşim kendine kızar, birkaç çocuğile beraber onu kovar. O gün matrud kedinin bütün huysuzluklarını dinlerdiniz. Ertesi gün aynı kediyi ayaklarınıza sürünür görünce izahat verirdi: ‘Barıştık’. İki gün sonra vak’a hizmetcisiyle tekrarlanırdı. Hayvanları çok sever ve onlara kıyamazdı. ‘Evime canlı giren tavuk, kendi kendine ölmeğe mahkumdur’ derdi ve sonra bir tavuk için bu kendi kendine ölmeği pek hazin bulmuş olacak ki ‘Bîçâre’ diye acırdı”.

Bu nottan yola çıkarak Haşim’in yalnızlığını kedilerle paylaşan bir kedisever olduğu sonucuna varılabilir. Nitekim “Kedi” başlıklı yazısında “insandan kaçan muhabbetin ilticagâhı ancak hâlis hayvan olabilir. Onun için kedi muhabbetinin bir mânâsı vardır” der. Köpek, Haşim’e göre, mütereddi, kedi ise hiçbir terbiyenin seciyesini bozmayı başaramadığı “hâlis ve mağrur” bir hayvandır; zekidir, biraz himmetle bir opera parçasını bile teganni edecek kadar zengin bir sese sahiptir. “Mütefekkirlerin uykusuzluk arkadaşı” olan bu “altın gözlü mütehayyil” hayvanın “bir aşk gecesinden kanlar içinde avdetini görmek veyahut bir bahçe köşesinde âciz bir şikâra çektirdiği işkencelere şahit olmak, onun her şeye rağmen bir canavar kaldığını anlamak için kâfidir”. Canavar, yani hâlis hayvan!

Kediyi köpeğe tercih eden Haşim’e göre, “hayvanı hayvan olarak ve insandan tebâüdü nisbetinde sevmek doğru ve mantıkîdir”. İnsan hesabına diğer bütün hayvanlara husumet ilan etmiş tek hayvan olan köpek, zannedilenin aksine, asil değil, obur, şehvanî ve cesaretini ancak zayıflara karşı gösteren korkak bir hayvandır. Köpeğin sahibine sadakatini bir esirin zelil bağlılığına benzeten Haşim, insanlaşan, insana yaltaklanan hayvanları sevmez; tabiatlarının gerektirdiğini, yani canavarlıklarını yaşamaları engellenen hayvanların durumunu ise çok hazin bulur. 1928 yılında yaptığı Paris seyahatinde bir hayvanat bahçesini de ziyaret etmiş ve bir yazısında kafeslerdeki tüyleri dökük hasretli kuşların, hasta ve dargın akbabaların, mahpeslerinin demir parmaklıkları arkasında birbirine sarılıp mütemadiyen sallanan şempanzelerin, yalnız bir gorilin vb. hazin hallerini anlatmıştır. Özellikle bir Cezayir maymunu ailesinin hâtırası, yüreğinde hep kanayan bir yara olarak kalır. Anne maymun bir aylık yavrusunu bağrına basmış ısıtmaya çalışmakta, dalgın, boş ve ümitsiz gözlerle Paris’in esmer ve yabancı semasına bakıp düşünmektedir. Haşim bunları anlattığı “Hayvanlar arasında” başlıklı yazısını şöyle tamamlar:

“Bahçenin Seine nehri tarafına açılan kapısından çıkmadan evvel, heykeltraş Fromier’nin bir ayı yavrusu avcısıyla iri bir ayı annesinin kanlı kucaklaşmasını temsil eden tuncu önünde durdum. Esir ve gurbetzede hayvanların şifasız izdırabından akan zehirle dolan ruhum, serbest canavarın zalim insan üzerindeki zaferini gösteren bu hâile—engiz şâheseri seyretmekle bir parça ferahladı”.
Beşir Ayvazoğlu

 

(Aksiyon, 852. sayı, 22.01.2000)

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 yorum