NECÂTİ BEY (Ölm. 1509)

27 Nisan 2013 0 yorum Divan Edebiyatı 1590 Görüntüleme

 

15. yy.da yaşamış Divan şairimizdir. Küçük yaşta babasız kalan Necâtî’nin devşirildiği (Fethedilen yerlerdeki gayrimüslim çocukların Müslüman olarak yetiştirilmesi) ve Edirne’de bir kadın tarafından büyütüldüğü söylenir. Asıl adı İsa’dır. On beş yaşlarında şiire çok heves eden Necâtî’yi onu büyüten ninesi özel hocalar tutarak yetiştirir. Necâtî, daha sonraki yıllarda Kastamonu’da karşımıza çıkar. Oraya niçin ve ne zaman gittiği bilinmemektedir.

 

Kastamonu’da şiirleriyle ün salmaya başlayan Necâtî hakkında Gelibolulu Mustafa Âli ve Âşık Çelebi tezkirelerinde şu anekdot anlatılır: Dönemin ünlü şairlerinden Ahmet Paşa’nın “Destimi kessen kalır dâmân-ı lutfunda elim/ Dâmenin kessen kalır destimde lutfun dâmeni” (Ey sevgili, elimi kessen elim senin lütuf eteğinde kalır. Eğer eteğini kesecek olursan bu sefer eteğin elimde kalır) beytine Necâtî Bey de şu şekilde nazire yazmıştır:

“Şöyle muhkem dutayın aşk ile dildâr eteğin

Ya elim kat edeler ya keseler yâr eteğin”

(Ey sevgili, eteğine öyle sağlam yapışayım ki, beni senden ayırmak isteyenler ya elimi kesmek zorunda kalsınlar ya da eteğini kessinler)

Hangi beytin daha güzel olduğunu tartışan kahvehane eşrafı, Necâtî’nin kahvehanenin önünden geçtiğini görünce, “Efendi biz şüpheye düştük, sen mi daha güzel söylemişsin yoksa Ahmet Paşa mı?” diye sorarlar. Necâtî, kısa bir zaman düşündükten sonra şu beyti söyledi:

 

“Necâtî’nin dirisinden ölüsü Ahmed’in yeğdir

Ki İsa göklere ağsa yine dem urur Ahmed’den”

diyecek kadar da alçak gönüllü bir şairdir Necâtî. Necâtî Bey Fatih Sultan Mehmet’in son dönemlerinde İstanbul’a gelir ve Rum Mahmud Paşa’nın himayesine girer. Mahmud Paşa’nin himayesindeki Necâtî’yi kısa zaman sonra Fatih de keşfeder ve ona sarayda kâtiplik görevi verir. II. Bayezid döneminde Şehzâde Mahmud’un hocası olarak Manisa’ya gönderilir. Yine II. Bayezid döneminde kendisine Rumeli’de bir tımar verilir ve “bey” ünvanını alır. 1509’da İstanbul Vefa’da vefat etmiş ve mezar taşına şu beytini yazdırmıştır:

 

“Bir seng-dil firâkına ölen Necâtî’nin

Billâhi mermer ile yapasız mezârını”

(Bir taş kalplinin ayrılığı yüzünden ölen Necâtî’nin mezarını mermerden yapında hiç olmazsa onu yanında hissetsin)

Necâtî Bey’in sanatının en önemli hususiyetleri arasında Arapça ve Farsça’nın yoğun olduğu bir dönemde Türkçe söyleyişe, deyim ve atasözlerimize sıkça yer vermesidir. Türkçe milliyetçiliği yapan Necâtî Bey, Türkçenin korunması ve geliştirilmesi gerektiğini savunmuştur. Necâtî Bey’in tek “Divan”ı Prof. Dr. Ali Nihat Tarlan tarafından 1963’te yayımlanmıştır.

 

ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER

 

GAZEL

Lâle-hadler yine gülşende neler etmediler

Servi yürütmediler gonceyi söyletmediler

(Lale yanaklı güzeller gül bahçesinde gene neler yapmadılar. Serviye nazlı nazlı sallanmak cesareti ve goncaya açılmak fırsatı vermediler)

 

Taşradan geldi çemen sahnına bîçâredürür

Devr-i gül sohbetine lâleyi iletmediler

(Lale, bahçeye dışarıdan gelen bir zavallıdır; ondan dolayı onu gül devri sohbetine sokmadılar)

 

Âdeti hûblarun cevr ü cefâdur ammâ

Bana etdüklerini kimselere etmediler

(Güzellerin âdeti âşıklara sıkıntı ve işkence çektirmektir ama bunlar bana yaptıklarını kimseye yapmadılar)

 

Hamdülillâh mey-i cân-bahş ile sâkîlerimüz

Âb-i hayvân ile Kevser suyın istetmediler

(Allah’a hamdolsun ki, sakilerimiz cana can katan şarapla, bize abı hayatı ve Kevser suyunu aratmadılar)

 

Ey Necâtî yüri sabreyle elinden ne gelür

Hûblar cevr-i cefâyı kime öğretmediler

(Ey Necâti, sabretmekten başka elinden ne gelir; bu güzeller acı ve sıkıntıyı kime öğretmediler ki?)

 

GAZEL

Çıkalı göklere âhım şereri döne döne
Yandı kandîl-i sipihrin ciğeri döne döne

(Çığlıklarımın kıvılcımı, döne döne göklere çıkalı gökyüzü kandilinin -güneşin- ciğeri, döne döne yandı.)

 

Ayağı yer mi basar zülfüne berdâr olanın
Şevk u zevk ile verir can ü seri döne döne

(Saçlarına asılanın ayağı yere mi basar ! Şevkle, zevkle döne döne canını da verir, başını da)

 

Sen durup raksedesin karşına ben boynum eğem
İne zülfün koça sen sîm-beri döne döne

(Sen ayağa kalkıp oynamaya başlayasın; saçların dökülüp döne döne gümüşe benzeyen bedenine sarılsın; ben de boynumu büküp karşıdan bakayım; reva mı bu?)

 

Sen olasın deyü yer yer asılıp âyineler
Gelene gidene eyler nazarı döne döne

(Yer yer asılan aynalar, belki sensin diye, döne döne gelene gidene bakarlar.)

 

Ey Necâtî yaraşır mutrıbı şeh meclisinin
Raksedip okuya bu şi’r-i teri döne döne

(Ey Necati; padişah meclisinin çalgıcısı oynayıp döne döne bu taze güzeli okusa yaraşır.)

 

 

GAZEL

Dil sevdi yine cân ile canan olacağı
Bîçâre bilir derdine derman olacağı

(Gönül yine o sevgili olacağı candan sevdi; zavallı, derdine derman olacağı bilir)

 

Gün yüzü tulû’ eyleyicek subh-i safâdan
Besbelli idi âfet-i devrân olacağı

(Gün yüzü safâ sabahından doğunca, dünya âfeti olacağı besbelliydi.)

 

Dil leblerinin şevki ile düştü şarâba
Sâkî içelim sun beri şol kan olacağı

(Gönül, dudaklarının arzusuyla şaraba düştü; saki! Şu kan olasıyı getir, sun da içelim.)

 

Dil zülfüne dolaştı dedim güldü dedi yâr
Benzer ki yine geldi perîşan olacağı

(“Gönül saçına dolaştı” dedim, sevgili güldü, dedi: “Yine perişan olacağı gelmişe benziyor.”)

 

Genc-i ruhu katında gönül halini anma
Billâh Necâtî ko şu vîrân olacağı

(Yanağının hazinesi önünde gönül halini anma; Necati! Allah aşkına şu viran olacağı (olasıyı) bırak.)

 

GAZEL

Tutalum zenbîl ile gökden iner meh-pâreler

 begüm yirden mi çıkdı âşık-ı bîçâreler

(A beyim hadi diyelim ki bu ay parçaları gökten zenbille inmiş. Pek bu çaresiz aşıklar yerden mi çıktılar?)

 

İhtiyât etmez misin andan ki ashâb-ı niyâz

Baş açıp zârî kılıp yirden göğe yalvareler

(Ey sevgili ellerini açmış dua edenlerden, yerden göğe ağlayarak yalvaranlardan hiç sakınmıyor musun?)

 

Câm-ı lâ’linle şarâb-ı nâb hem-reng olmasa

Güvleyip düşmezdi sâgar üstüne âvâreler

(Ey sevgili, senin kadeh gibi olan o dudağın var ya, katıksız şarap ile aynı renkte olmasaydı senin âşıkların titreyerek kadehin üstüne düşmezdi)

 

Âfitâbım yüzün ağ alnın açıkdır gerçi kim

Sâye-vâr ardıncadır bir nice yüzi kareler

(Ey güneşim! Gerçi senin yüzün ak alnın açıktır ama senin gölgenin ardında birçok yüzü kara vardır)

 

Ey Necâtî çıkma yoldan aldanıp güzellere

Şem’ gibi sanma kim dâim önünce vareler

( Ey Necâtî! Güzellere aldanıp yoldan çıkma sakın. Onların bir mum gibi her zaman önünde gideceğini sanma!)

 

Kaynakça:

Necmettin Halil Onan, İzahlı Divan Şiiri Antolojisi,Meb yay. İst. 1997. s. 62

Prof Dr. İskender Pala, Osman Sevim; Ortaöğretim için Divan Şiiri, Ankara 2009, s. 35

 

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 yorum