ALİ EKREM BOLAYIR

27 Nisan 2013 0 yorum Servet-i Fünûn Edebiyatı 6846 Görüntüleme

ali-ekrem-bolayir

ALİ EKREM BOLAYIR (1867-1937)

1867’de İstanbul’da doğdu. Namık Kemal’in oğludur. İlköğrenimine  Hûbyâr mahalle mektebinde başladı. Fatih Askeri Rüştiyesi’ne bir müddet devam ettikten sonra oradan alınarak özel hocalar yardımıyla eğitimini tamamlamış Arapça, farsça ve Fransızca dersleri almış, dokuz-on yaşlarında şiirle uğraşmaya başlamıştır. Padişahın delaletiyle saraya mabeyn katibi olan Ali Ekrem, Mabeyn’de on sekiz yıl çalışmıştır.

1906 yılında Kudüs Mutasarrıflığı’na gönderildi. İkinci Meşrutiyet’in ilanından sonra Beyrut Valiliği’ne terfi ettirilmişse de üç gün sonra bu görevinden istifa ederek İstanbul’a dönmüştür. 1908 eylülünde Cezayir-i Bahr-ı Sefid (Akdeniz Adaları) valiliğine gönderildi. Balkan Harbi sırasında Yunanlılar’a esir düşmüş bir hafta sonra İstanbul’a dönmüştür. 1913’te Darülfünun(İstanbul Üniversitesi)’nda edebiyat müderrisi olarak görevlendirildi. 1919 yılında buradaki görevine son verilerek Galatasaray Sultanisi’ne edebiyat muallimi olarak görevlendirildi. 1923’te Darülfünun’daki görevine geri dönmüş ve 1933 yılına kadar bu görevine devam etmiştir. Bu tarihte Darülfünun’un İstanbul Üniversitesi’ne dönüşümü sebebiyle açıkta kalmış ve hayatının geri kalan kısmını maddî sıkıntılar içinde geçirmiştir. 27 Ağustos 1937’de vefat eden sanatçının mezarı Zincirlikuyu’daki Asri Mezarlık’tadır.

 

Sanatı:

Ali Ekrem’in ilk şiirleri Mirsad dergisinde yayınlanmıştır (1891) ilk yazılarında İlham takma adını kullanan şair sonraları “Ayın Nadir” ismini kullanmıştır. Asıl şöhretini Servet-i Fünûn dergisinde yayımladığı şiirleriyle elde etmiştir. Yunan Harbi sırasında yazdığı “Vasiyet” şiiri bunlardan en dikkat çekenidir. 1900 yılında “şiirimiz” makalesi sebebiyle Tevfik Fikret’le araları açıldı. Ali Ekrem bu yazısında Servet-i Fünûn sanatçılarına yapılan hücumların tamamen yersiz olmadığını, kendilerininin de bu itirazlara yol açacak hareketlerde bulunduklarını ve kendi kendilerini eleştirerek hatalarını düzeltmeleri gerektiğini belirterek bir özeleştiri yapmıştı. Tevfik Fikret yazının bazı yerlerini keserek yayınlayınca Ali Ekrem dergiden ayrılmış ve Servet-i Fünûncuların rakibi olan Baba Tahir’in Musavver Malumat dergisinde yazmaya başladı.

Şairin Servet-i Fünûn dönemi ile birlikte 1908 yılına kadar olan devrini “ferdiyetçi dönem” olarak değerlendirmek mümkündür. Şairin ikinci döneminde şiirlerinin muhtevasının da değiştiği dönem olarak göze çarpar. Sosyal temalar bu dönem şiirlerinin en belirgin özelliğidir. Servet-i Fünûn şairleri içinde Tevfik Fikret’ten sonra başkalarının sıkıntılarına yer veren bir başka sanatçı Ali Ekrem’dir. Gerek sosyal gerekse ferdî şiirlerindeki göze çarpan en büyük kusur bütünün içinde bazı güzel ve orijinal bölümler olmasına karşın bu başarı şiirin tamamında görmek mümkün değildir. Kendi hislenmelerini anlattığı şiirlerinde dahi renkli hayallerin izlerini görmek mümkün değildir. Lirizm yakalamak uğruna dile ve nazım tekniğine gösterdiği önem ile titizliği birleşince şairin doğal olmaktan uzak sunî bir atmosfere sürüklendiği görülür.

Aruz ile çok uğraşmış olmasına karşın Hece ölçüsünü de topluluk içinde ilk deneyen odur. Heceye olan ilgisi hayatının ikinci döneminde (1908 sonrası) daha da artmış Ordunun Defteri’ndeki şiirlerin çoğu, Şiir Demeti’nde Ana Vatan’daki bütün şiirleri hece ölçüsüyle yazmıştır.

Sanatçı, şiirden başka tiyatro, eleştiri ve inceleme türlerinde de eserler vermiştir. Ancak şairin nazımda kazandığı başarıyı nesir için söylemek güçtür.

Eserleri:

Şiir:

Zılâl-i İlham (1909) Birinci Dönem şiirleri

Rûh-ı Kemal (1909)

Ordunun Defteri (1918)

Şiir Demeti (Tevfik Fikret’in “Şermin” adlı eserinden etkilenerek çocuklar için yazdığı şiirlerden oluşan eseri)

Tiyatro:

Baria (1908), Sultan Selim (1910), Sükût (1919), Mama Dadım Darılır (komedi, 1919)

İnceleme:

Lisan-ı Edebiyat (1914), Edebî Meslekler (1928), Lisanımız (1930), Recaîzâde Ekrem (1924), Namık Kemal (1930)

ŞİİRİNDEN ÖRNEK:

Vasiyyet

Donukça bir fenerin nûr-ı sâye-dârında,

Çadırların arasında zaman-ı râhatte,

Nöbet değiştirilen bir ferahlı saatte,

Ağaçlı bir tepenin kuytu bir kenarında,

Buluştular, iki hem-şehri kahraman asker:

Çemişkezekli Memiş’le bölükemini Ömer.

-Gel arkadaş, bakalım, gel şu mektubu anlat:

Babam nasıl?

-­­ yidir.

-Çok şükür… Nasıl Emine’m?

Yeminlidir, bana korkma yalan demez ki ninem,

Çarık takındığımız gün ağırca hasta idi;

Memiş, eğer ben ölürsem sakın acınma, dedi…

– Baban selam ediyor, Daltaban selam ediyor;

Bekir selam ediyor, Pehlivan selam ediyor;

Ninen selam ediyor, emmi kızların hekezâ;

Çoban selam ediyor…

– Bak hele! Diyindi bana,

Bizim kadın nice olmuş… Bizim kadın Emine?

– Bekir nişanlanıvirmiş, Bey Irmağı daşmış;

Sular yeşil öyüğün üstünü basıp aşmış…

Yoğ’undu… emme su ha! Coşgun olmalı bu sene.

Kızılpınar bu kader daşmadıydı… sen de hele

Şu mektubu bitir hele, bizim kadın nicedir?

– Memiş durundu…

– Bırak, ben temam sekiz gicedir

Düşümde görmedim artık…

– Bu yıl da sazlı ile

Çekirge çok düşüyormuş, öğen hele yoğumuş.

Ağılda üç koyun ölmüş, sıcak birez çoğumuş.

Senin buzağ büyümüş, kök ağaç çiçek açmış;

Zavallı Çöp Hasan’ın Kır Tay’ı dağa kaçmış.

İmam dua okumuş cenge… Ha, selam ediyor,

Çakır selam ediyor, Mustafa selam ediyor,

Ömergilin kızı doğmuş… Sadık selam ediyor…

Bırak bırak yetişir anladık…

– Selam ediyor!

Ne sanlıyon bana sen… Anlamam mı hâlinden?

Bizim kadın… Diyivir, di… düşümde gördüm ben!

*

KAYNAK: Nihad Sami Banarlı, Resimli Türk Edebiyatı Tarihi, Meb Yay. cilt 2, s.1046

                 Kenan Akyüz, Batı Tesirinde Türk Şiiri Antolojisi, İnkîlap Yayınları, s. 356

ALİ EKREM BOLAYIR’IN ŞİİRLERİ İÇİN TIKLAYINIZ.

              (Not: Sitemizden Kopyalanan Yazılarda Kaynak Gösterilmelidir!)

 

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 yorum