RECAİZADE EKREM’İN SANATI

25 Nisan 2013 0 yorum Tanzimat Edebiyatı 416 Görüntüleme

RECAİZADE EKREM’İN SANATI

RECAİZAZDE MAHMUT EKREM’İN ŞİİRİ

a) Konu

recaizade_m._ekremRecaizade Mahmut Ekrem’in şiirlerinde daha önceki Tanzimatçılarda olduğu gibi ilk dönemlerde eski şiirin izleri görülmektedir. İşlenilen konulardan nazım şekillerine kadar Divan edebiyatının tesiri görülmektedir. Recaizade, eski tesirdeki şiirlerini Nağme-i Seher adıyla 1871’de yayımlamıştır. Şairin, 1873’ten sonra yazdığı şiirlerde yeni şiirin izlerini görmek mümkündür. 1873’te yayımladığı Yadigâr-ı Şebap adlı uzun manzumesinde  ve Zemzeme I’de yayınladığı birkaç şiir; konu, şekil ve söyleyiş bakımından eski şiirden farklıdır. 1873-1883 dönemini şair için bir arayış dönemi olarak nitelemek doğru bir yaklaşım olacaktır. Bu dönemde verdiği Yadigâr-ı Şebap ve Zemzeme I’deki bazı şiirlerin konu ve şekil açısından yeni olmasıyla birlikte eskinin tesirinden de tam anlamıyla kurtulduğu söylenemez. Ancak bu dönemden sonraki şiirlerinde şairin artık olgunluk dönemine eriştiği ve şiirde beklenen yenilikleri gerçekleştirmeye başladığı görülür. Bu dönemden sonra Recaizade’nin şiirlerinde ağırlıklı olarak “tabiat, insan, aşk ve Tanrı” temlerinin yoğunluğu görülür.

Tanzimat döneminin diğer şairlerinde sosyalleşen, toplumcu bir anlayışa yönelen şiir, Recaizade ile tekrar bireyselleşir. Ekrem’e göre tabiattaki “her güzel şey” şiir olabilir. Şair bu güzelliği realist bir şekilde yansıtabilmek için konu ile üslûbu uzlaştırmaya çalışır.

b) Üslûp

Şiiri ayrı bir sanat olarak niteleyen Recaizade Mahmut Ekrem, “konu güzelliği” ile “üslûp güzelliği”nin birbirini bütünlemesini ister. Bu bir noktada muhteva ile biçimin bütünleşmesi demektir. Üslûp konusunda düzgün ve sağlam söze daha çok önem veren Ekrem; açıklık, akıcılık gibi unsurların da onu bütünlemesini istemiştir. Şiirin ayrı bir dili olması gerektiğini savunan Ekrem, yazdıklarında buna çok önem verir. İlk şiirlerinde eski anlayışın yarattığı dil sonraki şiirlerinde giderek kaybolur. Ekrem şiir dilinde, konuya uygun kelimeler seçmeye ve böyle kelimeleri kullanmaya gayret eder.

Recaizade M. Ekrem’in şiirlerinde üslûp açısından dikkati çeken bir özellik de tahkiye (hikâye etme) usûlünü kullanmak istemesidir. “Mağrûka, Ebu’l Nevm, Hulyada Bir Temaşa” gibi şiirlerinde tahkiye usûlünü denemiş ve kendinden sonrakiler için (özellikle Tevfik Fikret için) yol açmıştır.

Şiirde şekle gereken titizliği göstermekle beraber şiirin mutlaka “manzum” olması gerekmediğini düşünen Recaizade, nesrin de aynı amaca hizmet edebileceğini düşünmüştür. Bu düşünüşün bir sonucu olarak edebiyatımızda Servet-i Fünûncuların ve Fecr-i Âticilerin daha da geliştirecekleri “mensur şiir” anlayışı doğmuş oldu. Recaizade bu türün ilk örneklerini Nağme-i Seher’de verdikten sonra Tefekkür, Pejmürde, Nijâd Ekrem adlı eserlerinde devam ettirir.

RECAİZADE MAHMUT EKREM’İN ŞİİRLERİ İÇİN TIKLAYINIZ.

HİKÂYE VE ROMAN

Recaizade Mahmut Ekrem, hikâye ve roman denemeleri de yapar. İlk hikâyesi Saime (1888) “toplumun yaşamına aykırı” gerekçesiyle yayımlanmaz. Ardından Musin Bey (1888) ve tek romanı olan Araba Sevdası (1889)nı yazar.

Ekrem, Muhsin Bey adlı hikâyesinin önsözünde hikaye için “küçük hikâye”, roman için de “büyük hikâye” ifadelerini kullandıktan sonra hikâyeyi doldurmak için hikâyede tatsız ve ahenksiz bir sürü  ayrıntının yer almaması gerektiğini belirterek bu sebeple hikâye yazmanın zor olduğunu anlatır. Ekrem “büyük hikâye”yi (romanı) de bir tabloya benzetir ve ressamın önceden bir taslak hazırlaması gibi romancının da önceden bir taslak hazırlamasını önerir.

Hikâye ve Romanda Tahlil ve Tasvirler:

Recaizade M. Ekrem, Araba sevdası adlı tek romanında genellikle tabiat tasvirlerine ve Bihruz’un psikolojik tahlillerine yer vermektedir. Yazar bunları kimi yerde konuşmaların içinde, kimi yerde de o kişilerin düşüncelerini yansıtırken verir. Uzun tabiat tasvirlerini ise olayların akışını keserek yapar. Örneğin başlangıçtaki Çamlıca Yolu ve Millet Bahçesi’nin tasviri VI. bölüme kadar sürer. Yazarın buradaki amacı, olayların geçeceği bölgeyi okuyucuya önceden tanıtmaktır. Araba Sevdası’ndaki tasvirler gerçekçi bir bakış açısıyla ele alınmıştır ve tasvirler genellikle objektiftir.

Kişi tahlillerinde ise yazarın aynı objektifliği gösterdiğini söylemek güçtür. Özellikle Bihruz’un psikolojik yapısını verirken  yer yer olağanüstü anlatıma başvurduğu görülür. Bu biraz da hem onunla alay etmek hem de onu gülünç düşürmek kaygısından ileri gelmektedir.

Araba Sevdası, işlenilen konunun gerçek hayatta görülebilmesi, karakter tahlillerine ve mekan, kişi tasvirlerine sıkça yer verilmesi bakımında realist bir romandır. Ancak Bihruz Bey’in  kişiliğinde ve çevresinde gelişen dramatik olaylarda romantizmin izlerini görmek de mümkündür.

TİYATROLARI

Recaizade’nin piyes yazma merakı şairliğinden önce başlamıştır. Ekrem, Namık Kemal ve Şinasi de olduğu gibi tiyatroda sosyal bir fayda görmez ve tiyatrolarını bu anlayışla oluşturmaz. Onun bu türde eser verişini, zamanında çok rağbet gören bu türü deneme hevesinden ileri geldiğini söylemek daha doğru olacaktır. Recaizade’nin; “Afife Anjelik”, “Vuslat” ve “Çok Bilen Çok Yanılır” adıyla üç telif eseri ve “Atala” adıyla da bir tercüme eseri vardır. Ölümünden sonra yayımlanabilen “Çok Bilen çok Yanılır” adlı eseri komedi, diğerleri dramdır.

EDEBİYAT ÜZERİNE YAZILARI VE ELEŞTİRİ

Recaizade Mahmut Ekrem’in şairliğinden sonra gelen en mühim tarafı da edebiyat kuramcılığı ve eleştirmenliğidir. Talim-i Edebiyat adlı eserini bir ders kitabı mahiyetinde yazmış olmasına rağmen,sadece  o dönem gençleri üzerinde değil aynı zamanda dönemin aydınları üzerinde de etkileri olmuş ve bu etkisi uzun sürmüştür. Eski dil anlayışıyla Batılı Türkçeyi bir kalıpta eriterek modern bir edebiyat iddiasındaki bu eser; Osmanlıcanın Arapça olmadığını belirtiyor ve Batıya ait edebî kurallara da ihtiyaç olduğunu vurguluyordu. Bunun yanında Pejmurde, Takrizat ve Takdir-i Elhan adlı eserlerinde gerçek tenkidin başarılı örneklerini vermiştir.

Kaynak:
İsmail Parlatır, Recaizade Mahmut Ekrem, Kültür ve Turizm bak. yay. Ank. 1986
Kenan Akyüz, Batı tesirinde Türk Şiiri antolojisi. İnkılap yay. s.80

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 yorum