FECR- ÂTÎ’DE ŞİİR

24 Nisan 2013 0 yorum Fecr-i ÂtÎ Edebiyatı 1480 Görüntüleme

FECR- ÂTÎ’DE ŞİİR

a) Tema

Fecr-i Âtî grubu mensupları, yeni olma iddiasıyla ve Servet-i Fünûn edebiyatına bir tepki olarak ortaya çıkmalarına rağmen şiir sahasında aynı malzemeyi kullandılar. Servet-i Fünûn şairleri gibi Batı edebiyatı akımlarından etkilenerek kısmen parnasizm akımına ve sembolist-emprestyonist eğilimlere bağlananlar olur. Şiirde kullandıkları temalar aşk ve tabiattır. Genellikle hissî ve romantik aşk şiirleri yazdılar. Servet-i Fünûn şairlerinin duygularında görülen maraziliği, daha aşırı şekilde devam ettirdiler. Sembolizmi daha iyi anladılar ve uygulamaya çalıştılar. Tabiat tasvirleri ise tamamen subjektiftir. Genellikle aruz veznini kullandılar.

 

b) Yapı, Ahenk ve Söyleyiş Özellikleri

Fec-i Âtî şairleri Servet-i Fünûn Döneminde Tevfik Fikret’le başlamış olan serbest müstezadı daha değişik bir nazım şekline getirme işlemini çok ileriye götürerek şiiri yapı bakımından Fransız Sembolistlerindeki serbest nazma iyice yaklaştırmışlardır. Ferc-i Âtî şairleri; kafiyeyi e aruz veznini önemli bir ahenk unsuru olarak kullanmışlardır.

c) Dil ve Anlatım

Servet-i Fünûn şairlerinin yöntemleri izlenerek şiir diline Arapça ve Farsçadan yeni kelimeler alınmış, konuşma dilinden uzaklaşılmaya devam edilmiştir. Bu dönemde görülmeye başlanan dilde sadeleşme hareketleri(Genç Kalemler ve yeni lisan)ne katılmamışlar, Arapça ve farsça dil kaidelerine uygun sıfat ve tamlamalar kullanmışlardır. Söz sanatları ve imgeler şiirde önemli bir yer tutmuştur. Sembolizmin etkisiyle şairler duygu ve düşüncelerini açıkça ortaya koymamışlar, imgelerle yorumlanabilecek şekilde ifade etmişlerdir. İmgeler genellikle kişileştirme veya benzetmeler yoluyla oluşturulmuştur.

HASTA BİR TELDE HASTA BİR NAĞME

Ah ben ne hastayım  bilsen:

Kalbimin ıztırâb-ı mâlûlü

Rûhumun ihtisas-ı meçhûlü

Ne kadar başka herkesinkinden.

Sen ki feyfâ-yı bînasibimde,

Bir küçük nûr-ı rahm-ı şefkâtsin

Dinle, rûhumdan akseden bu tanîn

Hasta bir telde hasta bir nağme

Bu bütün kış devam eden kahhâr

İhtisasat içinde hırpalanan

Dâimâ hasta, dâimâ sehhar

Bir ümîdin peyinde şefkat uman

Fikr-i me’yûs gam penahımı ben.

Saf denizlerde belki bir mahzûn.

Hiss-i şefkat bulur mehâsinden

Hissedâr-ı şifa olr diye dün

Akşamüstü deniz kenârında

Hayli gezmiş ve çok düşünmüştüm.

Bu sema-yı mükedder altında

Acı bir hande mürtesem gördüm.

Âşıkından muvakkaetn mahrum

Hasta bir genç kadındı sanki deniz

Şüphesiz bahtiyar, fakat mahrum

Besliyor bir ümîd-i şefkât-riz.

Güneş artık çekildi eşyadan.

Sular artık menekşe olmuştu.

Gölgelenmiş semâ-yı rüyadan

Bir hayâl-i bâid ü mevhûmu

Bekleyen gözlerim yorulmuştu.

Sonra birden semâya baktım ben:

Semt-i re’simde bir hayal-i semen

Bana senden neşîdeler okudu

                               Tahsin Nahid

Bu şiirdeki İmgeler:

Kalbimin ıztırâb-ı mâlûlü (sakat ıstırap): Istırap sözcüğüne insana özgü bir nitelik verilerek kişileştirme yapılmış. İmge, kişileştirme yoluyla oluşturulmuştur.

Sen ki feyfâ-yı bînasibimde (Nasipsiz çölümde): Çöl sözcüğüne insana özgü bir özellik verilerek kişileştirme yapılmış. İmge kişileştirme yoluyla oluşturulmuştur.

Dinle, rûhumdan akseden bu tanîn (Dinle, ruhumdan yankılanan bu tınlayışı): “Ruh” soyuttur, “tınlayış” ise somut. Dolayısıyla soyut bir varlığa somut bir özellik verilmiştir. Başka bir ifadeyle ruh, tınlayan bir nesneye benzetilmiş ancak “kendisine benzetilen” nesne kullanılmayarak “kapalı istiare” yapılmıştır. İmge, kapalı istiare yoluyla oluşturulmuştur.

Hasta bir telden hasta bir nağme: Bu dize tamamen sembolik bir söyleyişe sahiptir.  “hasta tel/ hasta nağme” ifadelerinde, kişileştirme ve kapalı istiare vardır. “Tel” ve “nağme” burada gerçek anlamının dışında kullanılmış ve şairin ruhunu ifade eden bir sembol olmuştur.

Bu semâ-yı mükedder altında (üzüntülü gökyüzü): Gökyüzü kişileştirilmiştir.

Hasta bir genç kadındı sanki deniz: İmge, benzetme yoluyla oluşturulmuştur.

Sular artık menekşe olmuştu: İmge, benzetme yoluyla oluşturulmuştur.

 

                     NİSYAN

Güneş ufukta solarken, onunla kol kola biz

Dolaştık eski hıyâbân-ı aşkı hep sessiz.

Menekşe gölgelerin aks-i mübhemiyle dolan

Bu eski makber-i mesir-i hâtırâtımdan

Uçan revâyıh-ı hülyâyı, dest-i mesâ

Uzak ve gölgeli âfaaka yaydı.

Nazarlarında zılâl ü ziyâ ölen o kadın

– Bir eski gölde solan leyle-i hâyalâtın

Son iltimâ’-ı harîrîsi, son nigâhı gibi-

Biraz melûl-ı tevekkül, fakat acûl, asabî

Ve muhteşemdi. Ben öksüz emellerimle hazân

Ser-i melûlümüzün fevk-i haşyetinde uçan

Ölümlü nefha-yı şi’riyle, rûhumuz yorgun

Samût ü pür elem, ağlaştık. İhtizâz-ı gusün…

Menekşe gölgeler artık karardı, öldü mesâ.

Rükûd-ı şâmı sararken bu leyle-i hülyâ

Biraz elem-zede, yorgun, onunla kol kola biz

Dolaştık eski hıyaban-ı şi’ri hep sessiz…

                          Köprülüzade Mehmet Fuad

Nisyan: unutma

Hıyâbân: iki tarafı agaçlı yol

Mübhem: belli olmayan, belirsiz

makber-i mesir-i hâtırâtımdan: hatıralarımın gezinti kabirleri

revayıh- hülya: hayallerin kokusu

dest-i mesâ: akşamın eli                                                

zılâl ü ziyâ: gölge ve ışık

leyle-i hayalât: hayallerin gecesi

iltimâ’-ı harîrîsi: şiddetli parıldama

nigâh: bakış

melûl-ı tevekkül: razı olmaktan usanan

acûl: aceleci

ser-i melûl: sıkıntılı baş

fevk-i haşyetinde: aşırı korkulu

nefha-yı şi’riyle: şiirin nefesi

Samût ü pür elem: suskun ve elem dolu

İhtizâz-ı gusün: ağaç dallarının titreyişi

Rükûd-ı şâmı: akşamın durgunluğunu

hıyaban-ı şi’ri: şiirin ağaçlı yollarını

 

Firaz-ı Zirve-i Sinâ-yı kahra: kahır çölünün zirve yokuşuna

Cevf-i ye’s-âşinâ-yı hüsrâna: hüsran ve ümitsizliğin tanıdık boşluğu

mesâ-yı mezbaha-renk: mezbaha renkli akşam

suhûr-ı uryâna: çıplak kayalara

hârâ-yı şemsi: mermer renkli güneş

refref-i hestîye samt olur kaim: varlık giysisinin suskunluğuna hazırlanma

dem-i âlâyiş-i zevâlinde: bitişin gösterişli anında

âfâka: ufuklara

şu’le: ışık

cism-i nâ-ümîde: ümitsiz varlık, cisimler

savt-ı ümmîd-i kalbi: kalbin ümit sesi

Cevf-i hüsrâna: hüsranın boşluğu

ÖLMEK

Firaz-ı Zirve-i Sinâ-yı kahra yükselerek

Oradan,

Oradan düşmek, ölmek istiyorum

Cevf-i ye’s-âşinâ-yı hüsrâna…

Titrek

Parıltılarla yanan bir mesâ-yı mezbaha-renk

Dağılırken suhûr-ı uryâna,

Firaz-ı Zirve-i Sinâ-yı kahra yükselerek

Oradan,

Oradan düşmek, ölmek istiyorum

Cevf-i ye’s-âşinâ-yı hüsrâna…

 

Kanlı bir gömlek

Gibi hârâ-yı şemsi arkamdan

Alıp sürükleyerek,

O dem ki refref-i hestîye samt olur kaim,

Ve bir günün dem-i âlâyiş-i zevâlinde

Sürüklenir sular âfâka şu’le halinde,

O dem ki kollar açar cism-i nâ-ümîde adem,

Bir derin sesle “haydi!” der uçurum,

O dem,

Firaz-ı Zirve-i Sinâ-yı kahra yükselerek

Oradan,

Savt-ı ümmîd-i kalbi dinlemeden,

Cevf-i hüsrâna düşmek istiyorum

     Firaz-ı Zirve-i Sinâ-yı kahra: kahır çölünün zirve yokuşuna

Cevf-i ye’s-âşinâ-yı hüsrâna: hüsran ve ümitsizliğin tanıdık boşluğu

mesâ-yı mezbaha-renk: mezbaha renkli akşam

suhûr-ı uryâna: çıplak kayalara

hârâ-yı şemsi: mermer renkli güneş

refref-i hestîye samt olur kaim: varlık giysisinin suskunluğuna hazırlanma

dem-i âlâyiş-i zevâlinde: bitişin gösterişli anında

âfâka: ufuklara

şu’le: ışık

cism-i nâ-ümîde: ümitsiz varlık, cisimler

savt-ı ümmîd-i kalbi: kalbin ümit sesi

Cevf-i hüsrâna: hüsranın boşluğu

 

                     Ahmet Haşim (piyâle)

 

 

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 yorum