AHMET ÖĞRETMEN VE KAHRAMAN ÖĞRENCİLERİ-ŞEHİTLER GÜNÜ

24 Nisan 2013 0 yorum Tiyatro , Tiyatro Metinleri 444 Görüntüleme

ahmet-ogretmen-kahraman-ogrenciler

Şehitler Günü için kısa oyun

 AHMET ÖĞRETMEN VE KAHRAMAN ÖĞRENCİLERİ

KİŞİLER

Ahmet Bey(öğretmen)

Öğrenciler (Ömer, Osman, Cemal, Hüseyin, Hakkı, İsmail vd.)

Ayşe Hanım (Ahmet Bey’in hanımı)

Emine (Ahmet Bey’in kızı)

Subay

Çavuş

Hatice Hanım (Ömer’in Annesi)

Ömer’in Babası

I.SAHNE

(Eski sınıf ortamı. Öğretmen kürsüsü, öğrenci sıraları ve diğer dekor unsurları)

Ahmet Bey her zamanki gibi elinde çantası, sınıfa gelir. Ancak sınıftaki öğrenciler Ahmet Bey’igörmemiş gibi yaparlar. Sınıfta büyük bir sessizlik hakimdir.

AHMET BEY-Hayrola çocuklar, bugün bir değişiklik var sizde. (Çocuklara bakar, biraz bekler. Çocuklardan ses gelmeyince devam eder.) Ne oldu, neden konuşmuyorsunuz?

ÖMER- Bir şey olduğu yok hocam.

AHMET BEY- Nasıl yok oğlum? Bu halinizi hiç beğenmedim. Bana bu durumu açıklayacak biri yok mu?Ne oluyor?

ÖMER- Hocam, biz niye hâlâ buradayız?

AHMET BEY- Ya nerde olmalıydık?

ÖMER- Yani hocam, bizim yaşımızda binlerce genç Çanakkale’de vatan işin çarpışıyor. Bizse hâlâ oturmuş talebecilik oynuyoruz.

AHMET BEY- Evlâdım, o nasıl söz? Ne demek talebecilik oynamak? Siz talebesiniz, elbette talebe gibi olacak, sınıfta derslere iştirak edeceksiniz. Sizin göreviniz de bu.

OSMAN- Cepheye gidenlerin de görevleri vardı hocam. Çanakkale’de savaşanların hepsi asker mi sanıyorsunuz? İçlerinde köylü, şehirli, işli, işsiz, herkes hatta bizim gibi talebeler de var. Ama onlar görevlerini bırakıp cepheye koşmuşlar. Bizim görevimiz bu değil dememişler.

AHMET BEY- (Sıkıntılı bir ses tonuyla) Evladım, vatanımızın darda olduğu doğrudur. Evet vazifesi askerlik olmadığı halde, cepheye koşan binlerce insanımız var. Onlara şükran borçluyuz. Ancak bu memleketin, okuyan, tahsilli insanlara da ihtiyacı var. Sizlerin tutuğu meş’ale sayesinde memleketimiz aydınlığa kavuşacaktır. Bu sıralardan yetişen sizler, bu memlekete ileride muallim, memur, mühendis yahut hekim olarak hizmetler vereceksiniz. Asıl sizin işiniz çok daha zordur. Memleketimiz, geri kalmışlık belasından sizler sayesinde kurtulacaktır.

HÜSEYİN- Tıbbiyeli ağabeylerimizin Çanakkale’ye gittiğini duyduk hocam. Yoksa onlar, bu memleketin aydınlık geleceği, tabipleri olacaklarını unuttular mı?

AHMET BEY- Çocuklar, hepinizin heyecanını anlıyorum. Memleketimizin bu zor anlarında bir şey yapamamak, eli kolu bağlı oturmak sizler kadar beni de üzmektedir. Ancak unutmayınız ki, sizler bu milletin bize en büyük emanetisiniz. Siz, memleketimizin ilim ve irfan ordularısınız. Sizi savaş meydanlarda telef etmeyi göze alamayız. Geleceğimiz sizlerin elerindedir.

ÖMER- Vatan elden giderse irfan ordusu ne işe yarar hocam?

AHMET BEY- Evlatlarım, yüreğinizde yanan bu vatan aşkını söndürmenin imkansız olduğunu biliyorum. Ama bizler görevimizi yapmaya mecburuz. Bizler vatan görevimizi burada, bu çatının altında yapacağız. Elimizde kılıcımız yok lakin kılıçtan keskin kalemlerimiz var. Elimiz kalem tutacak ki, başımıza gelen musibetlerin, belaların sebeplerini anlayacağız. Bugün Çanakkale önlerinde milletimizi mahkum etmek isteyenlerle, ileride eşit şartlarda mücadele edeceğiz. Biz neden bu durumlara düştük, bunun muhasebesini yapacak ve bir daha asla bu durumlara düşmeyeceğiz.

CEMAL- Zaman muhasebe yapacak zaman değildir hocam. Düşman hançeri boğazımıza dayamaya çalışıyor, canımızı almaya kastediyorken biz neyin muhasebesini yapacağız hocam. Vakit kaybettiğimiz hata.

İSMAİL- Evet, biz bugün burada hâlâ nefes alabiliyorsak, bu vakit kaybetmeden cepheye koşanların sayesindedir.

HAKKI- Hocam, vatan sağ oldukça bizlerin yerini dolduracak daha çok talebeler gelir. Ya vatan elden giderse, onun yerine ne koyacağız hocam?

AHMET BEY- (Öğrencilerin üst üste bu çıkışları Ahmet Bey’i iyice çaresiz bırakmıştır. Yavaşça sandalyesine oturur. Bir süre sonra hafifçe kafasını aşağı yukarı sallayarak) Galiba haklısınız çocuklar. Bütün amacım, sizlerin iyi bir tahsil görmenizi sağlamaktı. Okullarınızı bitirmeniz, bu memleketin kanayan en büyük yarasına merhem olacaktı. Cehalet en büyük düşmanı değil miydi bu milletin. Sizler ışığıydınız yurdumun, ümidiydiniz. Gidin, doğru ya, analar nasılsa yeni Aliler, Ömerler, Hakkılar doğurur. Ya vatan? Vatansız olmak, cümle karanlığa karışmak değil midir? Haklısınız çocuklarım. Vatansız olmak, bu millete yapılacak en büyük zulümdür. Gidin oğlum, gidin evladım. Nasılsa vatansız mektebi beklemenin de bir anlamı yoktur. Değil mi ki vatan yoksa hiçbir şey yoktur.

ÖMER- Hocam, hakkınızı helâl ediniz. Sizi üzdükse bağışlayın. Ama vatanın bize ihtiyacı varken, yaşıtlarımız topla tüfenkle talim yaparken biz burada kalemle talim yapamayız hocam.

AHMET BEY- Asıl siz bize hakkınızı helâl edin evlatlarım. Asıl siz helâl edin. Benden yana bütün haklarım helâldir. Çocuklar, peki nereye gideceğinizi, ne yapacağınızı biliyor musunuz?

İSMAİL- Biliyoruz hocam. Gönüllü yazılınca hemen ertesi gün buradaki kışlaya çağırıyorlar. Birkaç haftalık talimden sonra cepheye yolluyorlarmış.

AHMET BEY- Öyle mi, ama çok az değil mi? Bu kısacık zamanda ne öğrenilebilir ki? Bari birkaç ay talim yaptırıp da gönderselerdi.

İSMAİL- Memleketin o kadar vakti yok hocam. Düşman çok yaman ve güçlü. Talim edelim derken vatanı savunmada gecikebiliriz.

AHMET BEY- peki hepiniz mi gönüllüsünüz, biriciğiniz dahi kalmayacak mı bizimle.

HÜSEYİN- Karar hepimizin hocam. Anca beraber kanca beraber. Birlikte gideceğiz. Dönersek de birlikte döneriz.

AHMET BEY- İnşallah evladım, inşallah

OSMAN- Allah’a ısmarladık hocam.

AHMET BEY- Güle güle evlatlarım. Allah yardımcınız olsun. Hayırlı haberlerle dönersiniz inşallah. Allah yolunuzu da bahtınızı da açık etsin.(Bütün öğrenciler sırayla Ahmet Bey’in elini öperek sahneden çıkarlar)

II. SAHNE

(Eski ev dekoru. Pencere önünde sedirin üstünde Ahmet Bey, karşısında da hanımı Ayşe oturmaktadır.)

AYŞE HANIM- Bey, sofrayı kuralı nerdeyse yarım saat oldu lakin yemeğe şöyle dönüp bakmadın bile. EMİNE- Hayırdır, bir şey mi var babacığım?

AHMET BEY- Canım istemiyor kızım. Siz yiyin.

AYŞE HANIM- Bey, sende bir hal var. De hele n’oldu?

AHMET BEY- Daha n’olsun hanım, yıllardır emek verdiğim, okuttuğum talebelerim…

EMİNE- Eee… Ne olmuş talebelerine.

AHMET BEY- Onlar da diğerleri gibi asıl görevlerine döndüler.

AYŞE HANIM- Neymiş asıl görevleri bey, dolandırma lafı.

AHMET BEY- Vatan savunması hanım, vatan savunması… Ağaları, babaları hatta kendi yaşıtları cephede düşmanla boğuşurken, onlar kendilerine yakıştıramadılar mektepte oturmayı.

AYŞE HANIM- Ama onlar daha çok küçük bey. Cehennemin ortasına körpecik fidanları atmak doğru mudur? Onlar savaşı ne bilecek?

AHMET BEY- Öyle deme hanım, söz konusu vatan olunca her biri aslan kesilir onların. Her biri aslan olur olmasına ya, yine de içim elvermedi gitmelerine. Aslında onların yükü burada daha çoktu.

AYŞE HANIM- Ah ah, daha kaç evladımızı dönüşü olmayan yollara göndereceğiz. Niye bitmez bu savaşlar? Niye başımızda bir alıcı kuşu gibi dolanır bu belalar? Analarımızın yüreği ne zaman soğuyacak?

AHMET BEY- Milletimiz ve yöneticilerimiz, başımıza niçin bu musibetlerin geldiğini oturup düşündüklerinde ve aynı hatalara düşmemeye karar verdiklerinde bu kara bulutlar dağılır başımızdan hanım.

AYŞE HANIM- İnşallah bey, inşallah…

AHMET BEY- Ama şunu da unutmamak gerekir ki, vaziyet bu kadar kötü, memleket bu kadar darda iken söylenmenin, isyan etmenin de kimseye bir faydası yoktur. Vatanı sınırlarımızdan bertaraf ettikten sonra bütün muhasebe yapılmalı hatalarımızı önümüze sermeliyiz. Şimdi Allah’a yalvarmak, evlatlarımızın sağ salim dönmelerini dilemekten başka çaremiz de yoktur.

EMİNE- Babacığım, hepsi mi gidecek cepheye. Ya anaları babaları ne diyor?

AHMET BEY- Onlar hepsi kardeş gibi kızım. Asla birbirlerinden ayrılmazlar. Anaları babaları ne desin ki. Vatanın bu en zor günlerinde, evlatlarının cephede olmasından gurur duyar hepsi.

AYŞE HANIM- Yüce yaradan hem evlatlarımızı hem de aziz vatanımızı düşman şerrinden esirgesin.

AHMET BEY- Amin… Yarın çocuklarla ben de hükümet konağına gideyim. Gönüllüleri orada askere yazıyorlarmış.Onların en gururlu günlerinde yanlarında olmak isterim.

III. SAHNE

( Askere gönüllü yazılma alanı. Dışarı masa kurulmuş. Masanın başında bir subayla bir katip. Ayakta ise eli silahlı bir asker. Gönüllü yazılmak isteyenler sıraya girmiştir. Aralarında genç, yaşlı ihtiyar ve hatta kadınlar da vardır. Ömer, İsmail, Hakkı, Cemal, Osman, Hüseyin ve Ahmet Bey hep birlikte sıralarını beklemektedirler. Eli silahlı bir kadın ayağında çizmelerle subayın önüne dikilmiş, gönüllü yazılmak istediğini söylemektedir. Kadının önünde orta yaşlı erkek bir gönüllü vardır. Onun işlemleri biter sıra kadına gelir.)

SUBAY- (Kafasını kaldırır ve kadına bakar) Hayırdır bacım. Nereye böyle?

KADIN- Benden önceki nereye gidiyorsa ben de oraya.

SUBAY- Bacım, bu vazife sizler için değildir.

KADIN- Nedenmiş o, vatanda yalnız siz mi yaşıyorsunuz, bizim elimiz de silah tutar. Kocam Balkan Harbi’nden dönmedi. Ben de Çanakkale’den dönmemişim çok mu? Beni de gönüllü yazın.

SUBAY- Acını anlıyorum bacım. Ancak, siz ailece bu vata görevinizi ziyadesiyle yapmışsınız. Kocan bu vatana adamış kendini. Bu vatan sizden daha ne isteyecek?

KADIN- Bugün herkes vatan için neferdir. Daha bıyığı terlememiş çocuklar alınıyor askere. Biz de en az onlar kadar yapabiliriz.

SUBAY- Bundan hiç şüphemiz yoktur. Lakin, size cephede değil buralarda ihtiyaç vardır. Hadi bacım, bize zorluk çıkarma. Kocan, bu vatana borcunu ödedi. Sen, onun acısını çekerek sen de ziyadesiyle borcunu ödedin. Eğer geride kalanların varsa sen onlara hem analık hem babalık yapacaksın. Senin görevin daha zor. Hadi bacım, var git evine.

KADIN- ( Gönüllü yazılamayacağını anlayınca bir şey söylemeden başını öne eğer ve sahneden çıkar.)

ASKER- Sıradaki…

SUBAY- (Ahmet Bey’i fark eder) Hocam, hayırdır. Sakın siz de gönüllü yazılmaya geldim demeyin.

AHMET BEY- Merhaba kumandanım. Vatan için gerekirse onu da yaparız kumandanım.

SUBAY- Estağfurullah hocam, asıl vatan görevini siz yapıyorsunuz. Çocuklarımızı yetiştirmek vatan görevlerinin en kutsallarındandır.

AHMET BEY- Teşekkür ederim kumandanım. Bugün evlatlarımla geldim buraya. Bunlar(öğrencilerini göstererek) benim talebelerim. Onlar, vatanın bu zor günlerinde benimle birlikte sıcak sobalarının yanında mektepte vatan görevi yapmak istemediler. Onlar, ağabeylerinin babalarının yanında olmak istediler.

SUBAY- Aman hocam, daha biraz önce bir kadını zor ikna ettim. Bunlar daha çocuk sayılır. Bu fidanları nasıl cepheye yollarız.

ÖMER- Biz çocuk değiliz kumandanım hepimiz on altımızdayız. Evelallah hiçbir şeyden korkumuz yoktur.

SUBAY- Hocam, bu nasıl olacak. Bu çocukların vebalini nasıl alırız. Anaları babaları nerde bu çocukların?

AHMET BEY- Çoğunun babası zaten Çanakkale ya da Kafkas cephesinde askerdir. Asker olamayacak durumda olanlarsa zaten buradalar.

ÖMER’İN BABASI- Ben Ömer’in babasıyım kumandanım. Ben hepsinin babası adına konuşuyorum. Evlatlarımızı vatana kurban adıyoruz. Vatan dardayken buralarda rahatça oturmak bize düşmez. Hem kim demiş bunlar çocuk diye. Maşallah aslan gibi hepsi. Taşı sıksalar suyunu çıkarırlar alimallah. Alınacak veballeri yoktur kumandanım. Asıl cepheye yollamazsak vatanın vebali boynumuzda kalır. Mümkün olsa da ben de gelebilsem. Amma bu naçar halimizle faydamızdan çok zararımız dokunur size. Onun için siz tasa etmeyin. Onlar bizim yerimize de asker olurlar.

KUMANDAN-Beybaba, Allah sizden razı olsun. Sizin gibi yiğit babalar ve bu gençler gibi arslanlar oldukça bu milletin sırtı yere gelmez. Ne yapalım, bu gençlerimizi de gönüllü yazalım. (Yanındaki askere dönerek) Çavuşum, bu yiğitleri de yaz listeye.

(Gençler hep bir ağızdan Alay Marşı’nı söylemeye başlarlar)

Annem beni yetiştirdi, bu vatana yolladı,

Teslim etti al sancağı Allah’a ısmarladı

Boş oturma çalış dedi, hizmet eyle vatana,

Sütüm sana helâl etmem, saldırmazsan düşmana

Yastığımız mezar taşı, yorganımız kar olsun

Biz bu yoldan döner isek namus bize ar olsun

IV. SAHNE

(Ömer’in annesine cepheden mektup gelir. Ömer’in annesi okuma yazma bilmediği için Ahmet Bey’in evine mektubu okutmak için gelir.

Ahmet Bey’in evi. Ahmet Bey, Ayşe Hanım ve Emine evdedir. Kapı vurulur.)

AHMET BEY- Kızım kapı vuruluyor. Bak bakalım kimmiş.

EMİNE- Tamam baba, bakıyorum hemen. (Kapıyı açar) Buyur Hatice teyze. Hayırdır inşallah?

HATİCE HANIM- Hayırdır kızım. Baban evde miydi?

EMİNE- Evde teyze, buyur hele.

AHMET- Buyur, Hatice Hanım, hoş geldin. Hangi rüzgar attı seni böyle?

HATİCE HANIM- Hoş bulduk hocam. Hayır diyelim, hayır olsun inşallah. Bizim oğlandan mektup gelmiş.

AHMET BEY- Ömer’den mi? Ne güzel bir haber bu.

HATİCE HANIM- İnşallah güzel haberler vardır hocam. Mektubu bizahmet okuverir msiniz?

AHMET BEY- Ver hele bakalım bizim deli oğlan neler yazmış. (Ahmet Bey, Hatice Hanım’dan mektubu alır ve okumaya başlar.)

Valideciğim,

Dört asker doğurmakla iftihar eden şanlı Türk annesine…

Büyük nimet olan mektubu Divrin ovası gibi güzel, yeşil bir ovacığın ortasından geçen derenin kenarındaki armut ağacının gölgesinde otururken aldı

Tabiatın yeşillikleri içinde mest olmuş ruhumu bir kat daha takviye etti.

Okudum,okudukça büyük büyükdersler aldım. Tekrar okudum.Böyle mukaddes bir vazifenin içinde bulunduğuma sevindim.Gözlerimi açtım.Uzaklara doğru baktım.

Yemyeşil ekinlerin rüzgara dayanamayarak eğilmesi bana annemden gelen mektubu selamlıyorlarmış gibi geldi.Hepsi benden tarafa eğilip kalıyordu.Ve beni annemden mektup aldım diye tebrik ediyorlardı.

Gözlerimi sağa çevirdim.Güzel bir yamacın eteklerindeki muhteşem çam ağaçları kendilerine mahsus bir seda ile beni müjdeliyorlardı.

Nazarlarımı sola çevirdim. Çığıl çığıl akan dere,bana validemden gelen mektuplardan dolayı gülüyor.oynuyor, köpürüyordu.

Valideciğim, sen yine kederlenme. Ben seni,evet seni mutlaka buralara getireceğim.Ve şu tabii

Manzarayı göstereceğim. Şevket ve Hilmi desenin sayende görecektir. O güzel çayırın koyu yeşil bir tarafında çamaşır yıkayan askerlerim saf saf dizilmişlerdi. Gayet güzel sesli biri ezan okuyordu.

Ey Allah’ım! Bu ovada sesi ne kadar güzeldi. Bülbül sustu. Ekinler bile hareketten kesildi.

Dere bile sesini çıkarmıyordu. Herkes, her şey, bütün mevcudat O’nu, o mukaddes sesi dinliyordu.Ezan bitti.O dereden bende bir abdest aldım.Cemaat dinliyordu.Cemaat arasında namazı kıldım.O güzel çayırların üzerinde diz çöktüm.

Bütün dünyanın dağdağasını ve debdebesini unuttum. Elerimi açtım ve dedim ki:

Ey Allah’ım! Ey şu meleyen koyunun, secde eden ekinin, şu heybetli dağların yaratıcısı!

Ey benim Rabbim! Şu kahramanların bütün dilekleri ismi celalini İngilizlere ve Fransızlara tanıtmaktır. Bu şerefli dileği ihsan eyle. Huzurunda titreyerek böyle güzel bir yerde sana dua eden biz askerlerin süngülerini keskin et. Düşmanlarını zaten kahrettin, bütün bütün mahvet!

Kalktım. Artık benim kadar mesut, benim kadar mesrur bir kimse tasavvur edilemez.

Anneciğim, oğlum Halit de benim gibi güzel yerlerdedir. Dünyanın en güzel yerleri burası imiş.

Çamaşır falan istemem. Paralarım duruyor Allah razı olsun.

AHMET BEY- Gördün ya Hatice Hanım, maşallah evladımız aslan gibiymiş.

AYŞE HANIM -he ya anlaşılan moralleri de çok iyi çocuklarımızın

HATİCE HANIM- Allah razı olsun hocam. Yüreğime su serptiniz. Yüreğim evlat hasretiyle alev alev yanmakta her geçen gün tasası içimde. Dağ gibi büyüyor hocam.

AHMET BEY-Meraklanma sen Hatice Hanım Allah yavrularımıza zeval vermesin görevleri hem çok zor, hem ağırdır. Amma Allahın izniyle düşmanı geçirmeyeceklerdir. Sen yüreğini serin tut.

AYŞE HANIM-He ya,sen rahat ol Hatice Hanım evlatlarımız bu vatana emanettir.

HATİCE HANIM- Evladım, önce Allah’a, sonra vatana emanettir.

HEPSİ BİRDEN- Amin!…

V SAHNE

(Ahmet bey’in evi. Cepheye giden gençlerin şahadet haberi şehre ulaşır. Ahmet Bey haberi duymuş ve derin üzüntü içinde evine kapanmıştır. Emine öğrencilerin şehit olduğunu duymuş ve heyecanla eve girmiştir.)

EMİNE- Baba baba, duydun mu? Çanakkale’ye giden öğrencilerinin hepsi şehit olmuş. Aman Allah’ım bu nasıl olur?

AHMET BEY- evet kızım o soruyu ben de soruyorum kendi kendime. Evet, nasıl olur? Bu gencecik fidanlar toprağa nasıl düşer?Vatan sadece onarlın sırtında mıydı? ya rabbi bu nasıl bir imtihan, bu nasıl bir savaştır. Canımız canlarımız gidiyor. Biz bu acıya nasıl dayanacağız.

EMİNE-Ömer, Hüseyin Hakkı, Celal, İsmail, Osman hepsi mi?

AHMET BEY sadece onlar mı kızım? Kaç Cemal, kaç Ömer gitti. Onlarla beraber geleceğimiz, yarınlarımız gitti. Ey Çanakkale seni geçilmez kılmak için, kaç yiğidi sularına, kaç cengâveri toprağına gömdük. Yarab sen bize güç ver, sabır ver.

( kapı çalınır. Emine kapıyı açar. Hatice Hanım içeri girer. Telaşlı ve bitkindir. )

HATİCE HANIM- hocam, kurbanın olayım, doğru mudur, duyduklarım.

AHMET BEY- Hatice hanım, otur hele, önce sakinleş.

HATİCE HANIM- hocam, Allah-hınızı severseniz doğruyu söyleyin. Herkes benden cüzamlıymışım gibi kaçıyor. Kara haber tez yayılır hocam. Anladım ben, kötü bir şeyler var. Söyleyin ne olur. Ömer’ime ne oldu?

AHMET BEY- Nasıl söylesem bilmem ki?

HATİCE HANIM- Yoksa doğru mu hissettiklerim hocam? Kınalı kuzum Ömer’im…

AHMET BEY- Ömer’imiz, evet Hatice hanım ne yazık ki hissettiklerin doğrudur. Ömer, Osman, Hüseyin, Cemal, Hakkı, İsmail ve daha niceleri nice canlarımız gitti. Onlar birer kahramandı Hatice Hanım kahramanların ardından ağlanmaz. Sen bir şehit, anasısın böyle bir evlat yetiştirdiğin için ne kadar iftihar etsen azdır. Adı göklere yazılan binlerce şehidimiz gibi Ömer’de bu vatanın şerefli bağrında yerini almıştır.

( seyirciye dönerek)

Evet, bir milletin bu milletin şanlı tarihinde şehitler kervanı hep yürüdü. Orta Asya’dan Anadolu’ya, Avrupa’ya, Afrika’ya deyin aziz milletimin kahramanlık öyküleri yazılır, destanı okunur. Ömer bir destan yazdı. Bize destanı okumak ve okutmak düşer. Çanakkale bir milletin yazdığı destanlardan biridir. Söz konusu vatan olunca en çelimsiz, küçücük yavrunun bile nasıl bir nefer olduğunu Çanakkale’de tüm dünyaya ispat etti gençlerimiz.

Çanakkale ayrılıktır
Anadan babadan gardaştan
Çanakkale vuslattır
Kara toprağın bağrına şafaktan

Çanakkale haykırıştır
Çavuşum Ezine’li Yahya dan
Çanakkale kurtuluştur
Yedi bela eşkiyadan (Samet Veli)

Bizler, vatan için, bayrak için kara toprağın bağrına düşmüş bütün şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyoruz. Onlar şunu çok iyi bilsinler ki, emanetleri emin ellerdedir. Sizler, yattığınız yerde rahat uyuyunuz aziz şehitlerimiz.

SON

YAŞAR VURAL

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 yorum