AHMET HAŞİM’DEN HATIRALAR

24 Nisan 2013 0 yorum Fecr-i ÂtÎ Edebiyatı 350 Görüntüleme

                     AHMET HAŞİM’DEN HATIRALAR

                     “Ben bu fecr-i kâzibe (yalancı şafağa- Fecr-i Âtî için söylüyor) kendimi fazla kaptırmadım”

Ahmet Haşim, Fecr-i Âtî topluluğunun çok fazla içinde olmayan ancak verdiği eserlerle fecr-i âti edebiyatının sanat anlayışına en uygun eserler verip ona en fazla bağlı kalan isimlerden olmuştur. Topluluğun içinde aktif olarak yer almasa da Ahmet Haşim’in şöhreti topluluğun şöhretinin neredeyse önüne geçmiştir.

 

Peki, topluluğun amaç ve ilkelerini bu kadar özümsemiş bir şair neden kıyıda kenarda durmuştur? Zaten kısacık ömrü olan bir topluluğa tam anlamıyla neden karışmamıştır? Kaynaklarda topluluk içinde yer almasına rağmen Haşim’in toplantılara sadece bir iki kere katıldığı, çalışmalarını tek başına sürdürdüğü ifade edilmekte ve bu faaliyetlere katılmayışıyla ilgili olarak değişik sebepler ileri sürülmektedir.

Bunlardan ilki; Galatasaray Lisesi’nden arkadaşı İzzet Melih’in Reji idaresinde onun amiri durumunda olması ve Haşim’in kendisine haksızlık yapıldığını düşünerek toplantılara katılmamıştır. İkinci sebep ise, Fecr-i Âtî topluluğunun tıpkı Fransız Akademisi’ndeki gibi topluluğa yeni katılanlar için bir oturum düzenlemesi ve üyelerden birinin yeni katılan kişiyle ilgili bir konuşma yapma geleneğinin olmasıyla ilgilidir. Neyyir isimli genç bir şairin katılımı dolayısıyla yapılan toplantıda takdim konuşmasını Ahmet Haşim yapmış ancak bu konuşma diğer üyeler tarafından beğenilmemiş ve alaya alınmıştır. Bunun üzerine Haşim toplantıyı terk eder ve bir daha toplantılara katılmaz. Ahmet Haşim bu Hadiseyi Yakup Kadri’ye şöyle anlatır:

“Bu kuklaların en tipik örneklerini ben Fecr-i Âtî’de gördüm. Bunlar kendilerine son zamanlarda bir de ‘akademisyen’ süsü vermişlerdi. Yeni seçilen âzaları Fransız Akademisi’nde olduğu gibi karşılıklı nutuklar söyleyerek merasimle kabul ediyorlardı. Hatta bir defasında, bu maymunluğu yapmak felaketi benim başıma gelmişti. Muhatabım Neyyir’di. Beni dinleyenler arasında Cenap Şahabettin’le Süleyman Nazif de vardı. Neyyir’den başka hiç kimse ne demek istediğimi anlayamadı. Anlayamadıkları için de benimle alay etmeye kalkıştılar. Bunun üzerine ben de söğüp sayarak toplantıyı terk edip çıktım, gittim. (…) O kuklalar sana bu hâdiseyi mutlaka anlatmışlardır ve kim bilir beni ne kadar gülünç bir hâle sokarak… (Ahmet Haşim-Yahya Kemal’e Veda s. 117-118)”

Aslında topluluk içinde Ahmet Haşim’e karşı göz ardı edilemeyecek derecede bir ön yargı vardır. Nitekim Yakup Kadri, ilk kez katıldığı Fecr-i Âtî toplantısında Refik Halit’e, Ahmet Haşim’in toplantılara niçin katılmadığını sorar. Refik Halit’in verdiği cevap, topluluk üyelerinin Ahmet Haşim’e bakışlarını ortaya koyması açısından önemlidir:

“O, vahşi bir adamdır, insan içine pek karışmaz. Zaten onu görmeseniz daha iyi olur.”

                Fecr-i Âtî topluluğunda Ahmet Haşim’e karşı var olan olumsuz düşünceler karşılıksız değildir. Kendisi hakkındaki düşünceleri sezinleyen Haşim, aynı şekilde kendisi de onalar karşı olumsuz duygıu ve düşünceler içindedir. M. Salahaddin Güngör’ün Yeni Kitap mecmuasında (14 Haziran 1928) Ahmet Haşim ile yaptığı söyleşide Ahmet Haşim Fecr-i Âtî ile ilgili düşüncelerini şöyle dile getirir:

“Şiirle iştigalimden bir iki sene sonra meşrutiyet ilan edildi. Benim neslimden gençler gülünç bir isim altında edebî taazzuv vücuda getirmişlerdi  (oluşturmuşlardı). Ben vakıa o taazzuva (oluşuma) kendimi tamamen bağlamış değildim. Fakat bütün oradakiler benim arkadaşımdı. (…) Evet Fecr-i Âtî… Dediğim gibi ben bu fecr-i kâzibe (yalancı şafağa) kendimi kaptırmadım. Yalnız bu zümre ile kısaca alâkadâr oldum. Bu alâkadârlığımın en büyük mükâfatı da bana Yakup Kadri ile tanışmak vesilesini vermiş olmasıdır”

                Ahmet Haşim’in Bağdat’ta sekiz yaşında iken  uzun süredir hasta olan annesini kaybetmesi üzerine başlayan yalnızlığı, İstanbul’a gelince de sürmüş; gerek aile çevresinde ve gerekse mektep hayatında kendisine yakınlık duyacak kimsenin olmayışı şairi iyice yalnızlaştırmış ve içe kapanık bir insan olmasına sebebiyet vermiştir. Ayrıca Bağdat’tan gelişi dolayısıyla kendisiyle  alay etmek için mektep arkadaşlarının taktığı “Arap” lakabı şairin içinde fırtınalar koparmış, toplumdan kopuşunu ve yalnızlığını iyice kökleştirmiştir. Gençlik ve olgunluk dönemlerinde bile bu yabancılaşmanın ve tolumdan kopuk oluşun izleri görülmektedir. Tıpkı Servet-i Fünûn sanatçılarında olduğu gibi aynı zevk ve hisleri paylaşan gençlerin oluşturduğu toplulukta bile Haşim, yabancılık çekmiş, görünüşte kendisine yakın olması gereken arkadaşları ile dahi anlaşamamıştır. Hatta kendisinin de bir zamanlar dahil olduğu topluluğa “gülünç, fecr-i kâzip” gibi yakıştırmalar yapmış ve bir nevi onlara olan nefretini açığa vurmuştu.

SİTEMİZDEN KAYNAK BELİRTİLMEDEN ALINTI YAPILAMAZ!

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 yorum