DİL YÂRESİ

30 Mart 2013 0 yorum Dil ve Anlatım 280 Görüntüleme

“Türk dilini öğreniniz! Çünkü Türklerin uzun sürecek saltanatları olacaktır.” Evet, bu söz bundan tam dokuz asır önce Kaşgarlı Mahmud tarafından söylenmişti. Türk dilini, Arap ve Acemlere öğretmek için de kitaplar yazılıyordu. Nihad Sami Banarlı, Divan-ı Lügati’t Türk adlı eserin amacını belirttikten sonra Kaşgarlı Mahmud’un yukarıdaki sözünü şu şekilde tamamlıyordu: “Türk dilini seviniz! Çünkü Türklerin en az geçmişleri kadar büyük gelecekleri olacaktır.”

 

Bu temenni gerçekleşir mi, ya da gerçekleşirse ne zaman gerçekleşir bilinmez ama büyük bir geleceğe sahip olacak bir milletin dili, bugün içler acısı durumdadır. Bir millet, kendi diline ancak bizdeki kadar kötülük yapabilir. Bir devlet, resmi dilini ancak bizdeki kadar sahipsiz ve korunmasız bırakabilir. Bir ülkenin aydınları, konuştukları dili ancak bu kadar aşağılayabilir. Bundan yirmi, otuz yıl önce “bir dilin maddi koruyuculara, kanun koyuculara ihtiyacı yoktur. Dil, konuşulduğu coğrafyada kendini koruyacak manevi savunucular bulur ve ait olduğu milletle varlığını sürdürür” diyebilirdik belki. Ancak şartlar şunu göstermiştir ki, dilimiz hem maddi hem de manevi savunuculara ihtiyaç duymaktadır. Hem de süratle bu ihtiyaç giderilmelidir. Aslında 1 Kasım 1928 yılında çıkarılan “Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanun”a göre; “1928 yılındaki kanunun başlangıcından itibaren Türkçe özel veya resmi levha, tabela, ilan, reklam ve sinema yazıları ile aynı biçimde Türkçe özel, resmi bütün süreli süresiz gazete, kitapçık, broşür ve yayınların Türk harfleriyle basılması ve yazılması zorunludur” denilmektedir. Ancak bu kanun söz konusu tabela, kitap, levha vegazetelerin yeni harflerle yazılışı ve basımıyla ilgilidir. Bu kanunda günümüzdeki dil meselesini karşılayamayan büyük eksiklikler vardır. Zaten asıl sorun Latin harflerinin kullanılışıyla ilgili değildir. Latin kökenli yeni Türk alfabesiyle dilimizin her türlü yabancı sözcük, tamlama ve dil birlikleriyle doldurulmasıdır. Maalesef bu anlamda dilimizi güvence altına alacak bir kanun yoktur.

 

Aslında, 1353 numaralı “Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanun”un da ihlâli söz konusudur. Yani yeni Türk alfabesinde belirtilen 29 harfin dışında kalan “Q, X, W” gibi harflerle tabela ve levha oluşturulduğu, herhangi bir basın yayın kuruluşunun adında “Q, X, W” harflerinin yer aldığı görülmektedir. “Show TV, Max TV, Wap TV, Power Turk TV, Expo Channel, D Sinemax” gibi televizyon kanal adlarında; “Boxer Erkek, Computer World, Turkish Business World, Mac World” gibi haftalık ya da aylık dergi adlarında alfabemizde yer almayan ve kanunda kullanılması açıkça yasak olan “Q, X, W” harfleri kullanılmaktadır. Sadece basın yayın organlarını adlarında değil, tabelalarda ve mağaza adlarında bu harfleri görmek mümkündür. Burada sadece yeni Türk alfabesinde yer almayan harflerin kullanımı ile ilgili örnekler verdik. Ya yeni Türk alfabesindeki harflerle yazılıp da, tamamen yabancı kökenli sözcüklerin oluşturduğu yer isimleri ve özel isimler… Yabancı bir ülkenin malıyla birlikte ithal ettiğimiz terimler, kavramlar… Bunların hangi birine örnek verelim. Basın yayın organlarına verilen isimlerden tutun da, iş yerlerine verilen isimlere, ülkemizde üretilen malların isimlerinden, çocuklarımıza verilen isimlere kadar her şeyi yabancı sözcüklerle karşılar olduk. Hatta köken itibariyle Türkçe olan bir kelimeyi yabancı dil kurallarına göre yazmaya başladık. Binlerce yıldır Anadolu topraklarını ifade temek için kullandığımız “Anadolu” ismini, artık “Anatolia” diye yazar olduk. Kırk asırlık “paşa”mızı, “pahsa” yaptık. Karnımızı doyurmak için ayak üstü “fast food”lara değil de “dönerci”lere uğruyorduk. Son sürat değişim ve yabancılaşmadan dönercilerimiz de nasibini almış ve “dönerchi” olmuş. Eğer Türkiye’nin her yerini gezme imkânım olsaydı yukarıda saydığım çarpıklık ve garipliklere daha yüzlercesini eklerdim.

 

“Türkçe ağzımda anamın ak sütüdür” diyordu Yahya Kemal. Ne yazık ki, dilin doğallığını bozduğumuz gibi sütün doğallığın da bozduk ve sütü bile artık “pastörize” içiyoruz. Ah ne diyelim, dil yâresi en acı yâre imiş!

02 Aralık 2006

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 yorum