Başımıza Gelen En “Büyük Felaket”

24 Nisan 2011 0 yorum Denemeler-Makaleler 270 Görüntüleme

 

BAŞIMIZA GELEN EN “BÜYÜK FELAKET”

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlamaları artık 24 Nisan’ın gölgesinde kalıyor. Nasıl kalmasın ki, her yıl temcid pilavı gibi ısıtılıp ısıtılıp önümüze konan “Ermeni Tehciri” ile ilgili acaba Sam Amca’mız ne diyecek, millet olarak meraktan ölüyoruz. Acaba ABD’nin başındaki zat, “soykırım” diyecek mi, demeyecek mi? Bütün basın 24 Nisanlarda okyanus ötesinden verilecek mesajlara kilitleniyor. “Soykırım” diyecek mi, demeyecek mi? ABD, bir pire için yorgan yakma niyetinde değil belki, onun için hep “Büyük Felaket” sözünü tercih ediyor, “soykırım” yerine ve biz de düğün bayram eyliyoruz “Büyük Felaket” dedi diye. İyi de “Büyük Felaket”ten kasıt ne. “Felaket”in hem de “büyük”üne sebep olan millet yine biz olmuyor muyuz, onlara göre. Bu “Büyük Felaket”in sebepleri üzerine de niye bir iki kelam etmez bu tarihçi kesilen başkanlar.

 

Felaketin büyüğü asıl Türk milletinin başına gelmiştir. Ermeni tehcirinin olduğu dönemlerde Türk milletinin son kalesini elinde tutabilmek için verdiği mücadeleyi, Milletimize sözüm ona çağın medeni devletlerinin uyguladığı zulümleri ve hatta bu devletlerin beslemeleri olan Yunan ve Ermenilerin Anadolu’yu yakıp yıkmasını neden ifadeye yanaşmaz bu okyanus ötesi tarihçi politikacılar. Ermenilerin 19 yıl önce Azerbaycan’da yaptıkları katliamı niye gündeme getirmez bu insanlık hamisi devlet adamları. Van’da Erzurum’da Iğdır’da, Kars’ta hâlâ toplu mezarlar çıkmaktadır. Acaba Türkler hızını alamamışlar da kendi soydaşlarını da mı katledip, çukurlara doldurmuşlardır?

Peki ne olmuş 24 Nisan 1915’te? Bu konuyu Tarihçi Murat Bardakçı’nın ağzından dinleyelim:

“… 24 Nisan 1915, o sene giderek artan Ermeni olaylarının önlenebilmesi için Dahiliye Nazırı Talât Bey’in yani iki sene sonrasının sadrazamı Talât Paşa’nın bazı valiliklere ve mutasarrıflıklaratelgrafla gönderdiği talimat gereği bugün hâlâ tartışılan sert tedbirlerin alındığı tarihti. “1915 Tehciri” denen olayın dayanağı olan kanun ise aynı senenin 27 Mayıs’ında çıkarıldı. 24 Nisan tedbirlerinin sebebi, o tarihten beş ay önce dünya savaşına girmiş olan Osmanlı İmparatorluğu’nun özellikle doğu vilayetlerinde önceden zaten var olan ve devam eden Ermeni ayaklanmasının daha da yayılması ve kanlı bir hâl almış olmasıydı. Van tarafları Ermenilerin eline geçmiş ve isyan diğer vilayetlerde daha geniş şekilde hissedilir olmuştu. Müslüman halk katliama uğruyor, Ermeni komiteleri ayaklanmanın genişlemesi ve bağımsızlık için Rus ordusunun ilerlemesini bekliyordu. Osmanlı hükümeti, isyana karşı 24 Nisan 1915 öncesinde de çeşitli tedbirler almış ama bu tedbirlerin bir faydası görülmemişti. Bu tedbirlerin pek işe yaramaması ve isyanın yayılarak devam etmesi üzerine Başkumandan vekili ve Harbiye Nazırı Enver Paşa, hükümetten istenen neticeyi elde etmeye yarayacak başka tedbirlerin alınmasını istedi. Miladî tarihte 24, Rûmî takvimde 11 Nisan gününün tarihini taşıyan talimat, başkumandan vekilinin bu talebi üzerine harbiye ve dahiliye Nezaretleri arasında yapılan görüşmelerden sonra hazırlandı ve derhal uygulandı.

Vilayetlere ve mutasarrıflıklara gönderilen talimat uyarınca Ermenilerin siyasi faaliyetleri durduruluyor, başta Hınçak ve Taşnak olmak üzere Ermenilere ait parti ve komitelerin büroları kapatılıyor, buradaki bütün evraklara el konuluyor, parti ve komite liderleri ile tehlikeli görülen Ermeniler tevkif edilerek bulundukları yerlerde kalmaları uygun görülmeyenler başka yerlere gönderilip askerî mahkemelere çıkartılıyorlardı.Hükümet birkaç cephede birden savaşan orduyu ve sivil halkı saldırılardan korumak maksadıyla daha sonra bir adım daha attı ve 27 Mayıs 1915 günü bugünkü diliyle “Savaş sırasında hükümetin icraatına karşı gelenler için askeriye tarafından alınacak tedbirler hakkındaki geçici kanun”u çıkarttı. Meşhur tehcir kanunu işte bu idi, altında Başkumandan Vekili ve Harbiye Nazırı Enver Paşa ile Sadrazam Said Halim paşa’nın imzaları vardı ve Sultan Mehmet Reşad tarafından tasdik edilmişti.

1915 tehciri, bu kanunun çıkartılmasından sonra yapıldı ve 924 bin 158 Ermeni tehcire tabi tutuldu.”*

Yukarıdaki cümlelerden de anlaşılacağı üzere tehcir bir “zorunluluk”tan ileri geliyordu ve o dönemin şartlarına göre alınması gereken en hayatî bir tedbirdi. Bir ülkenin ordusu dörde beşe bölünüp değişik cephelerde mücadele verirken, o ülkede yaşayan bir azınlık grup bunu fırsat bilip hem sivillere hem de orduya saldırarak devleti güçsüz düşürmeye çalışacak ve o devlet de kendi birliği ve düzenini korumak için bir tedbir almayacak, böyle bir şey düşünülebilir mi? Milletin en zor zamanında milletin boğazına yapışmaya çalışan sırtlan kümesini, milletin daha fazla kırımını önlemek için tehcire zorlamak o dönem için son çare olarak kalmıştır. Bu tehcir sırasında elbette acılar yaşanmış, ölümler olmuştur. Belki hiçbir olaya karışmadığı halde yerlerinden yurtlarından edilmiş insanların da varlığı söz konusu olabilir. Ancak vakit, bu ayırımı yapabilecek bir vakit değildir. Savaşın şiddetle devam ettiği bir dönemde hangi Ermeni katliamcı, hangisi suçsuz bunu ayıracak ne zaman vardır ne mahkeme, ne de bu işin tahkikatını yapacak görevli. Ayrıca, günahsız Ermenilerin bu tehcirde zarar görmüş olabileceklerini biz kabul ediyoruz da, Anadolu’da masum insanları katlettiklerini Ermeni ve Ermeniciler bugün dahi niye kabul etmiyorlar? Halkın kendilerini savunmak adına kurduğu direniş gruplarının öldürdüğü Ermenileri “soykırım” a uğramış kabul eden bu zevat, Kars’ta, Erzurum’da, Iğdır’da hunharca öldürülen ve halen toplu mezarları ortaya çıkan Türkleri “soykırım”a uğramış kabul etmezler.

Ermeni katliamı yoktur diyen Halaçoğlu’nu yuhlayanlar, elbette “Türkler bir milyon Ermeni’yi kesti diyen” Pamuk’u alkışlayacaklardır. Çünkü bu söyleyen ne de olsa bir “Türk (!)”, dolayısıyla Türkler de bu katliamı kabul etmiş sayılırlar değil mi.

ABD başkanı ne söylerse söylesin – ki sanki “soykırım” dese bir şey yapabileceklermiş gibi havaları var. Süleymaniye’de askerimizin başına çuval geçirenlere verdiğimiz ya da ver(e)mediğimiz karşılık ortadayken- bizim başımıza gelen en” büyük felaket” Türk’e göbekten düşman Türk aydınları (!)dır. Ermeni’nin sıkacağı kurşundan değil ama Türk’ün (!) başıma öreceği çoraptan çok korkarım.

Yaşar Vural

24 Nisan 2011

*Murat Bardakçı, Murat Bardakçı ile Habertürk Tarih, Ermeni işadamının İttihadçı Bakana Tavassut Mektubu, 24 Nisan 2011, sayı 48, s. 10

Resim kaynak: www.bursahakimiyet.com.tr

 

 

 

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 yorum